NETİZ TV
geleceğin net portalı

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DA, ANKARA’DAN DA, TAHRAN’DAN DA, ŞAM’DAN DA, FİLİSTİN’DEN DE DÖNER!

Yazar Nezih Gençler
  

Bölgemizde 1990’lı yıllara damgasını vuran slogan “Son sosyalist devleti yıkıyoruz!” sloganıdır…
Öyle ya! Emperyalist ağababaları Sovyetler Birliği’ni “yıkarlar” da, bağımlı ülkelerde iktidarlı-muhalefetli işbirlikçi kuklalar, maşalar ya da dışa bağımlı sözde “özgürlükçü muhalefet” çeteleri hiç boş dururlar mı? Onlar da boylarına göre yıkacak bir şeyler buldular!

“Sosyalist devlet”ler dedikleri ulusal ve sosyal devlet yapısından arta kalan, sömürü ve talan için ayak bağı Cumhuriyetler hedef tahtasına kondu. Türkiye, Irak, Suriye, İran . . . Kuzey Kore, Venezüella . . .
“Statükocu, merkezi ve hantal devlet!”, “kan emici devlet!”, “faşist, despotik ve bürokratik devlet!”, “sosyalist devlet!”, “Kemalist devlet!”, “mollaların devleti”, “Baas’çı despot devlet” dedikleri yapılardan kurtulmadan kendilerine “Lebensraum: yaşam alanı” (sömürü alanı) bulamayacaklarını biliyorlardı. Kimi sözde “sol” cevreleri de yedeklerine aldılar. Türkiye’de onlarca yıldır denenen etnik ve dinsel bölücülüğün, Irak’ın bombalanması ve fiili olarak bölünmesinin, İran’ın ve Suriye’nin her an askeri olarak müdahale edilecek devletler sırasına konmasının ardındaki neden budur.
Bir Asya haritası açıp bakalım. Hazar denizinin güneydoğusu, güneyi, güneybatısı önümüzdeki yıllarda daha da ısınacak. Uluslarüstü finans-kapital ve onun güdümündeki emperyalist devletler, Ortaasyadan, Afganistan’dan Akdeniz’e kadar açılacak bir koridorun önündeki engelleri temizlemek için her türlü oyuna ve provokasyona başvuruyorlar. Afganistan operasyonu bunun için yapıldı. İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin ve Türkiye’nin parçalanması, Kıbrıs, Ege sorunlarının bir türlü “çözülemeyiş”i, Büyük Ortadoğu Projesi hep bu jeopolitik durum içinde ele alınırsa anlaşılabilir.
EMPERYALİST GÜÇLER KENDİLERİ İÇİN YAŞAM ALANI AÇIYORLAR.
Peki, bizlerin yaşamı yok edilerek açılmak istenen bu “sömürü alanı” savaşlarına karşı ne yapabiliriz? Barış gösterileri, canlı kalkan fedailikleri yeter mi? Hayır! Yetmez!
Peki; İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi ve Filistin’i savunmadan Kuzey Kıbrıs’ı savunabilir miyiz? Hayır!
İran’a, Irak’a, Suriye’ye uygulanan gizli-açık ambargolara karşı durmadan Kuzey Kıbrıs’a uygulanan ambargoyu kaldırabilir miyiz? Hayır!..
İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi, Filistin’i, Kuzey Kıbrıs’ı yani Ortadoğu’yu savunmadan Türkiye’yi savunabilmek olanaklı mı? Kesinlikle olanaksız!.. Hele bugün!..
O halde!..
Hiç tereddüt etmeden Irak’da kurtuluş savaşı veren güçlerin yanında olduğumuzu, emperyalist ordulardan arınmış, bağımsız ve demokratik Irak’ı desteklediğimizi, Irak’a ve diğer komşularımıza yapılacak her türlü saldırıyı ve uygulanacak ambargoyu kendimize yapılmış sayacağımızı AÇIKÇA, DÜRÜSTÇE ve hiçkimseden hiçbir KARŞILIK BEKLEMEDEN ilan etmezsek; Irak’a karşı Amerikan emperyalist güç merkezinin öncülüğünde tezgahlanan saldırıyı ve savaşı durduramayacağımız gibi, övüne övüne bitiremediğimiz, sata sata tüketemediğimiz “Son Türk Devleti”nin mezar kazıcısı olmaktan, vatana, halkımıza, Ortadoğu halklarına ve tüm insanlığa ihanet suçu işlemekten de kurtulamayız.
Tüm halkımızı; bir ellerinde Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs bayrakları, diğer ellerinde İran, Irak, Filistin, Lübnan ve Suriye, hatta Kuzey Kore, Venezüella ve Küba bayrakları ile alanlara taşımalıyız. Ankara Ulus’taki ilk Meclis’e yürümeliyiz. Ulus meydanını Ortadoğu halklarının ve ezilen-sömürülen dünya halklarının meydanı yapmalıyız. Nasıl ki 23 Nisan artık dünya çocuklarının ise.
Barış girişimciliğini ve savaş karşıtlığını sadece Avrupalı ya da Batılılardan bekleyen anlayıştan kurtulmalıyız. ULUSLARÜSTÜ ORTAKLI ŞİRKET VE BANKALARININ ÇIKARLARINI HALKIN VE ÜLKENİN ÇIKARLARININ ÖNÜNE GEÇİREREK ULUS DIŞINA DÜŞEN VATAN VE MİLLET SATICILARI ile Koçlar’la, Sabancılar’la bu hale düşürülmedik mi? Onların “Atatürkçü”lükleri, “vatan-millet-bayrak-allah, laiklik” demagojileri ile tüm değerlerimizin içi boşaltılmadı mı? Sadece ay-yıldızla değil, tüm mazlum halkların bayrakları ile milyonlar ayağa kalkmalı, meşru ve demokratik nefsi-müdafaa yaşam tepkilerini göstermelidirler. “Bıçak” her taraftan “kemiğe” dayanmıştır. Artık yeter!..
Sonra sadece “bayrak asmak” ve “bayrak sallamak” da yetmiyor. Halkçılaşmış ordularımızı ve ordulaşmış halklarımızı, Ortadoğumuzun topraklarını ve halklarını savunmak için seferber etmeliyiz.
“Faik Türün bir vatanseverdi” yalanını söyleyenlerin bile inanmadığı gibi, aradan onlarca yıl geçtikten sonra işte böyle kem küm ederek pisliklerin örtülemeyeceğini bize ille de büyük yıkımların ve savaşların mı göstermesi gerekir? Daha neyi bekliyoruz!..
Gerçekler, madem kalın kafalara başka türlü “DANK” etmiyor, öyle görünüyor ki, bu ortadoğu savaşı da, tıpkı 1. Dünya Savaşı (paylaşımı) sonrasında olduğu gibi yeni umutları, yeni kurtuluş yollarını ve yeni yaşamları böylesine zor ve acı içinden filizlendirip çıkaracaktır.
Doğaldır ki;
yeni Damat Feritler, yeni Vahdettinler, yeni Prens Sebahattinler, yeni İngiliz Kemaller ve uluslarüstü ortaklı, vatansız “yerli” büyük sermaye temsilcileri, onların örgütleri ve onların “Hür” medyaları ve Amerika’nın yanında savaş kışkırtıcılığı yapan, AB ile işbirliği içinde sivil toplumculuk oynayan sollu sağlı tanzimat “aydınlar”ı bağımsız halk mahkemelerinde yargılanacaklar;
yeni Gazi Mustafa Kemaller, yeni Leninler, yeni Dr. Hikmetler, Chavezler, Nasrallahlar ve onların yiğit halk orduları ve halkçı cumhuriyetleri tarafından tarihin çöplüğüne atılacaklar.
Ya Ortadoğu Halklarının Kuvayi Milliyeleri Birliği
Ya da Kölelik, Açlık, İşsizlik ve Ölüm

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar