NETİZ TV
geleceğin net portalı

Nezih Gençler:Kriz;Can Çekişen Sistemin ta Kendisi

Yazar: Nezih Gençler ~ netiztv.com

KRİZ BAHANE. AMAÇ; ÖLÜMÜ GÖSTERİP HALKI AÇLIĞA VE KÖLELİĞE RAZI ETMEK

Sistemin doğası gereği yaklaşık her on yılda bir yaşanan ve adına “kriz” denen depremler, yaşam düşmanı holdinglerin ve işverenlerin gasp ve talan eğilimlerinden kaynaklanan can çekişme belirtileri. Kendi banka, holding ve şirketlerinin yollu-yolsuz çıkarlarını büyük insanlığın açlığı ve işsizliği pahasına sınırsızlaştırmaya çalışan bir avuç azınlık, toplumsal değerlerin büyük bir kısmını gasp ediyor. Halk, kendisine bırakılan artıklarla açlık sınırında yaşam savaşı verirken, en temel yaşamsal gıda-giyim-barınma araçlarını bile tüketememeye mahkum oluyor. Tüm o toplumsal değerleri üretenler, bir günde harcadıkları işgüçlerini ertesi gün yeniden üretebilmek için gerekli olan temel beslenme-giyinme-barınma madde ve araçlarını tüketemiyorlar. Çünkü işgüçlerinin sözde karşılığı olarak aldıkları asgari-azami ücret ile temel yaşamsal madde ve araçlardan yeterince satın almaları imkansız…

İnsan neden üretir? Yaşamayı sağlayıp geliştirmek için. Yani üretim ve tüketim; birbirinin antitezi olan, birbirinden ayrılmaz et ile tırnak. Üretim varsa tüketim de vardır. Olmalıdır. Tüketim varsa üretim de vardır ve olur. Oysa sistem, üretimi olanaklı tüketimi olanaksızlaştırıyorsa, bu süreci her geçen gün yaygınlaştırıp müzminleştiriyorsa; o sistem ya terk edilmelidir ya da o sistem içinde yaşam terk edilir. Bu sistemi sürdürmek isteyen üretim ilişkileri ya da üretim araçları sahipleri artık normal bir toplumsal düzenin temsilcileri olmaktan çıkıp YAŞAM DÜŞMANI güçler haline gelirler. Çünkü böyle bir toplumda büyük çoğunluğun yaşaması her geçen gün olanaksızlaşır. Sollu-sağlı iktisatçılar sistemin dönemsel olarak ya da belirli aralıklarla tıkanıklık yaşadığını söylüyorlar. Bunun kocaman bir yalan olduğu açık-seçik ortada. Çünkü özellikle 20. Yüzyıl başından beri yaşanan süreç göstermiştir ki sistemin kendisi bir büyük krizdir. Yani her 10 yılda bir sistem tıkanıp kriz yaşanmıyor. 19. Yüzyılın ikinci yarısından beri çöken, yok olup yok eden, dünyayı yaşanmaz kılan, geçen yüzyıl iki büyük dünya savaşıyla toplu insan kıyımı yapan, daha sonra da müzminleşmiş bölgesel savaşlarla dünyayı ve insanlığı tehdit eden büyük bir tek “kriz” sürecinin içindeyiz.

Bu sistem çöküyor. Çünkü canlılığın ve yaşamın en temel dayanağı olan üretim-tüketim bütünlüğü parçalanıyor. Büyük insanlığa üretin ama tüketmeyin deniyor. Peki ne olacak üretilenler? Kim tüket(ebil)ecek üretilenleri? Tüketim gücü her geçen gün azalan yani yoksullaşan halk mı? Hadi birkaç gün tüketmeden ürettik diyelim. 5. gün nasıl üreteceğiz işgücümüzü? İşgücümüzü üretemeden nasıl yeniden çalışmaya, üretmeye başlayabiliriz? Değerli yazarımız Çetin Usta’nın dediği gibi: Emekçiye her gün kriz var! Bu sistemin kendisi başlı başına bir kriz.

Peki ne yapmalı? Ürettiğimiz kadar tükettiğimiz, tükettiğimiz kadar da ürettiğimiz, ihtiyaçlarımızı rahatlıkla karşılayabildiğimiz, bir gün önceki üretimde tükettiğimiz işgücümüzün karşılığı olarak hak ettiğimiz kazanımımızla temel gıda-giyim-barınma vs. tüketimlerini rahatça yapabileceğimiz, dolayısıyla bir sonraki üretimlere de katılabilmek için gücümüzü yenileyebildiğimiz bir sistemde ne kriz olur ne de o sistemin kendisi bir büyük krize dönüşür. Peki böyle bir sistemi kurmak çok mu zor? Hayır, hiç de zor değil. Yeter ki hiç değilse ağaçlar kadar yaşama ve türümüzü sürdürme güdülerimizi yitirmiş olmayalım. Gerisi, üretici güçlerin gelişimine yani yaşamın gereklerine ve zorunluluğuna uygun üretim ilişkilerini topluma egemen kılmaya kalıyor.

Bugün bize dayatılan; işsizliğe ve açlığa mahkum bir şekilde üretim yapmamızdır. Yaşam düşmanları bu mahkumiyetimizi “kriz var” diyerek müzminleştirmek istiyor. “Kriz var işten atarım, ben krizden dolayı zarar ettim, sen de ya ucuza çalışırsın ya da işsiz (ücretsiz) çalışırsın (dolaşırsın)” diyor. Mevcut yasaları bile bize çok görüyor. Oysa onların da uymak zorunda olduğu yasalar var, ister krizli ister marizli ortamda…

NEREDEN BAŞLAMALI?

Şu an bir çok sektörde, işverenler, “krizin yönetilmesi” adına işsizlik tehdidi ile çalışan yığınlara sürüleşmeyi dayatmakta.

İşte bu noktadan başlamalıyız doğurup dokumaya, insan olduğumuzu hatırlayıp onurumuzu, işgücümüzü, canımızı, ailelerimizi, çocuklarımızı; kısaca yaşamımızı savunmaya…

İşverenlerin ve onların sollu-sağlı-televoleci-iktisatçı sözcüleri kriz ile yatıp kriz ile kalkıyorlar. Krizin etkisiyle yoğun ve topluca işten çıkarmalardan dert yanıyorlar. Krizi bahane ederek başımızın üzerinde Demoklesin kılıcı gibi sallandırılan işsizlik tehditlerinden korkmamalıyız. Çünkü kolay kolay işten atamazlar. Ayrıca korkunun ecele faydası yok. Hâlâ geçerli olan yasalara göre ister kamuda olsun ister özelde, işveren işyerinin tamamını ya da bir kısmını kapatmadan seni işten atamaz. Kıdem tazminatını verse bile atamaz. Hele seni işten atacağı tarihten 6 ay öncesinden beri işçi alımı yaptıysa hiç atamaz. Atarsa çok ağır para cezaları ödemek zorunda sana. Örneğin kıdem tazminatından başka en az 8 ile en çok 24 aylık ücretin kadar kötü niyet ya da sendikal tazminat ödemek zorunda. Ya da seni tekrar işe almak zorunda. Tabi sen işten atıldığın tarihten itibaren 1 ay içinde işe iade davası açmak zorundasın. Sendikal örgütlenmenin başladığı ya da sendikal örgütlülüğün olduğu yerlerde bu davaların açılması için gerekli dava masrafları sendikalar tarafından karşılanır. Ve dava iş hukukunu iyi bilen sendika avukatları tarafından yürütülür. Bu tip davaların %99’u işçilerin lehine sonuçlanıyor.

Bu gerçeği işverenler de çok iyi bildikleri için işçileri yıldırıp istifa ettirtmek için her türlü yola başvuruyorlar. Çünkü sen istifa edersen hem kıdem tazminatını yakmış oluyorsun, hem dava açma hakkından feragat ediyorsun, hem de işsizlik parasını alamıyorsun. Sık sık bölüm değişiklikleri, işyeri değişiklikleri, işçilerin oturdukları yerlerden uzak yerlerdeki işyerlerinde çalışmaya zorlanmaları, keyfi uygulamaların sıklaştırılması, tutanaklar, savunmalar, hırsız, yalancı, dolandırıcı suçlamaları… Kalite kontrol halkaları, şeflik, usta başılık, takım liderliği … İşçileri kariyer peşinde koşturmak, birbirlerini ispiyonlamaya itmek… Yağcılık mekanizmalarını yaygınlaştırıp kurumsallaştırmak… “Bak usta, bizde böyle, beğenmiyorsan basar istifayı gidersin! Ben seni atarsam iş bulamazsın. Ama sen istifa edip gidersen sana referans olurum!” diyorlar. Asla istifa ederek işten ayrılma. Tüm bu baskı ve yalanlar, sömürü ve talan düzenini işsizlik ve kriz yönetimleri ile sürdürmeye hizmet ediyor. Ne kadar çok işsiz olursa, çalışanlar da daha şiddetli kölelik şartlarına mahkum edilebilir.

Savunma barikatımızı buralardan başlamalıyız kurmaya. Onun için de ailelerimizden, kardeşlerimizden bile daha fazla beraber olduğumuz işçi kardeşlerimizle işyerlerinde birlik-dayanışma-kardeşlik grupları ile işten atılmalara, baskılara, böl-yönet oyunlarına hazırlıklı olmalıyız. Sadece işyerinde değil hayatın her alanındaki sorunlarımızı paylaşıp birlikte çözüm yolları için yardımlaşmayı gelenekleştirmeliyiz. Bunu her şeyden önce kendimiz, eşlerimiz, çocuklarımız için gerçekleştirmeliyiz. İşyerinde dürüst, kişilikli arkadaşlarımızla kuracağımız bu birlik ve dayanışma grupları ile; kendine güvenemeyen, işverenin gücüne karşı hiçbir şey yapılamayacağına inanan, baskı ve tehditlere karşı direnemeyip işten istifa etmeyi düşünen ya da işverene şirin görünerek sorunlarını çözmeye çalışan, hatta yağcı ve ispiyoncu arkadaşlarımızın da zamanla etkilenip işverene dönük olan yüzlerini arkadaşlarına çevireceklerine, “Allah’tan başka tapılacak bir güç olamayacağı”nı anlayacaklarına, kendilerine ve kendileri gibi olan işçi kardeşlerine güvenmekten başka bir yol olmadığını göreceklerine emin olun…

Sendikalı ya da sendikasız, sigortalı ya da sigortasız çalışalım, yaşamımızı savunmak, işimizi savunmaktan geçiyor. Güven, samimiyet, dayanışma temelinde yaşamın savunulması için sendikalı-sendikasız tüm işyerlerinde yaşam savunucularının yaşam düşmanlarına karşı örgütlenmesi zorunludur. Yaşamın savunulabilmesi için işçi kardeşlerimizin duygu, düşünce ve davranış birliğini sağlayabilecek işyeri dayanışma gruplarını oluşturalım.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar