NETİZ TV
geleceğin net portalı

VARLIK VERGİSİ

Yazar:Doğan Ergun
(Kuvayı Milliye Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2001 tarihli 28. sayısında yayınlanmıştır.)
Gerçeğin Belirleyicileri ve Varlık Vergisi Örneği ve de Bir Çocukluk Anısı
Son zamanlarda, kimi televizyon kanallarında, 1942 yılında Türkiye’de iktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi Hükümeti tarafından uygulamaya konulan varlık vergisi tartışıldı.
Anlaşılıyordu ki, tartışmalardaki niyet, daha çok, söz konusu varlık vergisini uygulayan siyasal partinin “gizlenmiş” ırkçılığını vurgulamaktı. Özetin de özetiyle söylersek, deniliyordu ki: amaç; o yıllarda azınlıklardan (Yahudi, Rum, Ermeni) zengin olanların zenginliğini ele geçirmek, ve bu zenginliği, Türklerden oluşturulacak bir ulusal burjuvaziye aktarmak…
Bir kere, bu söylenenlerin doğruluğunu kanıtlamak, ikna edici – inandırıcı belgelerin bulunması ve sergilenmesiyle mümkün kılınır ancak. Diyelim ki, böyle belgeler bulunabilir, ve vurgulanan – iddia edilen şey şu ya da bu oranda doğrulanabilir. Doğrulansa bile, böyle bir doğrulama, bilimsel bir nitelik taşımaz; böyle bir doğrulama bilimsel çalışma adını alamaz. Her şeyden önce, böyle bir çalışma, bilimsel yöntemin bütünlük ilkesini, araştırmanın başında bile bile göz ardı eden bir çalışmadır.
Şöyle ki, 1942 varlık vergisi, yalnız azınlıkların zenginlerinden alınmamıştı; azınlıklardan bir tek kişinin bile bulunmadığı il ve ilçelerimizin zenginlerinden de varlık vergisi alınmıştı. Ve Türk halkının çok büyük bir çoğunluğu, bu söz konusu varlık vergisini büyük bir sevinçle karşılamıştı ve onaylamıştı. Bu Türk halkının büyük çoğunluğu “gizlenmiş” ırkçılığını açığa mı vuruyordu acaba?!
O yıllarda, Türkiye’de azınlık zenginlerinden başka, savaş zengini, karaborsa zengini, kısacası haksız kazanç sahibi başka yurttaşlarımız da elbette vardı. Ama Türkiye, bütün yurttaşlarıyla bir bütündü. Bu yazının kısalığı içinde o ulus bütününü sosyoloji bakımından betimleyecek değiliz. Bir sanatçı – bir şair, sezgisiyle gerçekleri daha anlamlı kılabilir. İşte, Nazım Hikmet’in o yılların Türkiye’sini seslendiren şu şiiri:
Tarif kabul etmez, -diyorlar,- İstanbul’un sefaleti,
milleti, -diyorlar,- kırıp geçirdi açlık,
verem illeti, -diyorlar,- diz boyu.
Şu kadarcık kız çocuklarını, -diyorlar,- yangın yerlerinde, sinema localarında…
O yılların fakiri çok Türkiye’sinde, Akşehir’de de bir tek Yahudi, bir tek Rum, bir tek Ermeni yoktu; yoktu ama, Akşehir’in büyük ve orta zenginlikteki Türk yurttaşlarından varlık vergisi alınmıştı. İlçe Malmüdürlüğü binasının ön duvarına asılmış olan listede varlık vergisi vermekle yükümlü olanların adları ve ödeyecekleri vergi miktarları belirtilmişti. O listedeki kişilerin adları ve ödeyecekleri vergi miktarları okundukça, duyuldukça, tekrarlandıkça, Akşehirliler içinde, Yaşasın Cumhuriyet… Yaşasın Cumhuriyet diye bağıranların sayısı bir hayli çoktu; yani bizim Akşehir çok sevinmişti; ve varlık vergisini bir Cumhuriyet yeniliği, bir Cumhuriyet nimeti olarak algılamıştı. Görülüyor ki, bir çocukluk anımı kısaca anlatmış bulunuyorum. Akşehir’den başka, Türkiye’nin Kırşehir’inde, Ödemiş’inde, daha pek çok yerinde, benim çocukluk anımı andıran anılara sahip daha pek çok yurttaşımız vardır. Çok kısaca demek istediğim şu ki, 1942 varlık vergisini, yalnız ve yalnız Türkiye’deki azınlıklara karşı bir ırkçılık yaptırımı olarak algılamak, bilimsel değeri olmayan bir niyet olarak kalmaktadır…
Eğer bir çalışma, bilimsel araştırma adı altında yapılacak ve sunulacaksa, o çalışmanın ya da o konunun bütün boyutlarıyla ilgili, mümkün olduğu kadar en fazla bilgi toplanmalıdır. Ve bu bilgiler / bu veriler, en bilimsel bir yöntemin ilkeleri doğrultusunda soyutlanarak kavramlar olarak gösterilmelidir / açıklanmalıdır. Değilse, 1942 varlık vergisini, Türkiye’deki azınlıkların zenginlerinden de alınan vergilerden dolayı, o yılların Cumhuriyet Halk Partisi Hükümeti’nin “ırkçılığı” olarak değerlendirmek, bilimsel bir yaklaşım olmadığı gibi, aynı zamanda ve en azından söz konusu partiye ve hükümetine haksızlık etmek demektir.
Türkiye’mizin şu son aylarda geçirmekte olduğu ekonomik bunalımı, en yoğun biçimde halkımızın büyük bir çoğunluğu yaşarken, ister istemez, tarih bilmenin ya da bilim olarak Tarih’in işlevi, insanın aklına geliyor. Tarih, şimdi nasıl davranmalıyız, ileride ne yapacağız, bunları öğretmez; çünkü koşullar baştan başa değişmektedir. Fakat, şimdiki insanlar ve toplumlar şimdiki sorunlarına ancak katma ya da katkı olarak, tarihte, araç / teknik aramalıdırlar; değerler, erekler aramalıdırlar.
Şimdilerde Türkiye’mizde büyük bir ekonomik bunalım geçiriyoruz, ve halkımızın büyük bir çoğunluğu acı çekiyor. Şimdiki koşullarımız 1942 koşullarına benzemiyor ama, 1942 varlık vergisi, şimdiki sorunlarımıza teknik olarak, değer olarak, ilham olarak neden katkı sağlamasın?
Tam da varlık vergisi zamanı! Değil mi?..

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar