NETİZ TV
geleceğin net portalı

TARİH ÖNCESİ

Yazar Vatan Postası

(Kütüphane bölümündeki “Üç Kadın Kadın Bir Tarih Derlemesi”nden alınan bu bölüm Kuvayi Milliye Dergisi’nin çeşitli sayılarında yayınlanmıştır)
NOT: Bu özet derlemeyi hazırlarken; L. H. Morgan, F. Engels, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, K. Marx, Fatma Nudiye Yalçı, George Thomson, C. W. Ceram, Joseph Campbell, Edith Hamilton, Wilhelm Reich, Evelyn Reed’den yararlanıldı. Derlemedeki “ilkel”, “vahşet”, “barbarlık” gibi kavramlar bilimsel anlamlarıyla kullanılmıştır.
TARİH TOPLUM POLİTİKA KÜLTÜR VE SANAT
Dünyadaki ilk insan toplumundan günümüze kadar geçen süre içinde, başlıca iki tarihsel evre belirginleşir: Tarih Öncesi (mitoloji) ve Tarih (yazılı tarih).
TARİH ÖNCESİ
Çeşitli aşamalardaki ilkel komünal toplumların; ortak mülkiyete dayalı üretim, paylaşım ve tüketim ilişkileri içinde, sınıfsız ve devletsiz kollektif yaşamlarının tarihidir. Yazısız Tarih de denir. M.Ö. 5000’lerin Mezopotamya’sında, (dünyada ilk defa) Sümerler’in sınıflı ve devletli bir toplum düzenine; Medeniyet’e (uygarlığa!) geçmeleriyle, Tarih Öncesi sona erer.
Vahşet ve Barbarlık çağlarından oluşan Tarih Öncesi; 1.000.000 yıldan fazla sürmüştür.
VAHŞET (Paleolitik: Eskitaş) ÇAĞI
Tarih Öncesi’nin bu ilk aşamasında insanlık, yüzbinlerce yıl çıplak doğa etkisinde kaldığı için, diğer canlılar gibi “doğal seleksiyon”dan oldukça fazla etkilenmiştir. Günümüzde, Vahşet çağının insan tipi yok. Onları ancak fosil olarak buluyoruz. Bu çağın “aile” biçimleri; “kandaş” ve “ortaklaşa” olmak üzere “grup halinde” evlilik biçimleridir.
Vahşet çağının üç evresi, ateşin keşfine göre ayrılabilir.
AŞAĞI VAHŞET
Ateşi keşfinden önce insan, tropikal bölgelerde yaşadı. Cava adası ve Afrika’da fosilleri bulunan Pitekantrop (dik yürüyen maymun adam) bu dönemin insanıdır. Kaba çakmak taşından aletler; insanı, İŞ gören iki el sahibi yaparak maymundan ayırdı. İlk cinsel belirlemelerin (“Kandaş Aile”ye geçişle; ana-babaların çocuklarla evlenmesi yasaklandı) yarattığı TOTEM (tös); insanda bilinçaltı denen ikinci kişiliği geliştirdi. İŞ ve TOTEM. Her ikisi birden insanla insan arasında iletişim yöntemi olan DİLin gelişimini determine etti. Bu dönem insanları daha çok, kabuklu-kabuksuz yemişleri ve kökleri toplayarak beslenirlerdi.
ORTA VAHŞET
Ateşi keşfeden insan, ışığı ve sıcağı yanına alarak dünyanın buzlarla kaplı bölgelerine doğru gece gündüz yayılır. Çin’den Britanya’ya kadar Sinantropus-Pekinensis, Heidelberg, Piltdown insanları ve Neanderthal insan tipleri; basamak basamak modern insana doğru gelişirler. Ateş sayesinde hayvanları kovdukları mağaralara yerleşirler. Balık tüketimi (midye ve suda yaşayan kabuklu kabuksuz bütün hayvanlar dahil) ateşin kullanılmasıyla başlar. Avcılık, ilkel biçimiyle bu evrede görülür. Ancak, avcılıktan başka hiçbir şey yapmayan, yani yalnızca avla yaşayan halklar hiç varolmamışdır. Av ürünü, özellikle bu evrede tamamen raslantıya bağlıdır. Toplayıcılık; daha çok kadın ve çocukların, ilkel avcılık; yetişkin erkeklerin işi olmaya başlamıştır. Bu evrede, Gensler arası “Ortaklaşa Aile”ye geçişle; kardeşler arasında cinsel ilişki tarihe karıştı.
YUKARI VAHŞET
Bu evrede mızrak ve kaba yayı keşfederek sahneye çıkan Homo-Sapiens (Us İnsanı), toplum zenginliğini güzel sanat ve ölü gömme derecelerine yükseltir. Homo-Neanderthal’i mağaralarından ve taşocaklarından kovup yokeden Homo-Sapiens, el ve kolca olduğu gibi beyince de üstündü. Sapiens insanın yaptığı taş heykelciklerdeki ANAHAN KADIN tipi, anaerkil (matriarchal) düzeni göstermektedir.
Aşağı ve Orta Vahşet boyunca bencil hayvani cinsel içgüdünün bilinçaltına püskürtülmesiyle insan; toplumsal aşka doğru yöneliş ve yüceliş sentezine varıp, toplumda politika ve güzel sanat emeğini filizlendirmişti. Yukarı Vahşet konağının Us-İnsanı, Neanderthal insan gibi mağara duvarları üzerine desenler çizmekle kalmaz; kemik, boynuz ve fildişi üzerine oyma figürler, gravürler, heykeller, siyah, beyaz, kırmızı, sarı boyalarla resimler yapar. İlk eskizler çocuk resimleri gibi profilden çiziliyordu. Sonra resimde ustalaştılar. Vahşi artisttiler diyebiliriz. Biçimlerin gerçekçiliği ve hayvan resimleri, Vahşi güzel sanatın karakteristiğidir.
Yukarı Vahşet konağında taçlanan politika ve güzel sanatta, insana baskın çıkan bu hayvancıklar; boş vakit geçirmek veya eğlenmek için yapılmadı. Vahşet toplumu için Totem; bütün kandaşlara eşitçe uygulanan, çiğneyeni ölümle cezalandıran kesin bir politik kuraldı. Bütün resimler, heykeller, gravürler ancak totemi temsil ettikleri için önem kazandılar. Yapıldıkları yerler, alet ve asaların işlemeleri ve oymaları bunu ispatlar. Onlar, bugün yaygın olarak sanıldığı gibi sırf “estetik” ve “zevk” unsuru değil, totem örgütlülüğünün politik damgaları olarak toplumsal işlevi ve fonksiyonu olan sosyal görevliydiler.
Totem; Anahanlıkta mutlak eşitlik düzeniydi. Totem; bir anayasa, Anahan da; kandaşlar üzerinde imtiyazlı ve sivrilmiş bir sömürücü zorba değildi. Her ikisi de doğal işbölümünün ifadeleriydi. Böylesine doğal ilişkiler içinde insanlar; birbirlerine baskı ve işkence yapmadıkları için, ilişkilerinin sembollerini de anormalleştirip korkunçlaştırmaya gerek görmüyorlar, yaptıkları resim, heykel ve şekiller doğal, gerçeğin tam karşılığı oluyordu.
Ateşin bulunmasıyla başlayan “ocağın kutsallığı” ve yeni “ocak”ların yakılmasıyla ilgili törenler, erginleme, ava hazırlık, nasıl avlanılacağı, avdan dönüş ve nasıl avlanıldığını toteme ve anaya “anlatım” tören ve şölenleri; politik ve tiyatral bir yaşamdır. Kan bağlarıyla örgütlü toplumda henüz politikacılar, sanatçılar, seyirciler ve halk birbirinden ayrışmamıştır. Yansılama ve yanılsamayla, olayı herkes hem oynar, çizer, der hem de seyreder, dinler, yeniden yaşar. Nasıl avlanılacağı “ajitasyon”u ve “bereket” umudu, avlanıyormuş gibi oynanarak herkesçe hem canlandırılır hem de izlenir. Av dönüşünde ise nasıl avlanıldığı ve olup bitenler “propaganda” yaparca herkesçe yeniden oynanıp, çizilip, anlatılarak seyir (hareket) halinde herkesçe “izlenir” yaşanır. Bu; günlerce avlanan erkeğin, av vahşetinden kurtulabilmesi, topluma tekrar uyum sağlayabilmesi için gerekli olan arınma törenini de içerir. Dans, müzik ve ritm tüm bu anlatımların doğal konstrüksiyonudur.
Orada politika ve sanat; örgütlü toplumun kollektif yaşamının ta kendisidir. Bu yaşam, bir sonraki evre olan Aşağı Barbarlık’ta daha da gelişerek sürmüştür.
Bu dönemde belirginleşmeye başlayan “İki Başlı Aile”; farklı genslerden bir erkekle bir kadını azçok uzun bir zaman için demokratik olarak birbirine bağlayan, evlilik bağının iki tarafça da kolaylıkla çözülebildiği bir aile biçimidir. Yukarı Vahşet döneminde çocuklar, geçmişte olduğu gibi yalnızca ana soyundan sayıldılar.
Her üç Vahşet konağındaki insan türlerinin, birbirleriyle hiç karışmaksızın mutlak bir “sırayla” tarih sahnesinden gelip geçtikleri sanılmamalıdır. Burada, her dönemin belirleyici tipleri ana karakterleriyle özetlenmeye çalışılmıştır.
BARBARLIK (Neolitik: Yenitaş) ÇAĞI
Sözümona “bilginler”, yukarda adı geçen varlıklara “insan demeli mi, dememeli mi?” sallantısındalar. “Bilimsel şüphecilik!” maskesiyle yürütülen bu “tartışmalar”; insanı, çömlek gibi balçıktan, Adem biçiminde yaratıveren tek tanrılı Medeniyet dinlerindeki “ulema” alışkanlığından kaynaklanabilir ancak. Ne ki; balçıktan yaratma fikrinin insan kafasında yeretmesi, toplumda çömlekçiliğin başlamasıyla mümkün olabilirdi. Çömlekçilik; Vahşet çağının kapanıp Barbarlık çağının açıldığı gün başlamıştır. Geleneklerin “Adem”i, çömlekçilikle başlayan Barbarlık konaklarından birine uyabilir. Çömlekçiliği bilmeyen Vahşi’ye insan dememek; insanın “gal’ü beladan beri” bugünkü biçimiyle “gökten yere inmiş” olduğunu, hiç değişmediğini söylemeye varır.
Gerçek ise, bunun tersini göstermektedir. İlk Vahşi olan Pitekantrop; insandır.
Barbarlık çağının aile biçimi, Yukarı Vahşet’te görülmeye başlayan “İki Başlı Aile”dir. Bu çağın ilk dönemi olan Aşağı Barbarlık’da çocuklar ana soyundan sayılmaya devam ettiği halde, Orta ve Yukarı aşamalarda baba soyuna geçirilmişlerdir. Bu aile biçimi; Yukarı Barbarlık konağının sonlarına doğru, Medeniyetle birlikte, yerini “Tek Eşli Aile”ye bırakır.
Barbarlık çağında, Vahşet’in “doğal seleksiyon”u görülmez. Aşağı Barbarlıkla başlayan çömlekçilik, gelgeç ekim (bahçecilik) ve küçük yerleşimcikler, uzun ya da arabalı evler, Orta Barbarlığın göçebe sürü ekonomisi ve Yukarı Barbarlığın sulama kanallı tarım ekonomisi gibi nispeten yüksek teknik ve metodlar; insanlığı, Vahşet çağında görülmedik bir üretim tarzına kavuşturdu. Vahşet çağında geçim, doğada kendiliğinden üremiş, hazır bulunan nesneleri benimsemekle olurdu. Barbarlık çağındaki geçim ise, bugünkü anlamıyla gerçek ÜRETİMe dayandı. İnsan, doğada hazır bulunmayan nesneleri, kendi toplum tekniği ve metoduyla üretti.
Bu şartlar, iki büyük sonuç doğurdu:
1- İnsan türünü, coğrafyanın belli bölgelerine bağlı kalmaktan kurtardı. İnsan, doğanın kendiliğinden hazır ürün vermediği bölgelerinde geçimini sağlıyabildi. Böylece insan, bütün dünyayı kapladı.
2- Barbarlık üretimi, insan türünde değişiklik olmayacak kadar kısa zamanda, çabuk ilerlemeyi gerektirdi. Vahşet 1.000.000 yılı aşkın sürdüğü halde, Barbarlık 50.000 yıldan az sürdü. Bu iki sonuçla, insanlıkta tür değişikliği ve “genoside” (insan türünü yoketme) doğa kanunu olmaktan çıktı. Artık yeryüzünde bir tek insan türü vardı; Medeni de Barbar da aynı insandı. Barbarlıkla birlikte, TÜR (nevi) başkalığı yerine, sosyal ve doğal etkilerle beliren IRK (race) başkalığı görülebildi. Onun için, Barbarlıkla birlikte; insan türünün değil, toplum düzeninin değişimi problemleşti. Barbarlık ortasında doğan Medeniyet, iki ayrı insan türünün değil, iki ayrı toplum düzeninin karşılaşmasını getirdi.
Tarih Öncesi’nin Vahşet çağında, Yukarı Vahşi insanlar, Orta ve Aşağı Vahşi insanları yenip insan türü olarak yoketti. Tarih’te, Medeniyet, düzen olarak Barbarlığı yenip REJİM olarak yoketti.
Barbarlık çağı da üç evreden oluşur.
AŞAĞI BARBARLIK
Ateşin gelişmiş kullanımı, cansız nesneler alanına görülmedik ürünler getirir. Balçık pişirilir, ÇÖMLEK yapılır. Madenler, doğal filizlerinden metal olarak çıkarılmaya başlanır. Doğanın yeni bir gücü olan mekanik kuvvet keşfedilir. Ok; artık elle değil gerilen yayla, taş; kolla değil sapan manivelasıyla atılır. Ok ve yayla avcılık egemenleşir. İlk bitki ve hayvan yetiştirme, insanlığın bu evresinde görülür. Bundan sonraki iki Barbarlık konağı, bu ilk keşifleri sistemleştirecektir. Aşağı Barbarlık konağına, tarihte en tanınmış adıyla AVCILIK, teknik bakımdan da ÇÖMLEKÇİLİK devri denebilir.
Orta Vahşet konağından beri insan toplumu kan (gens) örgütlenmeleriyle varolmuştur. Böyle bir toplumda; aynı Kadın Ata’dan gelme kadın soy zinciri, o kanı (gensi) oluşturur. Babalık belirsiz ya da önemsiz olduğundan, çocuklar Ana Soyu’ndan sayılırlar. Soy zincirinin içinde her kuşaktan ancak kızların nesilleri kalır, oğulların nesilleri analarının ya da karılarının kanlarıyla isimlendirilir. Kanların (genslerin) birleşmesinden kabile (fratri) ve kabilelerin birleşmesinden de aşiret (tribü) oluşmuştur. Her kabile merkezinin çevresinde geniş daireler halind e av arazisi yayılır. Sonra, onu öteki kabilelerden ayıran koruyucu, tarafsız orman gelir.
İşbölümü; doğal, kendiliğinden ve cinslere göredir. Erkek savaşır, ava gider, balık tutar, beslenmek için gerekli ilk maddeyi ve araçları yapar ya da bulur. Kadın, evin ve ocağın bakımını ele alır, bahçecilik yapar, besini ve giyimi hazırlar, yemek pişirir, iplik eğirir, dikiş diker, insan yetiştirir. Her ikisi de kendi alanlarında; erkek av sahasında ve ormanda, kadın evde “efendi”dir. Her biri kendi yaptığı ve kullandığı aletlerin mülkiyetine sahiptir. Ev birçok kişiler için, çok defa birçok aileler için ortaklaşadır. Bu ”uzun evler” ya da “arabalı evler” genellikle çadır, ahşap veya kerpiçten yapılmıştır. Böyle bir “kamu evi”nde iktidar ANA KADINdadır. Kadınlar, sadece hür değil, aynı zamanda pek itibarlıdır. Aynı kan içinde birbirleriyle karı-koca veya aşık ol(a)mayan kadın ve erkekler, eşlerini, kendi kanlarının bağlı olduğu kabile ya da aşiretin içindeki diğer kanlardan edinebilirler. Bu; kana göre dışardan, kabile veya aşirete göre ise içerden evlenmedir.
Her kan içinde şu prensipler gelenekleşmişti:
1) Kan, kendi Sachem’ini (barış zamanındaki başkanını) ve Şef’ini (askeri kumandanını) SEÇER, kadın-erkek herkes seçime katılırdı.
2) Kan’ın tüm kadın ve erkeklerinin katıldığı toplantıyla sachem ve şef azledilebilirdi.
3) Kan içinden evlenme mutlak yasaktı.
4) Ölenlerin mülkiyeti öteki kandaşlara kalırdı.
5) Kandaşlar birbirlerine yardım etmek, birbirini korumak, yabancılar tarafından yapılan bir hakaretin öcünü almakla yükümlüydüler. Kan üyelerinden birisi bir yabancı tarafından öldürülürse, o kan bütünüyle öc almaya kalkardı (Kan Davası). Önce bir aracılık denenir; öldürenin kanı, ölenin kanına taziyeler bildirerek önemli hediyeler sunar, uzlaşma teklif ederdi. Taziye ve hediyeler kabul edilmezse, öldürülenin kanı bir veya birkaç öcalıcı belirlerdi. Bunlar, öldüreni veya onun kanından birini takip edip öldürmekle görevliydiler. Görev tamamlanınca, “idam” edilen kişinin kanı hiçbir şikayette bulunamazdı.
6) Kanın belirli bir adı veya seri adları vardı. Kişinin adı da hangi kandan olduğunu hemen belli ederdi.
7) Kan, yabancıları kendi içine kabul edebildiği gibi, bütün kabilenin içine de kabul ettirebilirdi. Öldürülmeyen harp esirlerinin ve sayıca küçülmüş olan kanların üyelerinin bir kana kabul edilmeleri; kandaşların (yabancıyı erkek veya kız kardeş olarak kabul etmiş olan kimselerin ya da yabancıyı evlat olarak kabul etmiş kadının) teklifi üzerine gerçekleşirdi. Bu kabul merasimi, bir kamu oturumunda ve törenle yapılırdı.
8) Kanın ortaklaşa bir mezarlığı vardı. Çocuklar, analarıyla aynı sırada gömülürdü.
9) Kadın-erkek hepsi aynı oy hakkına sahip olan bütün erişkin kandaşların demokratik toplantısı demek olan Kan Şura’sı (Konsey’i) vardı.
ORTA BARBARLIK
Geçim bakımından ÇOBANLIK, teknik bakımdan TUNÇ devri adını alan toplumsal ilişkiler evresidir. Aşağı Barbarlığın sonlarına doğru, toplum içinde bir kısım oymaklar (kabileler) çobanlık gereği göçebeleşirler. Burada; evcil hayvanın, sürü üretimine dönüşmesi yepyeni bir yaşayış getirmiştir. Sürünün yarattığı bolluk erkeğin kontrolunda geliştiği için, “Anahanlık” denilen kadıncıl düzene karşı erkeğin seçkinleşmesi belirir. Bundan önceki konaklarda bütün kandaşlar için eşitçe kabul edilmiş olan Totem teşkilat ve inançlarının yerini, yavaş yavaş, dolambaçlı yoldan erkek imtiyazlarının bekçisi olan TABU kurumu alır. Toplum, Totem (TÖS) ile Tabu (KÖRMÖS) inançlarının sarmalında BABAHANLIK düzenine doğru yol alır.
Yukarı Vahşet ve Aşağı Barbarlık konaklarındaki doğal cinsel iş bölümü, toplumda alt ve üst konumda cinsler yaratmamışken, aynı iş bölümü çobanlıkta, 1. Büyük Sosyal İşbölümü senteziyle, toplumsal ilişkileri altüst eder. Sürü ve sürüyle takas edilerek alınan malzemeler, erkeklerin sürekli malı olur. Kadının ev işi; erkeğin elindeki teknik, coğrafya ve insan üretici gücü önünde, giderek önemini yitirir. Erkeğin ev içinde de otorite olmasıyla birlikte, mutlak erkek iktidarının önündeki son engel olan Ana Hukuku’nun düşmesi ve Baba Hukuku’nun toplum içine sokulması; İki Başlı Aile’den, Tek Eşliliğe doğru gidişin başlangıcı olmuştur.
Bu gelişmeler, eski kandaşlık düzeninde de bir yırtılma ve kopma yarattı: Özel aileler güçlenerek, kanın karşısına, onu tehdit ederce dikildi. Sürü gene toplumun malıydı, ancak, erkeğin güdümündeki sürü, giderek babahanlaşacak olan erkeğin güdümündeki bir toplumun malı. Totem, Tabu’ya doğru evrimleşirken; saygıdeğer Ana Tanrıçalar, henüz yokedilemeden önce veya yokedilemedikleri zaman altedildiler. “Dev anası”, “Meduza” gibi adlarla iğrenç ve korkunç gösterilen varlık; Orta Barbarlığa dek tapılan, ondan sonra da halk inancından bir türlü sökülüp atılamayan Kadın-Ana idi. Erkek, anacıl düzeni yıkmak için yapmadık zorbalık, göstermedik “kancıklık” bırakmamış görünüyor. Tanrıların atası yıldırımlı Zeus; kadından tohumunu çalarak, kadın yerine kendisi gebe kalıp çocuk (Dionysos’u) doğurmuş, Anahan’ın en doğal işlevlerini bile ortadan kaldırmaya çalışmıştı. En sonunda kadın alt oldu. Fakat bu, kandaş eşitliğin içinde açılmış bir çatlaktı. Kadın sindirilirken,gelecek kuşaklara; toplum içinde bir kesimin ikinci ve alt edilebileceği öğretiliyor ve hazmettiriliyordu. Törenler, Şölenler, politika, kültür, sanat, estetik ve edebiyat buna göre evrimleşti.
YUKARI BARBARLIK
Bir kısım oymaklar, Aşağı Barbarlık’tan beri bildikleri gelgeç mısır ekimini ve Orta Barbarlık’ta sürüleri için kışlık yem olarak kullandıkları arpa, yulaf gibi taneli bitkilerin sadece konak alanlarında ekimini; tarıma elverişli ırmak boylarında ve deltalarda sürekli oturaklaşarak gerçekleştirmeye başlarlar. Bu oymaklar, Tarım Toplumunu oluşturup Kentler kurarak Yukarı Barbarlık konağına geçerler. Burada artık; TARIM ve KENT sistemlerinin doğduğu ve daha sonra demirin keşfiyle delta ve ırmak boylarından tüm diğer coğrafyalara yayılabildiği için DEMİR devri de denen evre başlamıştır. Evcil bitkiler; sulamalı ve sistemli tarla ZİRAATI biçiminde üretim konusu olurlar. Toprakta Ortak Mülkiyet; başlıca toplumsal düzen durumunu ve KENT yerleşimlerini yaratır. Zamanla, demir balta, ormanı tarlaya dönüştürürken; demir kılıç, savaşı zanaat haline sokarak KAHRAMANLIK devrini bütün maddi ve manevi etkileriyle fışkırtacaktır.
Yukarı Barbar kentlerde; sanayi (çeşitli zanaat alanları) ile Ziraat (tarım) gerek birbirlerinden gerekse kendi içlerinde bağımsız üretim kolları, dalları halinde ayrılıp bölünerek 2. Büyük Sosyal İşbölümü gerçekleşir. Bu oymaklar için Medeniyet ve Tarih’in şafağı sökmek üzeredir. O coğrafyada; toprakta özel mülkiyet, yazı, para, ticaret, sınıflar ve devlet sahneye çıkmak üzeredir. Mezopotamya, Mısır, Çin ve Hindistan’da kurulan ilk Yukarı Barbarlıklar ve Medeniyetler; tarım için teknik olarak demire gereksinim duyulmayan elverişli ırmak boylarında ve demirin keşfinden çok önce kurulmuşlardır.
Yukarı Barbarlık konağının geç dönemlerine kadar kabile, (Orta Barbarlık’ta kadının alt ediliş çatlağına rağmen) eşit kişilerin hür toplumuydu. “Kahramanlık Çağı” denilen düzen, açtığı sonsuz savaşlarla, oymak örgütünü bir savaş ve çapul çetesine cevirdi. Kabile şefleri, önce, sadece savaş zamanı seçilerek baş olan kişiydi. Türkçe’de Başbuğ, Arapça’da Reis, Latince’de Rex, Grekçe’de Basileus; onlara sonradan yakıştırılan anlamda mutlak iktidar sahibi, imtiyazlı ÜST değillerdi. İslamlığın ilk dönemlerinin “Halife-i Raşidiyn”i gibi, kabile üyelerince “biyat” edilerek (hür oyla) seçilirlerdi. Sonraki sömürücü ve zalim Krallarla, Şahlarla, Padişah veya Halifelerle o ilk Barbar şefler, ilk Peygamber ve Halifeler arasında gece ile gündüz arasındakinden çok fark vardı.
Çapullar ve fetihler süreklileşip genişledikçe, mal ve yetkilerini artıran şefler, her türlü alçaklığı ve iki yüzlülüğü kullanarak kendilerini ömür boyu şef yaptılar. Demokratik seçimle iktidara gelen şefin yerini zorba, değişmez şefler aldı. Çevresindeki azınlığın imtiyazlarını savundu. Bu azınlık: Yukarı Barbar kentlerde; toprak sahibi (Patrici-Küreyş), göçebe Orta Barbar akınlarında ve harplerde; “Gazi”, “İlb”, “Şovalye” şeflerdi. Zamanla, öteki kandaşlarına ve kent halkına sürü gözüyle bakan bu azınlığa “Asalet, Aristokrasi” veya “Soylular” denildi.
Tarih Öncesi’nin tüm bu aşamaları, bıçakla kesilmiş gibi birbirlerinden kopuk değildir ve karşılıklı olarak birbirlerini dışlamazlar. Toplayıcılık; avcılığın egemenleşmesinden sonra da, bahçecilik ve avcılık ise; çobanlığın ve sulamalı tarımın başlamasından sonra da varlığını sürdürür. Ancak, eski önemini yitirerek. Bu evreler, bazı bölgelerde kesin bir zamandizinsel sıra da oluşturmayabilir. Tarımdan önce sürü çobanlığının, ondan önce çömlekçilik-bahçecilik-avcılığın, ilk olarak da toplayıcılığın egemen geçim aracı olduğu; genel bir sıralamadır. Özellikle tarımla hayvancılık arasındaki ilişki; büyük ölçüde coğrafya ve iklim koşulları tarafından belirlendiği için, bölgesel özellikler içerebilir. Dünyanın bazı bölgeleri evcil hayvanlar ve sürü yetiştirmek için, bazı bölgeleri ise bitki ekimi ve tarım için daha elverişlidir. Dünyada her ikisi için elverişli bölgeler de az değildir. Buralarda, her iki üretim tarzı, birlikte, karışık biçimde ve aynı zamanda ortaya çıkmış olabilir.
TARİH
Yazılı Tarih de denen Medeniyetler çağıdır. Yaklaşık 7000 yıldır sürmektedir.Medeniyetle birlikte; kişisel miras ve taşınır-taşınmaz özel mülkiyete dayalı üretim-paylaşım-tüketim ilişkileri, insan toplumunun yaşamını belirler. Adeta nöbetleşe “medeni”leşen toplumların dışındaki coğrafyalarda yaşayan ilkel komünal kavimler; ateşe uçan böcekleri andıran ve asırlar süren göçleri sonucunda “Medeniyet”e geçerek özel mülkiyetli, sınıflı, devletli toplum biçimine ulaşırlar. Tarih Öncesi M.Ö. 5000’lerde son bulur ve dünyada Yazılı Tarih dönemleri başlar. Ancak, özel olarak her toplumun kendi Tarih Öncesi; o toplum, Medeniyet’e (özel mülkiyetli, sınıflı, devletli düzene) geçinceye kadar sürmüştür. Daha sonra Antik Tarih içinde yerini alır.
Bu gelişmelere paralel olarak politikanın, kültürün, sanatın, edebiyatın ve estetiğin tüm toplumca kollektif üretilip tüketilen anonim niteliği parçalanarak bireyselleşti. Örgütlü toplumdağıldı. Tüm bu toplumsal etkinlikler; parasal zenginlik ve mal-mülk sahibi, hali-vakti yerinde azınlık insanların ya da onlar tarafından desteklenen bir kısım insanların uğraştığı bir “meslek” haline dönüştü. Politikacılar, sanatçılar ve halk birbirinden ayrıştı. Züğürtleşen halk kitleleri politikaya da sanata da “seyirci” kaldı.
Kimi politikacı, sanatçı ve edebiyatçılar; yitirilen “cenneti” yeniden kurabilmeyi, parçalanmayı ve sınıflara bölünmeyi durdurup ortadan kaldırmayı ya da “altın postu” gelecekte aramayı eserlerinde işlerken, gelişen olayları duru bir gerçekçilikle gözlerimizin önüne sererek klasikleştiler. Bir kısım politikacı, sanatçı ve edebiyatçılar ve de onların eserleri; egemen sömürücü sınıfların politik-kültürel-sanatsal-estetik yapı ve anlayışlarını yansıtıp, son duruşmada onlar tarafından ve onlar için varedilirlerken, diğer bir kısmı; ezilen ve sömürülen halk kesimlerinin damgalarını taşıyorlardı artık.
İnsanlık; Tarih Öncesi’nde 1.000.000 yılı aşkın yaşadığı ve bugün bile hâlâ unutamadığı sınıfsız ve devletsiz kardeşlik toplumunu, çeşitli gelenek-göreneklerinde ve kültüründe, mitolojik kalıntılar olarak yaşatmıştır. Günümüze kadar varlığını sürdürebilmiş bütün dinlerin, tarikat, sekt, lonca, kült ve cemiyetin kökleri Tarih Öncesi’ndedir.
Kimi zaman, geçmişte kaybettikleri “cennet”i gelecekte arayan, kimi zaman da “Altın Çağ”a yeniden dönüp kardeşlik toplumunu kurmak üzere büyük isyanlara kalkışan kollektif aksiyon kalıntıları; bata-çıka 6500 yıl süren antika özel mülkiyet düzenlerine ve son 500 yıllık kapitalizme rağmen, özellikle kırsal alanlarda yaşayan halkın kültür-sanat-edebiyat-estetik yapı ve anlayışlarında hâlâ varlığını sürdürmektedir. Halk masallarından halk oyunlarına, danslarına, müziğine, deyişlerine, köyseyirlik oyunlarına, elişi ve kilim desenlerine kadar her alanda görülen bu kültürel doku; Medeniyet (sınıflı-devletli özel mülkiyet düzeni) öncesi toplumların geriye doğru uzanan Yukarı Barbar (kent), Orta Barbar (göçebe), Aşağı Barbar (anahanlık) gelenek-göreneklerini yansıtmaktadır. Onun için, halkların kültür-sanat-edebiyat-estetik yapı ve anlayışları; geniş ve derinlemesine bir araştırma konusudur. Bunları gerçekçi olarak anlatan ve işleyen Aiskhylos, Aristophanes, Sofokles, Homeros, Cervantes, Shakespeare, Puşkin, Heine, Dante, Balzac, Çernişevski, Goethe, Hegel, Tolstoy gibi tarihçi, sanatçı ve edebiyatçılar etüd edilmelidir.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar