NETİZ TV
geleceğin net portalı

"TÜRK LİRASI" "AMERİKAN DOLARI"NA KARŞI OLABİLİR Mİ?

Yazar Kuvayi Milliye Dergisi
(Kuvayi Milliye Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 2001 tarihli 29. sayısından)
Ülke böylesine bir “Hisse Senetli $gal” altındayken; “bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş”ken; “memleket dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde”yken; “Hatta bu iktidar sahipleri,” şirket, holding ve bankalarının çıkarlarını, uluslarüstü yabancı şirket ve bankaların çıkarları ile birleştirerek ülkemizi ve halkımızı küresel köleliğe mahkum etmişken; “Dahili ve harici bedhahlar” Merkez Bankası’nı Dünya Bankası’na, kamu banka ve arazilerini uluslarüstü sermayeye, sanayi, tarım ve endüstriyi yok olmaya mahkum etmişken; Akbank, Koçbank, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası, İş Bankası vb. gibi bankaların ait oldukları holdingler, uluslarüstü finans-kapital tefeciliği ile organik bütünlük, iş ve güç birliği içindeyken; Ekonomik iktidarı elinde tutan bu asıl gücün program ve planlarına göre hareket eden siyasi iktidarlar sanayisi, tarımı, yeraltı ve yer üstü tüm değerleri ile, toprağıyla, parasıyla, bayrağıyla, ordusuyla, “cebren ve hile ile” Türkiye Cumhuriyeti’ne son verirken; böyle bir ortamda; “Türk Lirası” “Amerikan Doları”na karşı olur mu, olabilir mi?
Gün gelir olur. Olacak. Ancak bugün niye/nasıl olsun? Göstermelik olarak, istediğimiz kadar “Türk Lirası ile alışveriş” yapalım. Ne değişir? 1980’li yıllardan önce sadece “Türk Parası” ile alışveriş yaptık. O yıllarda “bağımsız” mıydık?
Para bir araçtır. Öyle bir araçtır ki; karşılığı var olan/sayılan simgesel bir araçtır. Onun karşılığı, menkul ve gayrimenkul şeklinde birikmiş emektir aslında. Gene birikmiş emekten başka bir şey olmayan üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf ve zümreler tarafından yönlendirilen; üretim, paylaşım ve tüketim ilişkilerinin şu veya bu şekilde olmasını kolaylaştıran bir araçtır para. Bu araç, bizdeki gibi sınıf ve zümrelerin kontrolünde ise, onun, sözümona “demokratik” ve “laik” bir baskı ve sömürü aracı olmaktan öte bir anlamı ve işlevi olamaz.
Paranın “Türk” ya da “Amerikan” görüntüsü, kimi “solcu”larımızı bile yanıltabilir. Onlara Şekspir’in “Atina’lı Timon” adlı eserini okumalarını tavsiye edebiliriz. Paranın, (19. Yüzyıl’ın ikinci yarısından beri) milliyeti, dini de yoktur.
“Yerli Malı” da öyle. “Arçelik” mi, “Beko” mu, “Türk Prelli” mi, “Fiat” mı, “Reno” mu, Danone mi, Dardanel mi yerli? “Yerli” tarım ürünü bile kalmadı…
Bizdeki gibi; “Tahkim”i getiren ve ülkeyi yabancı sermaye yatırımlarına kayıtsız şartsız teslim eden siyasi iktidarlar “Dolar’a karşı Türk Lirası” ve “yerli malı” kampanyaları başlatabilirler. İrili ufaklı sanayi ve ticaret odaları, kimi ‘sivil toplum kuruluşları’, ‘ulusal sanayici’ olduklarını söyleyen kimi karga dernekleri ve hatta ‘sol’ ve ‘işçi’ partileri, bu bulanık suda daha iyi balık avlama oyununa (küçük ve orta gelir gruplarının ‘yastıkaltı’nda olduğu varsayılan ‘200 milyar Dolar’ının uluslarüstü sermayeye aktarılması operasyonuna) alet olabilirler. Yığınları boşuna umutlandırıp yılgınlığa düşürerek yapılan da budur…
Bizce ana halka ve asıl sorun; iktidarın kimin elinde olduğu ve olacağıdır. Ülkesinin, kendisinin, yakınlarının, halkının ve tüm insanlığın geleceğini düşünen herkesin her gün yanıtlaması gereken soru şudur: İşçi, köylü, küçük sanayici, esnaf, memur kesimlerimizin örgütlenip gerçekten ulusal(cı) bir halk iktidarını bir an önce kurabilmeleri için bugün somut olarak ne yaptık?

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar