NETİZ TV
geleceğin net portalı

ULUSA ÇAĞRI

Yazar Kuvayi Milliye Dergisi
(Kuvayı Milliye Dergisi’nin Mart-Nisan 2001 tarihli 27. sayısından)
Ekonomik bir krizin doğurduğu siyasi bir kriz ile karşı karşıya değiliz. Tam tersine; böl-parçala-yönet planlarının gereği olan siyasi dayatmaları bir an önce gerçekleştirmemiz için uygulanan ekonomik, sosyal, kültürel ambargo ve programların yarattığı çöküşü yaşıyoruz.
“Ekonominiz elimizde! Eğer dediklerimizi yapmazsanız çökertiriz!” diyorlar…
Bir kısım emperyalistler; ‘demokratik ve barışçı’ yollardan dağılmamızı ve parçalanmamızı dayatan ‘müttefiklerimiz’. Diğerleri ise; ulusal(cı) güçleri birbirinden ve halktan kopartmaya çalışan, ‘kaç ben kurtarayım’ diyerek icazetli bir askeri müdahaleyi kışkırtan ‘stratejik ortaklarımız’.
Uluslararası mali sermayenin çıkarları için davranan, komşularıyla savaşan taşeron ya da fedai durumuna düşürülmek isteniyoruz.
‘Müttefiklerimiz’ “kırk katır”, ‘stratejik ortaklarımız’ “kırk satır” buyuruyorlar…
“… (IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü) Bu kuruluşlar, yeni bir uluslararası mafyadır. Her tür rüşvet, yolsuzluk ve bunun gibi usullere başvururlar. Bir kaç ülkede IMF, bazı temel istatistiki endekslere yanlış değerler verebilmek için, bazen de çok geniş ölçüde diyebileceğimiz istatistiki sahtekarlığa başvurmuştur. Bu sahtekarlığın amacı, o ülkede, çocukların ve ekonomik açıdan korunmasız diğer grupların ölümüne ve yıkımına yol açan ağır ekonomik önlemlerin gerekliliğini kanıtlamaktır.
IMF, ayrıca köleleştirdiği hükümetlerle işbirliği yaparak, politikalarına karşı çıkmaya cüret eden insanları bastırmak ve katletmek yoluna gitmektedir. Fon’a karşı çıkan ve politikalarına direnen kişiler, takibe uğramakta ve pek çok durumda da elimine edilmektedir. IMF, hükümetlere resmen başvurarak, eylemleri ve kamuoyuna demeçleri ile IMF’nin hoşuna gitmeyen bir imaj çizen bazı kişilere karşı baskıcı önlemler alınmasını istemekten çekinmemektedir… Bu kuruluşlar kendilerini yerkürenin yeni asilleri olarak görmektedirler. Bunlar yasaların üstündedir. Kendileri hariç, hiç kimseye hesap vermezler…
Dünyanın hiçbir yerinde yapısal uyum programının başarılı sonuç verdiği olmamıştır.”
(IMF’den istifa eden Grenadalı iktisatçı Davison Budhoo, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Temmuz 1993)
Gerekçeler:
Çağımızın savaşları sadece silahlı saldırı ve askeri işgaller ile olmuyor. Ekonomik, ticari, teknolojik, sanayi, tarımsal, moral ve kültürel alanlardaki saldırı ve çökertmeler, hisse senetli işgaller ülkelerin ve halkların varlıklarını tehdit ediyor. Bu nedenle:
1- Dünya finans-kapitalinin, ‘yerli-yersiz’ ortakları eliyle yürüttüğü hisse senetli işgalin durdurulabilmesi;
2- Ekonomik ve sosyal adalete dayalı, doğayla ve toplumla çelişmeyen bir topyekun kalkınmanın ve refahın sağlanabilmesi;
3- Ekonomik, sosyal, siyasal, doğal ve askeri her alanda geri dönüşsüz nihai barışın ve adaletin sağlanabilmesi için;
Yurtta, Halkçı Cumhuriyet ile Cumhuriyetçi Halk bütünlüğü gerçekleşmeli; dünyada, bugünkü gibi bir Birleş(tiril)miş Milletler yerine, ulusal ve halkçı cumhuriyetlerin özgür ve kardeşçe birliği kurulmalıdır.
Bizim gibi ülkelerde bu iki amacı gerçekleştirebilmek için; yaşama hakkının doğal ve meşru bir gereği olarak örgütlü halkın ordulaşması ile ordunun halkçılaşması sentezi yaşama geçirilmelidir.
Ülkemizi IMF ve Dünya Bankası’nın vesayeti, reçeteleri ve “adam”larıyla “idare” etmeye kalkanlar; hakimiyeti kayıtsız şartsız uluslararası şirket ve bankalara bıraktılar.
Gelinen bu noktada, ekonomik, sosyal ve siyasal koşulların önümüze koyduğu yol ayrımı:
Ya ekonomik ve sosyal kurtuluş! Ya manda ve sömürge!
Ya mazlum halklar dayanışması! Ya taşeronluk, fedailik, kölelik!
* Ya istiklal! Ya ölüm!
Sovyetler Birliği, Irak, Yugoslavya ve Filistin’in başına gelenler, ülkemizin ve halkımızın da kaderi yapılmak isteniyor. Türkiye Cumhuriyeti, ülkemiz ve halkımız; uluslararası holding ve bankaların, onların emrindeki emperyalist devletlerin çıkarları doğrultusunda ekonomik, sosyal, kültürel, moral ve siyasal parçalanmaya, dağılmaya ve çöküşe mahkum ediliyor. Bu sömürü ve yıkım, tüm dünya halklarına ve ülkelerine karşı yaklaşık 150 yıldır sistemlice uygulanıyor. İnsanlığın varlığını tehdit eden topyekûn bir çöküş ile karşı karşıyayız. Bizim gibi ülkelerin ekonomileri, tarımı, teknolojisi, sanayi birikimi, işgücü, maddi-manevi-kültürel değerleri yok edilip halkları açlığa, susuzluğa, yokluğa, etnik ve dinsel parçalanmaya, hatta doğal afetlere mahkum ediliyor.
Dünyada ve ülkemizde bu savaşın asıl sorumlularını gizlemek için sanal gündemler yaratılıyor. Aç, işsiz ve çaresiz kalabalıkların kurtuluş arayışları; etnik ve dinsel çatışmalara, birbiri ile boğazlaşmalara yönlendiriliyor. İrtica, çok hukukluluk, mikro milliyetçilik ve şovenizm kışkırtılıyor, destekleniyor.
Türkiye’ye yönelik Ermeni, Kürt, Rum vb. soy kırımı iddiaları, “etnik-dinsel özgürlük”, “insan hakları”, “yerinden yönetim”, “NGO” ve “Sivil Toplum” adı altındaki dayatmalar; “Batılı”ların, bölgedeki ekonomik ve askeri çıkarlarını savunmak için birer araçtır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Ermeni, Yahudi, Rum, Kürt, Arap, Türk vb kökenden gelen insanlarımızın, sözümona “özgürlük ve insan hakları” maskeleriyle, “etnik-dinsel kimlik” adı altında bölünmeye kalkılması; emperyalizmin ‘böl-parçala-yönet’ planının sonucudur. ABD, AB ve İsrail gibi “Stratejik Ortak-Müttefik” olarak adlandırılan devletlerin, ülkemizi ve halkımızı nasıl bir cehennemin içine itmeyi amaçladıkları, son yıllarda daha açık-seçik görülmüştür.
MGK’nın tavsiyesi ile Türkiye-Irak arasında başlatılan ekonomik ve siyasi yakınlaşma sürecine karşın ABD’nin İncirlik’i kullanarak yaptığı saldırılar, Türkiye’ye karşı yapılmaktadır. Topraklarımızdan kalkan Amerikan uçaklarının, “uçaksavar kilitlenmesi” yalanı ile Irak’ı bombalaması ulusal çıkarlarımıza aykırıdır.
Ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri tüm alanlarda ikinci bir kurtuluş savaşı kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gündeme geliyor. Kişilerin ve grupların subjektif düşünce, dilek ve niyetlerinden bağımsız, objektif bir gerçeklikle yüz yüzeyiz.
Bu tespitler, hiç yoktan bir kaos ve çatışma ortamı yaratmak için yapılmadı. Uluslararası tekelci sermaye ve yerli ortaklarına karşı, durduk yerde bir hareket başlatmak da isteniyor değil. Ancak, onlar, halkımıza ve ülkemize karşı çoktan başlattıkları ablukayı ve işgali sonuçlandırmak, üniter devlet yapımızı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni sonu belli olmayan bir kaosun içine itmek, ülkemizi parçalamak, halkımızı dağıtmak ve bu topraklarda, uluslararası bankalar sistemine bağlı olarak yerinden yönetilen kent-şirket devletçikler federasyonunu kurmak istiyorlar.
Mazlum halkımıza karşı yürütülen bu ezme ve sömürgeleştirme operasyonunun istemesek de tam ortasındayız. Bu nedenle, içine düşürüldüğümüz bu ekonomik ve sosyal durumu yok saymak ya da görmezlikten gelmek, insan olma hakkımızı ve varlığımızı korumaya yetmeyecektir.
Buradan tüm ulusumuza sesleniyoruz:
Türkiye Cumhuriyeti olarak, son yıllarda, zamanla da olsa telafisi mümkün olmayacak tehditler, tehlikeler ve büyük yıkımlarla karşı karşıya bulunmaktayız. Emperyalist güç odakları, yerli ortakları marifetiyle, ülkemize ve halkımıza bir program dayatmaktadır. Bu program; ‘Evrensel değerler’, ‘insan hakları’ maskeli, ‘Kopenhag Kriterleri’, ‘Katılım Ortaklığı Protokolü’ içeriklidir. Tıpkı 20. yüzyılın başındaki Sevr gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ülkenin ve halkın parçalanmasını amaçlayan siyasi bir komplo programı ile karşı karşıyayız. Türkiye Cumhuriyeti’ni, ülkemizi, halkımızı, yeraltı ve yerüstü tüm zenginliklerimizi savunmakla görevli demokratik kitle-meslek örgütleri, cumhuriyet kurumları ve ordu; çeşitli “küreselleşme ve entegrasyon” oyunlarıyla, ellerinden “silahları” alınıp direniş manivelaları yok edilerek tecrit edilmek istenmektedir. Bu durum tarihteki Mondros Silah Bıraktırılması anlaşmasını andırmaktadır. Peşinden Sevr gelmektedir. Ekonomik çökertmelerle, çeşitli baskı ve dayatmalarla hükümete hazırlattırılan sözümona “Ulusal Program”; Yeni Sevr’in yaşama geçirilmesinin başlangıcıdır…
Uluslararası mali sermaye ve ‘yerli’ ortakları; TÜSİAD’lar, MÜSİAD’lar, TİSK’ler Türkiye’de “yeni devlet” istiyorlar. Bu isteklerine karşı duran sivil, resmi ve askeri makam ve kurumları ya tasviye etmeye ya da başlarına musallat ettikleri belalarla uğraştırarak tecrit etmeye çalışıyorlar. Ülkemizdeki sendikasızlaştırma, kooperatifsizleştirme ve halk örgütlerinin yönetimlerini yozlaştırma çalışmaları ile kitleleri yılgınlığa ve bireysel çıkmazlara mahkum ediyorlar. Ülkesinin ve halkının çıkarlarını, hukukun üstünlüğünü savunmaya çalışan Cumhurbaşkanı’nı ve tarihi, kültürel ve hukuki yapısı gereği ülkeyi, halkı, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmakla görevli olan Türk Ordusu’nu yıpratmak, halkın gözünden düşürmek ve işlevsizleştirmek istiyorlar. Böylece, son yıllarda ters düştükleri MGK’nın da tasfiyesini gündeme getiriyorlar.
“İşte bu ahval ve şerait içinde”, durumdan görev çıkarıyoruz:
Türkiye, bir sömürge-taşeron ülke haline getirilmektedir.
Bundan kurtulmak için:
1. Gümrük Birliği Anlaşması yürürlükten kaldırılmalıdır. AB’ye üyelik girişimleri, uyum ve entegrasyon çalışmaları tüm alanlarda durdurulmalıdır. Başta ABD olmak üzere, AB ve İsrail gibi emperyalist devletlerle imzalanan, ulusal çıkarlarımıza aykırı tüm ekonomik, ticari ve askeri anlaşmalar iptal edilmelidir. Bu ülkelerle, bölgeyi ve içişlerini ilgilendiren işbirliğine son verilmeli, bu ülkelerin istihbarat subaylarının ve silahlı kuvvetlerinin ülkemizdeki her türlü faaliyeti durdurulmalıdır.
2. Halkımızın iradesi dışında gerçekleşen dış borçlardan ülkemiz ve halkımız yararlanmamıştır. Dış borçları, kimler aldıysa ve bu paralardan kimler yararlandıysa onların ödemesi gerekir. Halkımızı ve ülkemizi dış borç bataklığına çekip bu borçları halka yükletmeye kimsenin gücü yetmez. 3. Meşrutiyet dönemi hiçbir zaman gelmeyecektir. Emperyalist paraların ülkemizdeki egemenliğine son verilmelidir.
Ulusal sanayimizin, tarımımızın, kalkınmamızın ve ekonomik – sosyal adaletin önündeki her türlü iç ve dış engelin an geçirmeksizin temizlenmesi yaşamsal bir gereksinimdir. Nükleer enerji dahil her türlü ekonomik, teknolojik ve bilimsel gelişmişliği sağlıklı ve insanlığa yararlı biçimde gerçekleştirecek ve halkın refahını hızla artıracak bir düzenin kurulmasının süreci başlatılmalıdır. Sanayimizin, tarımımızın, üretim-paylaşım-tüketim sistemimizin ve kalkınmamızın, örgütlü halk ve halkçı cumhuriyet ilkeleriyle reorganizasyonu kaçınılmazdır.
3. Özel ve kamu sektöründeki işçi çıkarmaları durdurulmalı, tüm yurtta SSK’ya üyelik ve sendikal örgütlenme seferberliği başlatılmalıdır. Köylü üreticilerimizin ulusal düzeyde, merkezi ve demokratik örgütlülüğünün sağlanması ve desteklenip geliştirilmesi gerekir. Kooperatifleşmenin yaygınlaştırılması, Köy-Koop’un ve Tarım Satış Kooperatifleri’nin desteklenmesi yaşamsal görevlerimizdendir. Ulusal nitelikteki küçük ve orta ölçekli sanayinin geliştirilmesi ve örgütlenmesine özel önem verilmelidir. USİAD gibi kuruluşlar desteklenmeli ve güçlendirilmelidir.
4. Kamu bankalarının ve kamu arazilerinin, enerjinin, iletişimin ve ulaştırmanın; “siyasetten arındırma” bahanesiyle satılması, kiralanması, özelleştirilmesi durdurulmalıdır. Bu, vatanı satmaktır. Özelleştirilen ve özelleştirilmesi düşünülen işletme ve kurumlar, kamu arazileri ve kamu bankaları; ilgili halk kesimlerimizin demokratik-örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümüne devredilmelidir.
5. Son yıllarda medyanın ve aydınların büyük çoğunluğu, tüm ‘yenilik’leri ‘Batı’dan bekleyen ‘mütareke basını’ ve ‘mütareke aydınları’nın özelliklerini gösteriyorlar. “Demokrasi” ve “insan hakları”nı bile ‘Batı’dan bekliyorlar. Oysa; fabrikada, tarlada, karakolda, cezaevinde, okulda, sokakta gizli-açık, derin-sığ her türlü baskı, işkence ve cinayeti durdurmak, temel insan haklarına, eşit yurttaşlık ilkelerine ve hukuka aykırı her türlü uygulamaya son vermek, bu ülke aydınlarının ve halkının hak ve görevleridir.
6. Ekonomik bağımsızlığın, siyasi ve kültürel bağımsızlığın, ekonomik ve sosyal adaletin yaşama geçirilmesi ne kadar önemli ise, askeri bağımsızlık da en az onlar kadar yaşamsaldır. Her türlü çağdaş teknoloji ve silah ile donatılmış güçlü ve halkçı bir orduya her zamankinden daha çok bugün gereksinim vardır. Böyle bir ordu da ne özelleştirerek, ne küçültülerek ne de profesyonelleştirerek yapılabilir. En son teknolojiyi, silahı, planı ve programı, ancak vatansever halk çocukları bulur, üretir ve uygular.
7. Ulusal ekonomimizi ve savunmamızı tehdit eden uluslararası ilişkiler durdurulmalıdır. Ulusal çıkarlarımıza aykırı ve lüks ithalat önlenmelidir. Gümrüklerimiz ve sınırlarımız, ulusal çıkarlarımıza aykırı olan ekonomik, ticari, siyasi ve askeri geçiş ve ilişkiye kapatılabilir. Vatan coğrafyamız ve halkımız; sanayi, tarım, hayvancılık ve ulusal güvenlik dahil her alanda kendi kendine yeterli gelişimi ve atılımı yapacak maddi-manevi güce sahiptir.
8. Başta ABD, İsrail ve AB olmak üzere, tüm emperyalist merkezlerin, yerli-yabancı ortakları aracılığıyla, direkt ya da dolaylı yollardan kiraladığı veya satın aldığı GAP’taki ve diğer bölgelerdeki topraklar ve kıyılar; kamu desteği ile, üretim ve hizmet kooperatiflerine devredilerek millileştirilmelidir.
9. Amerikan, Avrupa ve İsrail merkezli emperyalist güçler, dinci ve etnik irticayı kullanarak ulkemizi ve halkımızı böl-parçala-yönet politikalarına mahkum etmekte. Aralarındaki çelişkiler ayrıntılarda ve taktik nitelikte; sömürüden daha fazla pay kapma hırlaşmasından kaynaklanıyor. Stratejik ve asıl olarak; Tayyip-Fethullah ikilisinde olmazsa Saadet-Hizbullah gösterip ‘kaç ben kurtarayım’cı çevik bir vuruşta veya kemalimsi bir dervişlikte ve duyunu umumiyede anlaşıyorlar. ‘Ilımlı İslam’ ile ‘Ilımlı Bölücülük’ emperyalizmin en büyük iki kozu. PKK ve Apo’nun geçmişi unutturulup yeni bir ‘görev’ ile kullanıma sokulmaya çalışılıyor. Emperyalizm, Irak Cumhuriyeti’nin kuzey bölgelerinde yaşayan Kürt kökenli Irak Cumhuriyeti yurttaşlarını, çeşitli vaatlerle kandırıp kışkırtmakta, orada yeni bir İsrail kurmaya çalışmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri ya da istihbarat birimleri, Bağdat Hükümeti’nin bilgisi ve daveti dışında, Irak’ın kuzeyindeki bu oluşuma (eğer yapıyorsa) askeri yardıma son vermeli, Irak’ın toprak bütünlüğü lafla değil işle tanınmalıdır.
10. Amerikan üstlerinin varlığına son verilmelidir.
11.Tüm komşularımızla ve özellikle tarihi, kültürel, ekonomik, sosyolojik ve askeri alanlarda doğal müttefiklerimiz olan Avrasya, Ortadoğu ve Ortaasya ülkeleri ve halkları ile dostluk ve kardeşlik temelinde ekonomik ve ticari faaliyetlere hız verilmelidir. Bu ülkelerin örgütlü halk kesimleri, birbirleriyle üst birlikler kurarak bölgesel-küresel ekonomik ve sosyal dayanışmayı sağlam temellere oturtmalıdır. Mazlum halklar enternasyonali, bu ülkelerden başlayarak, lafla değil işle gerçekleştirilmelidir. Dünya barışına hizmet amacıyla, bu halklar arasında siyasi ve askeri her türlü iş ve güçbirliği geliştirilmelidir. 20. yüzyıl gibi 21. yüzyıl da ezilen ve sömürülen halkların toplumsal uyanış ve kurtuluş yüzyılı olacaktır.
12.Toplumumuz, ekonomik ve sosyal adalet temeline dayalı, demokratik bir anayasaya, yeni bir sendikalar, kooperatifler, dernekler ve partiler yasasına, yeni bir çalışma yasasına ve seçim yasasına öncelikle ve ivedilikle gereksinim duymaktadır.
Halkın kendi kendisini yönetmesi diye özetleyebileceğimiz gerçek demokrasi ve gerçek cumhuriyeti kurup geliştirebilmenin yolu; ekonomik ve sosyal adalete dayalı, örgütlü halkın fiilen yönetime katıldığı bir sistem kurmaya başlamakla açılabilir. En kısa yol bu. Başka alternatif yok.
Bunları yaşama geçirmek, şu veya bu Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, Meclisi’nin ve diğer devlet kurumlarının, hatta aydınların ve halkın; yapıp yapmamakta tereddüt edebileceği cinsten işler değildir. Ülkemizin, halkımızın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlık ya da yokluğu, bunların gerçekleşmesine, öncelikle, ivedilikle ve tam olarak yaşama geçirilmesine bağlıdır.
Tüm bunlar, aslında, hükümetin, parlamentonun ve devlet kurumlarının asli görevlerindendir. Ancak bugünlerde hükümet ve devlet bürokrasisi; “Son Türk Devleti”ni ve ekonomik-sosyal-külkürel-siyasal yapımızı “Batılı”ların istediği hale getirmek için gece gündüz demeden harıl harıl çalışmakla meşgul…
Doğaldır ki bunları gerçekleştirebilecek halkçı ve bağımsızlıkçı bir erk gerek. Üretici halkın örgütlü önderliği gerek.
Halkımızın 1919 mücadele azmi ve örgütlenme dinamizmi özgürleştirilmeli, o ilk heyecanlı realizmimiz yeniden canlandırılmalıdır. Unutmamalıyız ki; halkımızın örgütlü gücünden başka güvenebilecek ve sığınabilecek hiç bir yer yok…
Halkçı Cumhuriyet – Cumhuriyetçi Halk:
l- Halkımızı ve ülkemizi korumak ve geliştirmek gibi yüce bir misyon taşıyan Cumhurbaşkanlığı’na ve Genel Kurmay Başkanlığı’na öneriyoruz; ülkesinin ve halkının çıkarlarını savunan, kaderi ülkesinin ve halkının kaderiyle özdeş olan, “şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid” etmemiş aydınlardan, akademisyenlerden, yayın organlarından ve demokratik kitle-meslek örgütleri temsilcilerinden oluşan, en az istişari düzeyde hizmet üretecek özerk bir iletişim ve eşgüdüm kurulu oluşturmalıdırlar. Örneğin 15 üyeden oluşan bu kurul, her iki kuruma birden hizmet üretebilir.
İçinde bulunduğumuz ağır durumdan kurtulmanın İLK ADIMı; bu kurulun oluşturulup Cumhurbaşkanlığı’nda ve Genel Kurmay Başkanlığı’nda çalıştırılmasıdır.
Kurtuluşun İKİNCİ ADIMı olarak da;
ll- Ulusalcı demokratik kitle-meslek örgütlerimizin temsilcilerine, halkçı ve ulusalcı aydınlara ve resmi, askeri, sivil cumhuriyet(çi) kurum ve kuruluşlarımızın temsilcilerine öneriyoruz; birlikte, meşru ve demokratik zeminde, karma, geniş katılımlı ve SENATO gibi çalışan bir danışma kurulu oluşturup, ülke sorunlarına burada çözüm yolları üretmeliyiz. Halk kesimlerimizin genel nüfusla orantılı olarak ve niteliklerine göre temsil edildiği, örneğin 300 üyeden oluşan bu kurul; ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri alanlarda bir Ulusal Savunma-Örgütlenme-Kalkınma Programı hazırlayabilir… Yukarıda önerdiğimiz istişari iletişim ve eşgüdüm organı, böyle bir kurul oluşturulmasına öncülük edebilir. MGK Sekreterliği ile kurulacak bir eşgüdümle, bu kurulda belirlenen öneriler MGK’ya götürülebilir. MGK da bunları Meclis’e ve Hükümet’e tavsiye edebilir.
MGK’nın sivilleştirilmesi istenmiyor muydu? “Katılımcı Demokrasi” denmiyor muydu?
Başta Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı, Bankalar Yasa Tasarısı, Sosyal Güvenlik “Reform”u, Tarım “Reform”u, “Şeker Yasası”, “Tütün Yasası”, “Doğrudan Destek Yasası”,”İhale Yasası”, “Endüstri Bölgeleri Yasa Tasarısı” ve “demokratikleşme” adı altında hazırlanmış ve hazırlanacak yasal değişiklikler olmak üzere tüm yasal ve anayasal revizyon çabaları durdurulmalı, ulusal çıkarlarımıza aykırı tüm anlaşmalar, lüks ithalat ve borç ödemeleri dondurulmalıdır. Öncelikle enerji, iletişim, ulaşım ve tarım alanlarındaki talan ve çöküşü durdurmak; “yapısal uyum”, “entegrasyon”, “insan hakları”, “etnik ve dinsel özgürlük” maskeleriyle gerçekleştirilmeye çalışılan parçalanmayı önlemek; Gümrük Birliği’nden çıkmak; AB’ye üyelik girişimlerini tüm alanlarda durdurmak; Kıbrıs, Ege ve GAP üzerindeki emperyalist oyunlara son vermek; ülkemizin varlık-yokluk meselesidir.
Baş taraftaki ‘Gerekçeler’ bölümünde de belirttiğimiz gibi, tüm bunlar, ulusal güvenliğimizi yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenlerle, Hükümet’e ve Meclis’e tavsiye etmesi için MGK’ya öneriyoruz;
lll- l. ve ll. önerilerdeki kurulların yapacağı Ulusal Savunma-Örgütlenme-Kalkınma Programı’nı yaşama geçirmek üzere Ulusal Savunma-Örgütlenme-Kalkınma Seferberliği ilan edilmelidir. Mazlum Halklar Enternasyonali doğrultusunda Avrasya, Ortaasya ve Ortadoğu ülkeleriyle ekonomik, sosyal ve askeri dayanışma ve işbirliği için sivil ve resmi geniş kapsamlı bir çalışma başlatılmalıdır. Tüm anlaşmalarda, yasa ve anayasa değişikliklerinde referanduma gidilmelidir.
Bugünlerde üzerinde pek çok konuşulan kamu arazileri ve bankaları halkımızın öz varlıklarıdır. Bu nedenle, halkımızın demokratik-örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümünde yeniden yapılandırılmalıdır.
Kamu arazilerimiz; TMMOB, konut kooperatifleri, küçük sanayici siteleri ve üretici köylü kooperatifleri ile birlikte üretim ve istihdama yönelik olarak değerlendirilmelidir. Kamu bankalarımız ise, kuruluş amaçlarına ve işlevlerine uygun, üretici halk kesimlerimizin örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümünde bir yeniden yapılanma ile verimli hale getirilebilir. Halk Bankası; küçük sanayici ve esnafımız için vardır. Ziraat Bankası köylü üreticilerimizindir. Emlak Bank ile milyonlarca evsizimizin konut sorunu çözülebilir…
Hazine arazilerinin ve kamu bankalarının satışı, ulusal güvenliğimizi yakından ilgilendirir. ‘Gerekçeler’de de belirttiğimiz nedenlerle, Hükümet’e ve Meclis’e tavsiye etmesi için MGK’ya öneriyoruz;
lV-
a) Kamu arazileri:
İlgili oda ve meslek kuruluşları, ilgili halk kesimlerimizin ve ilgili kamu kuruluşlarımızın temsilcileri; kamu ya da hazine arazilerimizi özelliklerine göre gruplandırmalıdır. Konut, sanayi, tarım, orman, hayvancılık, akarsu-göl-deniz kıyısı, madencilik, petrol, turizm, tarih, arkeoloji vs. Bu topraklarımız; konularına göre kurulmuş – kurulacak özerk ve demokratik kooperatifler ve birlikler ile, üretime yönelik ve verimli olarak işletilebilir. Bu doğrultuda yasal ve anayasal çalışmalar başlatılmalı, ilgili bakanlıklar, yerel yönetimler, il özel idareleri, il genel meclisleri ve il imar müdürlükleri harekete geçirilmelidir. Özellikle GAP’ta kamu destekli kooperatifleşme seferberliği başlatılmalıdır.
Sürekli pahalılık demek olan enflasyonun gerçekten önlenebilmesi, yolsuzlukların, kara para ekonomisinin, rant, irat, faiz, borsa ve komisyon bataklığının kurutulabilmesi; bankacılık ve finans sistemimizle toplumsal üretim, dağıtım, paylaşım ve tüketimimizin organik olarak, ulusal bazda yeniden planlanmasına ve örgütlenmesine bağlıdır. Bu nedenle de Üretim – Tüketim Kooperatifleri ve Kooperatif Bankaları hayati önem taşımaktadır. Böylece, ileri, demokratik ve örgütlü bir toplumun ve alternatif bankacılığın ilk örnekleri oluşturulabilir.
b) Kamu bankaları: HALK BANKASI; USİAD (Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği), TESK, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kefalet Kooperatifleri Merkez Birliği gibi örgütlerin öncülüğünde kurulacak ESNAF KOOPERATİFLERİ BANKASI’na devredilmeli, ZİRAAT BANKASI; Köy Koop, Tarım Kredi, Tarım Satış ve diğer tarım-hayvancılık kooperatifleri Merkez Birlikleri’nin, Ziraat Mühendisleri, Ziraat Odaları, Ziraatçılar Derneği ve diğer üretici köylü örgütlerinin öncülüğünde kurulacak TARIM KOOPERATİFLERİ BANKASI’na devredilmeli, EMLAK BANK; Konut Yapı Kooperatifleri Merkez Birliği ve TMMOB’nin öncülüğünde kurulacak KONUT KOOPERATİFLERİ BANKASI’na devredilmeli, ETİBANK, İLLER BANKASI, VAKIFBANK, ŞEKERBANK, SÜMERBANK gibi kuruluşlar; ilgili halk kesimlerimizin ya da yerel-ulusal yönetimlerin kuracağı Kooperatif Bankalar’a devredilmelidir. Kamunun görevi; etkin bir denetimi demokratik olarak sağlamak olmalıdır.
İlgili birlik ve kooperatiflerce kurulacak KOOPERATİF BANKALARI birleşerek KOOPERATİFLER MERKEZ BANKASI örgütlenmesini gerçekleştirirler. Böylece; üretim-maliye dengesizliği, bütçe ve kamu açıkları, toplumsal üretimden ve katma değerden kopuk finans ve rant egemenliği, kayıtdışı ekonomi ve enflasyonun önlenmesi için ilk ve sağlam adımlar atılabilir ve de demokratik ve ulusal bir cumhuriyetin alternatif bankacılığının ilk örnekleri filizlenebilir. Kooperatif Bankaları Merkez Birliği; üreticilerin ve tüketicilerin vergilerini kendi birlik ve kooperatiflerine ödemeleri, tüm kamu bankalarının ilgili halk kesimlerimizin özerk-demokratik-örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümünde, verimli ve şeffaf, gerçek birer Kamu Kuruluşu olmaları doğrultusunda programlar geliştirip bunları hayata geçirir.
İşte, yukarıda önerdiğimiz İLK ve İKİNCİ adımlarla gerçekleştirmeye başlayacağımız ulusal ve demokratik iktidar yapılanmaları, tüm bu görevleri üslenecektir.
Ülkemizin ve halkımızın ekonomik ve siyasi olarak parçalanmasına göz yumamayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve ilk Kuvayı Milliyeciler’in bıraktığı yerden başlayarak, geçmişten aldığımız derslerle, ulusal, halkçı, devrimci, demokratik ve laik bir sosyal hukuk cumhuriyeti kurma, koruma ve geliştirme mücadelemizi halk için ve halkla birlikte sürdürmeliyiz.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar