NETİZ TV
net portal

PRENS BENDER SÜNNİ – Şİİ GERİLİMİNİ TETİKLİYOR

Yazar saafonline dan 24/03/2007

Nibras Kazımi, Newyork Sun için yazdığı makalesinde Prens Bender’in Ortadoğu’da Sünnileri Şiilere karşı örgütlemeyi öngören plan çerçevesinde Washington’u da İran’a karşı savaşa kışkırtıyor…

Şu anda Kral Abdullah’ın “izni”ni elinde tutan Bender’in, Türki Faysal’ın Amerikan Büyükelçiliğinden istifa etmesinin de ardında olduğunu kaydeden yazar, Prens Bender’in, Türki’nin yerine Adil el-Cebr’i tayin ettiğini kaydediyor:

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Suudi Arabistan Krallık ailesi içerisindeki tehlikeli bir mücadele ortaya çıktı. Bunun ilk işareti 11 Aralık 2006’da Prens Türki Faysal’ın Washington’daki büyükelçilik görevlilerini toplayıp onlara görevinden istifa edeceğini açıklamasıyla başladı. Olay Suudi Arabistan yönetiminin yüzünü kızarttı. Suudi Arabistan hükümeti basın ve medya kuruluşlarına Prens Türki’nin istifa ettiğini bir hafta gizlemeleri doğrultusunda direktif verdi.
Sonunda büyükelçi İran’la ilişkiler konusundaki tartışmayı kaybedince adımı attı. O, İran’la diyalogu savunuyordu. Ancak Krallık ailesinde Prens Bender b. Sultan’ın başını çektiği diğer bir grup Tahran’a karşı askeri müdahaleyi tercih ediyor; ABD İran’a askeri müdahaleye karar verince Suudi Arabistan’ın da destekleyici rol oynamasını uygun görüyordu.
Burada sorun İran değil; Suudi Arabistan’daki krallık ailesi yönetimde kalmak istiyor ve İran’ın kendi stratejik misyonunu tehdit edebileceğini düşünmüyordu. Yönetim açısından asıl tehdit içeride ve dışarıdaki mücahitler. Krallık ailesi bunları büyüme ihtimali olan radikaller olarak görüyor. İran’dan beklenen ikili tehdit esas ABD ve İsrail karşısında, yine Sünni Arap yönetimlerine karşı Şii tehlikesinde… Kral Abdullah’ın özel iznini elinde tutan Prens Bender ise Suudi Arabistan krallık ailesinin bekası için bölgedeki yönetimlerin birbirlerini tehdit etmesi üzerinden oyun oynuyor. Bu Amerika’nın Irak’taki çıkarlarına zarar verse veyahut da Lübnan gibi bir ülkeyi kaosa sürüklese bile…
Prens Bender’in planı gereği ABD, elinde olan tüm diplomatik, askeri ve istihbari imkânlarla İran’a saldıracaktı. Böylelikle İran da Fars imparatorluğu hayallerinden vazgeçecekti. Diğer yandan “Ebu Musab Zerkavi” sonrası cihatlarının kalbine Şiilerle savaşmayı yerleştiren mücahitler Lübnan, Suriye ve Irak’ta Şiilerle savaşacak; Suudi Arabistan yönetimine yönelik hedefleri sapacaktı.
2005 yılı haziran ayında yazdığım “Suudi Arabistan’ın büyük entrikası” başlıklı makalede Prens Bender’in şu anki stratejisini ayrıntılarıyla açıkladım. O zaman bu planı Suudi Arabistanlıların 1980’li yıllarda Afganistan’da yaptıklarına benzetmiştim. Suudi Arabistanlılar mücahitleri Sovyetler Birliği’ne karşı desteklediler ve bir taşla birkaç kuş vurdular: İçeride gücü artan Vehhabiler, Kâfir Sosyalistlere karşı Hind kıtasına ölmeye gidiyorlardı. Amerikalılar bu adımı mutlulukla karşılıyordu. Müslümanların liderliğinin peşinde olan İran’daki Humeyni yönetimi de kendisini bunların karşısında buluyordu.
O sıralar Prens Türki Faysal Suudi Arabistan’ın istihbarat şefi ve Afganistan’daki sorunun mimarıydı. Washington’da el üstünde tutulan Prens Bender ise ABD’nin onayını sağladı ve plan başarılı oldu. Plan yakın hedeflerinin tamamını gerçekleştirdi. Ancak herkesi kötü etkileyen beklenmedik sonuç Usame b. Ladin ve el-Kaide’nin öne çıkışıydı.
Prens Bender halen daha 80 ve 90’lı yıllardaki politikasına sımsıkı bağlı. O bu konuda yakın arkadaşı olan ABD Dışişleri Bakanı James Baker’le aynı düşünüyor. Bender, Baker’in raporunun bazı bölümlerini kınamıştı. Buna karşın Prens Türki Faysal Bin Ladin vahşetini yarattığı için içeriden ve dışarıdan eleştirilere maruz kaldı.
Prens Bender’in planı şu anda gelişim aşamasında. İlk adım olarak Suudi Arabistan yönetiminin Şii ve İranlıların bölgeye hâkim olma girişimine karşı Ortadoğu’da Sünnilerin hamisi olduğu tasavvurunu oluşturuluyor. Ancak İranlıların İslam Dünyası’na hâkim olabilecek fırsatı yahut şansı ele geçirdiklerini düşündüklerine ve bu kadar realiteden uzak olduklarına inanmak büyük bir aldatmaca.
Lübnan ve Filistin’deki hadiseler Ahmedinejad gibi İsrail’e galip gelerek İslam dünyasının liderliğini yürütebileceğini düşünen bir lider dâhil İranlı liderlerde bir kötümserlik havası yarattı. Devrimi ihraç etmeyi düşünen ilk Humeynicilerin keşfettiği gibi bunlar da Sünnilerin kendilerine radikalizmin en ucunda duran “Ortodoks İslam’ı” markasını yapıştırabileceğini anladılar. Bunun ilk kanıtı Hasan Nasrullah’tır. Birkaç ay boyunca İsrail’le savaşı sırasında Arap Müslümanlarının nazarında ikinci Cemal Abdunnasır olarak görüldü. Ancak Lübnanlı Sünniler ona olan güvenlerini terk ederek onun yönetimi ele geçirmek isteyen ihtiraslı bir Şii olduğu suçlamasına başladılar. Nasrullah’ın İsrail’e karşı duruşunu Lübnan’daki siyasi pastadan daha büyük bir parçayı ele geçirebilmek için kullandığını savundular.
Bunun da ötesinde; İran Sünnilerin desteğinin nasıl da kısa soluklu olduğunu gördü. Filistin Hükümeti Başkanı İsmail Haniye yardım ve para istemek için geldiği ve isteklerine kavuştuğu İran’da, Şiilerin arasında namaz kılarken aleni olarak gözükmekten kaçındı. Tahran’da Cuma namazı kılındıktan sonra Haniye tek başına namaz kıldı; Gazze’deki taraftarlarının onun Şiilerin zelil bir adamı olmakla suçlaması tehlikesine karşı direnebilecek gücü olmadığını biliyordu.
Şiilere karşı duyguları beslemek Suudi Arabistan yönetimi için kolay bir iş. Zira bu tüm mücahitlerin etrafında birleştiği bir konu… İşte bu noktada Suudi Arabistanlılar kendilerinin Şiilere karşı ana eksen olduğunu ilan edebilecekler. Zerkavi Şiilere karşı yeni bir inanç oluşturmadı. Bilakis bu Suudi Arabistan’ın resmi olarak ürettiği, finanse ettiği ve yaydığı bir söylemdi.
Dolayısıyla 38 Suudi Arabistanlı âlimin geçtiğimiz 7 Aralık tarihinde Irak’taki Şiilere karşı Sünnileri kışkırtan ilanı şaşırtıcı değildi. 38 âlime 10 gün sonra yaşayan en büyük Vehhabi lider Şeyh Abdurrahman b. Nasır el-Berrak da katıldı. Berrak tüm Şiileri Sünni düşmanlıkları gerekçesiyle meşru hedef ilan etti. Fetvada belirtildiğine göre Şiiler, İslam açısından Yahudi ve Hıristiyanlardan daha tehlikeliydi.
Suudi Arabistan Krallık ailesi mücahitlere karşı savaş ilen ederken şüphesiz kendilerini “yeni mücahitler”in hedefi haline getiriyor.
İran’ı cezalandırmak hiç şüphesiz ABD’nin ve dünyanın çıkarına. Ancak bunun bedeli Irak ve Lübnan’da mezhep kanı olmamalı. Başkan Bush, aydınlanmanın yaygınlaştırılması ve iç barışın tesisiyle birlikte bölgede istikrarın artmasını istiyor; Suudi Arabistanlılar ise yabancılara yönelik korkunun yaygınlaşmasıyla kendi yönetimlerini korumak istiyorlar.
Bunun için İran’ı çevrelemek; Irak’ı işlevsel bir devlet haline getirmek gerekiyor. Prens Bender’in planının kabulü İranlıları geçici olarak durdurabilir; ancak Irak’ta mezhep ateşini körükleyecektir. Amerika da orada Sünni ve Şii gerginliğini çevrelemek; Vehhabilik tarafından korunan Suudi Arabistan yönetimi ise nefret ve kini besliyor. Irak’taki mezhebi gerginliği çevreleme konusunda Suudi Arabistanlıların yardımı gerçekte yardım değil ve Prens Bender’in planından acil olarak kurtulmak gerekiyor.
Diğer yandan Washington Post’ta çıkan “Prens Bender, Suudi Arabistan açısından önemli olan Amerikan sahasından el çekmiş değil” içeriğine sahip bir makale yayınlandı. Prens Bender, burayı hem Dışişleri Bakanı Suud Faysal’ın hem de büyükelçi olan Türki Faysal’ın elinden aldı. Bender, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Başkan müsteşarı Stephan Hadley ile görüşmek üzere toplantıya geldiğinde bu haber büyükelçi Türki Faysal’a ulaştı. Faysal, Bender’in özel uçağını yoklaması için Washington’daki Dallas havalimanına casuslarını gönderdi. Gerçekten de Bender’in geldiğini öğrenince çılgına göndü. Kardeşini arayıp durumu bildirdi. Bakan Suud Faysal ise Bender’in yolculuklarından haberi olmadığı ve konuyu Kral Abdullah b. Abdulaziz’e ileteceğini söyledi. Kral Abdullah ise Prens Bender’i özel bir göreve gönderdiğini söyledi; konuyu ne Bakana ne de büyükelçiye açıkladı.
Kral Abdullah’ın Dışişleri Bakanı Suud Faysal’ın 1975 yılından beri Dışişleri Bakanlığını tekelinde tuttuğunu düşündüğü ortaya çıktı. Bakan’ın yıllardır mağduru olduğu felç hastalığı dolayısıyla büyükelçiyle birlikte ortadan kaldırıldığını düşünüyordu. Onun hataları artık tahammül edilemezdi. Güvenilir kaynaklar Kral Abdullah’ın artık Türki Faysal’ı görmeye tahammül edemediğini ve Türki Faysal’a güvenmediğini söylüyorlar.
Kral’ın duruşu, Türki Faysal’a yönelik bu tutumu, Washington’dan gelen hiçbir talebin Bender tarafından şahsi olarak onaylanmadığı sürece cevaplanmayacağı yönünde belirginleşti.
Aynı gazete Corvis Genel İlişkiler Şirketi’nin 10 milyon dolar tutarındaki parasını alamadığını belirtiyor. Şirket aylardır büyükelçi Türki Faysal’dan parasını alabilmek için bekliyor ancak Prens onları oyalıyor. Türki de Washington’dan gittikten sonra kimse şirketle ilgilenmiyor; şirket yetkilileriyle görüşmekten kaçıyorlar. Korfis şirketi ortaklarından Kichael Petroziello bu sorunun şirketi yorduğunu defalarca Prens Türki’ye söylediğini ancak hiçbir yanıt alamadığını söylüyor.
Meredith Ilir ise Prens Türki’nin bazı Amerikan şehirleri ziyaretlerinin masrafları olarak 300 bin dolar ödediğini bunu da Korfis’le anlaşmaları gereği yerine getirdiğini kaydediyor. Ancak aylar geçmesine rağmen hiçbir ödeme alamadı; zira Suudi Arabistanlılar para ödemeyi reddetti.
Başkan Regan döneminde Suudi Arabistan-Amerikan diyalog Konseyi’nde çalışan Lis Jinka da ödemelerini Türki Faysal’dan yahut Suudi Arabistan konsolosluğundan alamadığını vurguluyor.
11 yıl boyunca Gallagher grubundan lobici olarak çalışan Jammeh Gallagher da bir yıllık parasını ve 100 bin dolar tutarındaki faturaların ödemesini alamadığını; ödemenin yapılmama nedenini ise halen daha bilmediğini söylüyor.
Bazı lobiciler, Washington’daki Suudi Arabistan büyükelçiliğinde dönenlerin Suudi Arabistan Krallık ailesi içerisinde iç çekişmelerin yansıması olarak değerlendiriyor.

18 Ocak 2007 tarihli 1269 sayılı El-Mutemer dergisinden çeviren Furkan TORLAK

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar