NETİZ TV
geleceğin net portalı

Şehir Şairini Uğurladı…

gultenakin1Yazar:İsmail Hakkı KARAKELLE

Musalla taşında, yeşil bezle örtülü tahta tabutun baş kısmına yapıştırılmış “Gülten Cankoçak” yazılı beyaz A4 kâğıt, yerine iyi raptedilememiş, ufak bir esintide uçtu uçacak gibi duruyor. Herhalde Üniversite öğrencisi, gençten biri yanındakine “Gülten Akın değil mi, Cankoçak nereden çıktı” diyor, yaşlıca bir bey delikanlıya tane tane anlatıyor, Cankoçak’ın nereden geldiğini.

gultenakin2Ankara’nın kasım güneşi, Kocatepe’nin avludaki kirli beyaz mermerlerine, açık gri betonlarına ışınlarını cömertçe döküyor; eksiksiz herkesi, her bir şeyi parlatıyor, ısıtıyor.

Mülkiyeliler Birliğinden, kız kardeşim Zühal, Genel Başkanımız Erdal Eren ve basın sorumlumuz Nurettin Öztatar’la birlikte çıkıp, Selanik’ten Kocatepe’ye hızlıca yürürken “şimdiye insanlar çoktan akın etmiştir” dediğimi, Zühal’in de, “umarım haklı çıkarsın abi” dediğini hatırlıyorum. Kısmen de olsa haklı çıktığımı görüyorum. Hatırı sayılır bir kalabalık var avluda. Kalabalık, ama ortalıkta, siyah elbiseli, siyah gözlüklü, gördükleri mikrofona, “ne kadar üzgün olduklarını, gidenin yerinin doldurulmayacağını” bağıra bağıra söyleyen kimseler yok. Avludakilerin, en fazla, birbirlerine Gülten Akın mısraları fısıldadıklarını duyuyorum…

Şair, arabaya kadınların omuzlarında gidiyor. Şükrü Erbaş’la selamlaşıyoruz. Antalya’dan koşup gelmiş. Erbaş’ın, şiirinde, “ince şeylerin annesi” diyerek selamladığı Şair gidiyor. Yanı başımdakinin, tanıdık bir yüz, ismini çıkaramıyorum, Sennur Sezer’i de yad ederek “Daha yeni şiirin ablasını uğurlamıştık, şimdi de annesini uğurluyoruz” dediğini duyuyorum.

gultenakin3Bir kadın. Beş çocuk annesi bir kadın. Kaymakam eşiyle, öyle ne kokan ne bulaşan cinsinden değil, efsane sosyalist, 1960’larda Giresun Alucra’da mütegallibenin hortumlarını kesti diye evine dinamit atılan kaymakam Yaşar Cankoçak ile kasaba kasaba dolaşan bir kadın. Avukatlık, öğretmenlik yapan, mesleğini icra eden bir kadın. İnsan Hakları Derneği, Halkevleri, Dil Derneği gibi demokratik kitle örgütlerinde, kurucu ve yönetici olarak görev yapan, hem de bu örgütlerin önünden geçmenin cesaret istediği günlerde sorumluluk üstlenen bir kadın. Bir kadın, bütün bunları yaparken, nasıl oluyor da, Türkiye’nin en büyük şairlerinden biri olabiliyor; Milliyet Gazetesinin 2008 yılındaki bir araştırmasında yaşayan en büyük Türk Şairi seçilebiliyor. Kafamda bu sorularla biniyorum Çankaya Belediyesi’nin tahsis ettiği otobüse. Yanımda Nihat Al Ağabey, Yaşar Cankoçak’ın Mülkiye’den sınıf arkadaşı, sol çaprazımda Remzi İnanç Ağabey ve Şair Mahmut Temizyürek dostum. Bu üçlüden hangisi cevaplıyor sorumu hatırlayamıyorum. “Şiirlerini yazacak zamanı nasıl buluyorsun” sorusunu, Gülten Hanım “çocukları uyuttuktan sonra çalışırım” diye cevaplamış. gultenakin4Şairin, uykusundan fedakârlık yaptığı anlaşılıyor. Yıllar önce, Cumhuriyet Gazetesinde ikinci sayfadaki “Olaylar Görüşler” bölümünde okuduğum, yazarını hatırlayamadığım, bir yazıdan, bir anekdot düşüyor aklıma: Ünlü hocalardan biri, galiba Ahmet Şükrü Esmer, çok az uyurmuş, günde iki üç saati geçmezmiş uykusu. Nedenini soranlara “Günün birinde, nasıl olsa, aralıksız, kesintisiz bir uykuya dalacağız, şimdiden zamanımızı niçin uykuda geçirelim” dermiş.

Karşıyaka’da, 5. Kapı, D 21’de Ankara’nın kuzey batısına tepeden bakan yeri pek beğeniyoruz, “Gülten Hanıma yakıştı” diyoruz, söylenecek başka söz kalmamış gibi. Oğul, Murat iniyor mezara. Şairin küçücük, narin bedeni elden ele aşağı iniyor. Biz toprağını örtüyoruz, kızlar birbirine sarılmış ağlıyor, Nihat Ağabeyi görüyorum, gözyaşlarını siliyor. Ardımızda Şairin bedeni, aklımızda ve yüreğimizde anısı, dilimizde mısraları, başlarımız eğik, ağır ağır, sessiz sedasız ayrılıyoruz…

Nihat Ağabeyin otobüse binerken Cahit Sıtkı’dan, “…………/Hayata beraber başladığımız,/Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;/Gittikçe artıyor yalnızlığımız.” mısralarını mırıldandığını duyuyorum. Dönüş yolunda, Remzi Ağabeyin, özellikle kardeş Uğur Cankoçak’la ilgili anılarını dinliyoruz, ODTÜ sapağında, işyerime dönmek üzere, otobüsten inerken kalanlara “ Başımız sağ olsun, edebiyatın, şiirin başı sağ olsun” diyorum; Temizyürek’in, arkamdan, “Türkçenin başı sağ olsun” dediğini duyuyorum. (7 Kasım 2015, Ankara)

Kaynak:mulkiyehaber.net

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar