NETİZ TV
geleceğin net portalı

Sanal

Yazar H. Kaan Özsaraç*

Bir bilişim kavramı olarak “virtual” ’60’lı yıllarda ortaya çıktı. Bugün Türkçede kullanıldığı haliyle “sanal” ın karşılığıydı. 1972’de IBM programcıları ilk VM (Virtual Machine) işletim sistemini Mainframe (ana bilgisayar) üzerinde çalıştırdıklarında, devasa ve ciddi maliyeti olan bilgisayarları birden fazla kişi nasıl zaman paylaşımlı olarak kullanabilir sorusuna geçici de olsa bir cevap bulduklarını düşünüyorlardı.
Esinlendikleri “virtual” kavramını rönesans ressamlarından ve fiziğin optik alanından almışlardı. Gerçeğin ayna ve mercekler ya da ressamlar tarafından üretilen sureti onları yaptıkları işin özünde birleştirmişti. Vurgulamak istedikleri gerçeğin yamultulması değil, çoğaltılması ve paylaştırılmasıydı. Bugün biri eline bir kitap alsa ve “bu gerçek değil, gerçek bunu yazanın beynindedir” dese ona ne dersiniz?
Lacan, ayna evresi
“İlk olarak 1936’daki 14. Uluslararası Psikanaliz Kongresi’nde Fransız psikanalist Jacques Lacan tarafından ortaya atılan teoridir. Sözü edilen teori yaşamın ilk 6-18 aylık dönemindeki psikolojik gelişim süreçlerini ele almaktadır. Bu dönemin öncesinde çocuk çevresindeki nesne ve bireylerden ayrı bir varlık olduğunu henüz algılama düzeyine erişememiş bir ihtiyaçlar ve istekler bütünüdür. Bu süreçte bebek, varlığının birbirinden ayrık algı ve duyguların yardımıyla farkındadır; ancak bunların hiçbiri henüz bir “ben” bütününe oturmamıştır. Bebek kendisini bir bütün haline getirilmemiş henüz tamamlanmamış bir bulmaca gibi algılamaktadır. Ayna karşısında tutulduğunda ilk olarak kendisini çevresinden ve en yakın hissettiği varlık olan annesinden (ya da yerini tutan birincil kişiden) ayrı bir bütün olarak görür. Ben kavramının ilk ortaya çıktığı bu birincil süreçte bebek kendisini aynadaki görüntüsüyle özdeşleştirir ve kendisini ideal, organik ve mükemmel olarak duyumsar. Lacan bebeğin içerisinde bulunduğu aynayla yüzleşmeden önceki zihinsel süreci “0” olarak ifade eder ve aynadaki görüntüyle özdeşleşen ben kavramının ardından bu değer “1”e ulaşır.” (ekşisözlük)
Baudrillard, simulasyon
Yaklaşık 10 yıl kadar önce bir tatil beldesinde bir Amerikalı ile kısa bir sohbetim olmuştu. Ona Körfez Savaşı’nda (İkincisine daha birkaç yıl vardı.) ne kadar Irak’lı sivilin öldüğünü bilip bilmediğini sormuştum. Hiçbir fikri yoktu. Tahmine 2 haneli sayılarla başladı.
Baudrilliard’ı dehşete düşüren bu enformasyon, internet, televizyon, bilgi çağında bu cehaletin nasıl üretilebildiğiydi. Daha da korkuncu neredeyse tüm insanları sürekli kandırabilecek bir sosyal atmosferin mümkün olduğu ve bunun büyük oranda gerçekleştiğini görebilmesiydi. Artık “hyper” gerçek çağındaydık. Lacan’ın “ayna”sını “video” evresine taşıyan Baudrillard, Wachowski kardeşlerin meşhur Matrix filminde mimar rolünü oynamayı belki de bu yüzden reddetmişti.
Althusser gibi Baudrillard’ı da umutsuzluğa sürükleyen, bu sosyal yapı içersinden yeniden tarihsel bir öznenin çıkmasının giderek imkansızlaşmasıydı sanırım. Bu ruh halini bir ideoloji gibi belleyenler zaman içinde o özneyi yönetmeye, aşmaya, yoksaymaya, aşağılamaya, hatta yoketmeye yönelik farklı çabalara vesile oldular.
Baudrillard gibi bir “kuramsal terörist” maalesef Wikileaks depremine şahit olamadı. İnternet üzerinden organize olan bir küçük ekip, tüm dünyaya yayılmış bir emperyalist organizasyonun iç haberleşmesinin bir bölümünü “kırdı” ve bunu tüm dünyaya sundu. Şimdi bunun etkilerini ve sonuçlarını izliyor ve anlamaya çalışıyoruz.
Diktatörlerine %89 oy veren Tunus halkı first ladylerinin kilolarca altını olduğunu Wikileaks’ten öğrenmediler elbette. Bence onları harekete geçiren şey zaten bildikleri şeyin artık inkâr edilemez bir “gerçek” halini almasıdır. Engizisyon mahkemesinin kapısında ayağını yere vuran Galileo gibiydiler. “Dünya dönüyor işte kendi etrafında” diyorlardı. Şimdi uzaya çıkan ilk insan Yuri Gagarin gibi hissediyorlar. Gerçek devrimcidir.
Klavye
Mahmut Memduh Uyan, “Ben Bir İnsanım” adlı kitabında bir işkence oturumunda yaşadığı bir tetik düşürme anını anlatır. İşkencecisi tabancayı kafasına dayar, mizansen gereği artık öleceğine inanması istenmektedir. Uyan ise çok basit düşünür. Kafasına dayanan şey demirden yapılmış bir alettir sadece. Evet soğuktur, korkutucudur, ölümcül bir işlevi vardır. Ama o tetiğe basılmadığı sürece sadece bir alettir. Yani o mekandaki gerçek tehdit o silah değildir, o silahın tetiğine asılacak olanlardır. Mahmut Memduh Uyan neden orada olduğunu zaten çok iyi bilmektedir.
*Behçet Dinlerer Türkiye daktilo şampiyonlarındandır.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar