NETİZ TV
geleceğin net portalı

TÜRK ŞİİRİNDE YAZILACAK ŞEY SORUNU VE YAŞAM SAVUNUCULUĞUNDA ANLAM YARATICILIĞINA BİR ÖRNEK

Yazar E. Bülent Yardımcı   

e.bülent yardımcıSelami ŞimşekŞiir, kafiyeli de, kafiyesiz de, vezinli de, vezinsiz de, bol resimli, hiç resimsiz de, bağırarak da, fısıldayarak da yazılabilir, yeter ki yazılacak şey olsun ve bu yazılacak şey en uygun şeklini, en ustaca bulmuş olsun.”

Nâzım Hikmet, bu saptamasıyla şiirin teknikle sınırlandırılamayacağının altını çizmekte, ona uçsuz bucaksız bir alan yaratmaktadır. Ama bu sınırsızlığın merkezine de “yeter ki yazılacak şey olsun” ön şartını koymakta ve yazılacak o ‘şey’in uygun şeklinin ustaca dile getirilmiş olması gerektiğine dikkat çekmektedir…
Yazılacak ‘şey’ nedir? Elbette şiirin alanına her şey girer. Ama yaşanılan dünyada insani öncelikler ve şiirin konu edinmesi gereken kavramlar ,süreçler ve olgular vardır. Neruda “Şiir isyandır… Şiir, insanın acılarına uzanan gizli bir köprüdür.” diyor.
Türk şiiri özellikle 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinden sonra genel olarak insani öncelikler sıralamasında listeyi ters yüz eden şairlerin edilgenliğinin toz fırtınasına tutulmuştur. İsyanı unutmuş, insanın acılarına uzanan o gizli köprüyü yıkmıştır. Gelinen nokta herkesin bildiği gibidir. Şiir okuru neredeyse kaybolmuş, yayınevleri şiir kitabı basmaz, dağıtım şirketleri şiir kitabı dağıtmaz olmuştur. Şiir bir anlamda şairler arası bir iletiye dönüşmüştür.
Kökleri, Yunuslara, Pir Sultan Abdallara, Karacaoğlanlara dayalı bir şiir pratiğinin bu noktaya getirilmesinin çok yönlü unsurları olduğu açıktır. Ancak temel neden, yazılan ‘şey’ konusunda Türk şairinin halkına ve dünya halklarına yabancılaşması ve batı hayranlığı kolaycılığında kendi içine savrulması olarak düşünülebilir.
Gerçek şiir yaşam savunuculuğunda şairin elindeki kılıçtır. Bugün dünya halklarının bağrında yer etmiş şairlere bakıldığında hepsinin de bir yaşam savunucusu olduğunu görürüz. Neruda, Eluard, Nâzım Hikmet gibi… Onların açtığı yolda yürüyenler, azalmalarına karşın hep vardırlar.
selami şimşekAnlamsızlık bir etkiyse, anlamda bu duyarsızlığa karşı bir tepki olarak her zaman, her koşulda uç verecektir. “Şiiri kendim için yazıyorum.” yargısı piyasada uçuşuyorken “Şiiri insana reva görülen acıları dile getirmek için yazıyorum.” diyenler de var olana bir isyan olarak elbette ses verecektir. O ses verenlerden biri de ŞairSelami Şimşek. İbrişimle işlenmiş mineli çadırında uzun süre suskunluğun çığlığı olarak beklemiş bir kalem. 1950 doğumlu. 2012 yılında yayımladığı “Son Gözyaşı”adlı kitabıyla suskunluğuna son vermiş.Kitapta yer alan özgeçmişi doğrusu kendisini pek ele vermiyor. O nedenle yoğrulduğu hamuru anlamak için şiirlerinde iz sürülmesi gerekiyordu.
“Esir Işık” başlıklı şiiri hem geçmişine hem de şiir anlayışına ışık tutan bir anlam içeriyor.
Üçümüz bir mitilde yattık / Soğuklarda soluğumuzu yaktık / Gözyaşımızla ıslattık ekmeği
Yoksulluk, acı, çile, eziyet, haksızlık ve yalanla yüzleşme zorunda kalışa ilişkin o günleri yansıtan dizeler de şöyle kurulmuş:
Doya doya yaşadım yokluğu ve yoksulluğu/ Acıların tadını iyi bilirim/ İyi bilirim yıkılan hayali uçan sözü/ Sabah verip akşam alan gündüzü.
Sonrasını ise şöyle anlatıyor şair:
Soktuk yükün altına belkemiğimizi …
Selami Şimşek, halk ozanlarının, Ahmet Ariflerin sesine karışmış bir ses. Şiir yapısında anlamı pekiştirmede öncelediği unsur ses/ritim. Genellikle hece ölçüsü ve uyaklı bir anlayış egemen şiir yapısına. Türk Şiirinde anlamsız bir eski/yeni algısı vardır. Ancak, bir şairin kuracağı ya da kurduğu şiirsel mimari yapıda kullandığı tekniklerin güzellik yaratımında çok da önemli olmadığı artık düşünülmelidir.
Kim ne derse desin, bir şiir ister aruzla, ister heceyle, ister serbest ölçüyle, uyaklı-uyaksız yazılsın ya da bunların bir arada kullanımıyla yazılmış olsun sonuçta yarattığı anlam ve anlamlar, hayata kattığı yorumlar, algıda uyandırdığı çağrışımlar ve elbette bunların dilsel bir başarıyla iletilebilmiş olması önemlidir. O nedenle sanatsal üretimlerde güzellik-çirkinlik, eski ve yenilik kavramlarına ilişkin yorumlar tekniğe tutsak edilmemelidir.
Şairin “Kor” adlı şiiri, sekizlik hece ölçüsüyle ve uyaklı, günümüzde “eski” bir teknik olarak nitelendirilen bir teknikle yazılmış bir şiir. Ama yarattığı metaforlar, hayli ilginç. Bulutun su içinde yanması, ya da is bile bırakmadan çatır çatır yanmak, gibi.
 Kor değildir kül bırakan/ Bulut yanar su içinde/ Çatır çatır yandım da ben/ İs bırakmadım içimde
Burada kısaca bir şey belirtmek gerekiyor. Hangi teknikle yazılmış olursa olsun. Şiir ne dündür ne de yarındır aslında. O ne bir geçmişten yansıma ne de geleceğe ilişkin bir tasarımdır. Şiir hep şimdidir. Şiir şimdiyi kucaklamıyorsa ölmüştür ya da ölü doğmuştur. Gerçek şiirin zamana direnişinin özü de budur. Yeni ya da eskilik yargıları bütünüyle anlama ilişkin olarak ele alınmalıdır.
YAZILACAK ‘ŞEY’E İLİŞKİN NOTLAR/AÇLIK, ZALİMLİK VE EŞİTLİK
Bu olgular yaşadığımız dünyada insanın en büyük sorunları olmaya devam ediyor. Türk Şiirinde aşk, hüzün, yalnızlık, çocukluk, anne, özgürlük vb. temalara karşın şairlerin daha az ele aldığı konular bunlar. Nedenleri sorgulanmalı elbet.
Selami Şimşek’in şiir gözü bunları öncelemiş. “Cam Kenarı” adlı şiirinde şöyle sesleniyor:
Bırakınız yapsınlar/ Bırakınız geçsinler/ Dur demeyin kimseye/ Açlığa bile
İnsanın en başat gereksinimi yeme içme sorunudur. Açlık insan ve insanlık için utanç duyulması gereken bir gerçekliktir. Selami Şimşek, şiir adına sıkılan palavralara inat insanın bu başat sorununu dile getiriyor. Burnunu şalgam diye ısırıp orada burada şiir diye zavallılıklarını höyküren çakma şairlere AÇLIK şamarını indiriveriyor.
Kapitalizmin kuramcılarından Adam Smith’in “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sözlerini kullanarak dünyada yaşatılan açlığa ironik bir şekilde,yani sözün tersine, iletişimsizliğe, duyarsızlığa topyekün bir vurgu yapıyor. Aslında hepimizi bu duyarsızlığımızdan ötürü suçüstü yakalıyor. Afrika açlıktan kırılıyor. Susuzluktan kırılıyor. Binlerce çocuk insan kıvrana kıvrana, işkence çekerek açlıktan ölüyor.
Burada, Tema Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Kenan Demirkol’un konuya ilişkin açıklamasından bir bölümü özetleyerek aktarmak, şairlerde yazılacak ‘şey’ konusunda bir duyarlık yaratması anlamında yararlı olabilir.
Tek başına İngiltere’de bir yıl içinde son kullanma tarihi geçtiği için çöpe atılan gıda miktarı 18 milyon tondur. Avrupa Parlamentosunda 2011 de yapılan gayri resmi toplantı sonuçlarına göre; eğer bütün dünya Avrupa Birliği kadar açgözlü olsaydı dünyayı beslemek için 3,5 dünya gerekecekti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre dünyada 10 milyar insanı besleyecek gıda var. Dünya nüfusu 7 milyar. Ve… Bir yılda İngiltere, Danimarka, ve Almanya’nın israf ettiği gıdalarla tüm Afrika kıtası doyabilirdi.
Böylesi bir dünyada şairin açlık sorununu görmezden gelişi düşünülebilir mi? Bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler sahtekârlığının, alçaklığının sonucudur bugünkü dünya. Şiir şöyle devam ediyor:
Herkese iş/ Herkese aş/ Eşit olacak hayaller/ Uykuda düş
 Burada eşitlik sözcüğünün anlamına vurgu yapmak gerekiyor. Şairler genellikle özgürlük sözcüğüne sıcak bakarlar. İçi doldurulması gereken bir kavramdır özgürlük. Ama eşitlik kavramının iletisi çok nettir. İdeolojiler, dinler, felsefe eşitlik kavramı karşısında aldıkları tutumla irdelenebilirler. Türk şiirinde eşitlik sözcüğünün az kullanımı bir eksiklikten daha çok ideolojiktir.
Adam Smith’in sözlerine “herkes yeteneğince, herkese ihtiyacı kadar” şeklindeki Marksizm’in sloganını çağrıştıran, Herkese iş/herkese aş/eşit olacak hayaller sözleriyle karşı çıkıyor şair ve bu düş’ün uykuda kalmaması için çare öneriyor.
Nedir o çare?
Bir yol daha olmalı/ Hannibal’ı aşan/ Güvercin ile konuşan/ Çırp biraz kanatlarını çırp/ Nasıl verilecek yoksa/ herkese cam kenarı
 Hannibal, şiirde neyi simgeliyor, ilgi şiire nasıl bir anlam katıyor? Hannibal, Roma’ya karşı olmaya, onu yıkmaya ant içmiş Kartaca’lı bir komutan. Roma o yılların en güçlü emperyal gücü. Dünyanın her yanında orduları var. Hannibal, ordusuyla İtalya’ya saldırır. Birkaç savaşta Roma ordularını perişan eder. Roma toparlanır ve Kartaca’ya karşı saldırıya geçer. Kartaca yakılır, yıkılır. Sonuçta Hannibal yenilir, ama teslim alınamaz. Kendi sürgününü başlatır. Sürgün hayatı bugünkü Gebze’de, sığındıklarının kendisini Romalılara teslim edeceğini öğrendiğinde yüzüğünde taşıdığı zehri içmekle son bulur. Yüzyıllar sonra, Gebze’de anısına bir anıt dikilecektir. Anıtın dikilme kararını veren Mustafa Kemal Atatürk’tür. Anti-emperyalist bir savaşçı olan Atatürk’ün, anti-emperyalist bir savaşçıya gösterdiği bir vefadır o anıt. Zorbalığa, zalimliğe karşı çıkışın unutturulmaması gerektiğine kalıcı bir vurgudur. Ders alınması gereken bir görgüdür.
İşte, Selami Şimşek, ilgi şiirde Hannibal’i de aşan bir yol olmalı derken, onun başaramadığını başarmak gerektiğini söylüyor. Bunun içinde insana çağrısı, Çırp biraz kanatlarını çırp… çığlığı oluyor. Kanatlarını çırpmazsan yani kavgaya girmezsen, direnmezsen, haksızlıklara baş kaldırmazsan, korkarsan, sinersen… Özdemir İnce’nin tanımlamasıyla “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” “Her koyun kendi bacağından asılır” ahlaksızlığında yaşarsan… güvercin ile yani barış diliyle konuşmazsan… cam kenarında oturmayı, herkese iş, herkese aş bulunmasını, unut diyor.
Selami Şimşek, bu şiiriyle anti-kapitalist, anti-emperyalist bir duruşu Hannibal’a kadar uzanarak, açlık ve eşitlik kavramlarını ironik bir dille, yalın, anlamlı ve gerçekçi bir anlayışla okura aktarabilmeyi ve şiirsel önceliklere bir örnek olmayı ustaca başarmış.
Ara başlıkta ‘Zalimlik’ olgusundan da söz edilmişti. Zalim sözcüğü içinde tarihsel, siyasal, sosyal anlamlar barındırır. Sözlük anlamı, acımasız ve haksız davranan, kıyıcı, zulmedendir. Sözlük anlamı bu olgunun kapsadığı anlamı açıklamakta yetersizdir. Bu sözcüğün çağrışımları itici gelse de dile getirilmelidir.
Bir kediye tekme atan, bir çocuğu gözyaşlarına boğan, hukuksuz bir adalet mekanizmasını egemenleştiren zalimdir.İşkenceciler, “asmayalım da besleyelim mi” diyenler, bir insanın ana diliyle konuşmasını yasaklayanlar, Kubilay’ın gırtlağını kör bir bıçakla kesip başını gövdesinden ayıranlar,Sacco ile Vanzetti’yi idam edip bu idamdan elli yıl sonra pardon diyenler zalimdir. Maraş’ta Alevileri baltayla parçalayanlar, Sivas’ta toplum öncülerini, aydınları yakanlar, yanık insan eti kokusu gökyüzünü kaplarken tekbir getirenler zalimdir. Kırk beş milyon insanın ölümüne neden olan, bir yanda ari ırk yaratmak için insan haraları kuran, öte yandan toplu ölümler için gaz odaları, fırınlar kuran Adolf Hitler zalimdir. Burnumuzun dibinde, komşumuz Irakta 1,5 milyon insanın ölümüne neden olan yeni haçlılar, zalimdir. Gazzede vahşeti sürekli kılan Siyonistler ve bunu seyredenler zalimdir. Suriye’yi kan gölüne çevirenler zalimdir.
Dünyadaki zalimlikleri anlatmaya söz de yetmez yazı da. Selami Şimşek, tüm bunları çağrıştıran “Zalim” adlı bir şiir yazmış.
Hayvan, sürünün artçısını; zalim öncüsünü alır/ Böyle besler korkusunu
Hayvan, örneğin bir kaplan, bir ceylan sürüsüne saldıracağı zaman içgüdüsel bir refleksle sürünün en zayıfını seçer. Ama zalim, toplumun öncüsünü ya da ilgi coğrafyanın öncü gücünü seçer. Korkusunu beslemenin başka bir yolu yoktur. Sınıflı toplum var olduğundan bu yana durum böyledir. Bir sınıfın diğer sınıflara tahakküm kurabilmesinin yoludur zalimlik. Zalim, iktidarını devam ettirmek için, iktidardan düşmenin korkusunu her an her saniye yaşamakta olduğu için böyle yapar. Engizisyon, aydınlanmacı düşünür Brono’yu yakılarak idama mahkum ettiğinde Brunoyargıçlara şöyle seslenir: “Siz benden daha çok korkuyorsunuz” Şimşek de, zalimleri kastederek şöyle sesleniyor: “Bir onura diş geçiremez, bir de gökyüzüne.”
ŞAİRDE SÖZCÜK AŞKI
Şairler, çoğunlukla sevdikleri sözcüklerin, onların kendilerinde yarattıkları çağrışımların peşine takılırlar. Abartılı olmamak ve tekrara düşmemek kaydıyla bu anlaşılabilir bir durumdur. Selami Şimşek için şiirlerinde yaşamın kaynağı olan suya ilişkin yatay ve dikey anlamlar kurmak bir tutku halinde. “Çağlarken reçineli sular”, “sözü kirlettik, suyu da”, “iniltiyle çekilirken sular”, “çevirdiği suyu tuzak yapan” “yedi kat su verilmiş eğri bir kılıç” “suyu çekilmiş kuyu gözler” gibi. “Son Gözyaşı”nda su sözcüğü şu veya bu anlamda yirmiyi aşkın dizede önemli bir yapı taşı olarak kullanılmış. Ayrıca, yüzmek, dere, göl, dalga, ıslak ve benzerleri gibi su’yu çağrıştıran sözcüklerin çokluğu da dikkat çekici; “yatağına çöküp çürüyen dere”, “ıslak çarık gibi kurudular”, “sen yangınlarda yüzersin” “yalvarırsın sırılsıklam” “bazen bir göl yaparım” “kıyısını dinleyen göl sakinliğinden” “taşa baksan ıslanırsın” gibi…
İlgi sözcük ve onu çağrıştıran sözcüklerle yaratılan imajların, söylemelerin hayli yoğunlukta oluşu bir ölçüsüzlük olarak görülebilir. Bir çok şiir kitabında var olan bir durum bu. Nedeni şöyle açıklanabilir. Şairler yazdıklarını önceden yazdıklarıyla karşılaştırmıyorlar ya da kurdukları dizeleri bu aşırılıklara karşın yeniden kurmayı, değiştirmeyi göze alamıyorlar, bir anlamda o dizelerine kıyamıyorlar. Bu da şairin sözcüğe bir anlamda esir olması sonucunu doğuruyor. Şairler sözcüklere değil, sözcükler şaire esir olmalıdır.Şiirler tek tek okunduğunda ya da dergilerde yayımlandığında belli ki fark edilemiyor bu durum. Ama bir kitap söz konusu olduğunda şairler de ilgi kitapların editörleri de sözcük tartımına önem vermelidirler.
ŞAİR BELLEĞİ
Selami Şimşek’in bazı şiirlerinden yola çıkarak şair belleği konusu üzerinde durulması gerekiyor. Şiirle, yazıyla uğraşanların diğer insanlardan daha farklı bir belleğe sahip oldukları düşünülebilir. Zira onlar genel okur kitlesinden daha farklı okurlardır. Okudukları şey’lerden beğendikleri, içselleştirdikleri belleklerinde ayrı bir yer edinir. Zaman tüneli içinde bellekteki o şeyler birbirleriyle kaynaşıverir, birbirlerine karışıverir ve yeni bir hal alır. O hal bir dizede bir tümcede yazıya dökülüverir. Tıpkı, şairin “Ay Işığı” şiirinde olduğu gibi Orhan Veli ile Ahmet Arif bir şiirde bir araya geliverir.
Aç kalmışım susuz kalmışım/ Umurumda değil/ Gün olur ay ışığında/ Gün olur düğün kaşığında/ Yerim yurdum belli değil…
Ahmet Arif“Sevdan Beni” adlı şiirinde şöyle seslenir: Aç kaldım, susuz kaldım/hayın karanlıktı gece…Orhan Veli, “Gün Olur” adlı şiirinde şöyle seslenir: Gün olur alır başımı giderim… Gün olur, başıma kadar mavi/ Gün olur, başıma kadar güneş/ Gün olur, deli gibi…
Selami Şimşek, burada belleğin şey’leri birbiriyle harmanlamasının ve kendileştirmesinin tipik bir örneğini vermiş. Ama bu böyle de anlaşılmayabilir. Sevgisiz bir kalem bunu olumsuz ve farklı yönlere çekebilir ve intihal damgası yapıştırıverir. Şairin, bundan sonra yazacaklarında belleğini sorgulaması konusunda daha dikkatli olması, sevgisiz kalemlere koz vermemesi gerekiyor. Bu, diğer şairler içinde gerekli bir tutum.
GÜNÜMÜZÜN İHTİYACI MİLİTAN ŞİİR
Militan şiir, militan şair dendiğinde, dar kafalıların homurtusu hemen duyulur. En çokta çakma şairler, çakma eleştirmenlerden yükselir o homurtu. Şairin militan tavrı, dünyadaki tüm haksızlıklara dizeleriyle estetik bir direniş örgütleme mücadelesidir. Bu yapılmıyorsa şiir neye yarayacaktır. Bir süslü püslü sözcükler dizini olmaktan şiiri kurtaran onun içlemindeki militan ruhtur.
Son Gözyaşı, doğa sevgisi, insan sevgisi ile örülmüş, açlık, eşitlik, zalimlik gibi kavramlara vurgu yapan şiirlerden oluşturulmuş anlam yaratmada başarılı, sesi gür, içinde barındırdığı ideolojiyi net olarak ileten, kısaca içlemindeki militan ruhla anlam yaratıcılığında öncelikler sıralaması doğru saptanmış, günümüzde yazılması gereken şiire bir örnek oluşturuyor.
Kapitalizm ve yeni sömürgecilik insanı ve doğayı kasıp kavururken, açlık, adaletsizlik bir karayas gibi dünyayı kaplamışken, zalimlik her yeni güne bin bir türlü şeytani yöntemlerle damga vuruyorken; şairin, sözcük cambazlığıyla ip üstünde durmaya çalışmasının bir anlamı yoktur.
Nerede bu ülkenin, Yunusları, Pir Sultan Abdalları, Namık Kemalleri, Tevfik Fikretleri, Nâzım Hikmetleri, Yaşar Neziheleri, Enver Gökçeleri, Ahmet Arifleri..! Tarih affetmez. Kendine şairim diyenler tarafından bilinmeli bu.
Son sözü Selami Şimşek’in şu dizeleri söylesin:
Yaydan bu tarafa ne değişti / Görüntülü kıyımdan başka / Yoksa sözü bitti mi şairin / Daha kaç ocak sönecek / Paslanması için hançerin

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar