NETİZ TV
geleceğin net portalı

MİKAYİL DİLBAZ: YENİ PETROL KANUNU: KAPİTÜLASYON



Yazar Av. Mikayil Dilbaz (USİAD-Bildiren)

Kapitülasyon sözlük anlamı olarak bir ülkede yabancılara tanınan ayrıcalık olarak ifade edilir. 17 Ocak 2007 tarihinde TBMM Genel Kurul’un da görüşülerek kabul edilen yeni Petrol Kanununun bir nevi kapitülasyon olduğu hususunun tartışma götürmeyeceği aşikârdır.

Yıllık 2,5 milyon ton ham petrol çıkarıldığı, tahmini olarak 40 milyon ton petrol rezervinin bulunduğu ülkemizde, T.B.M.M. tarafından İçtüzüğün 91. maddesi çerçevesinde temel kanun müzakere yöntemi ile, hızla ve tartışmaya yeterli zaman ayırmadan görüşülen mevcut kanunda, petrol ve doğalgaz işletilmesine yönelik kurallarda çok köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikleri Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası (Petrol-İş) Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın tabiriyle ‘Kanunun adı Türk kendisi yabancı” olarak da tanımlayabiliriz.
Mevcut Kanunu analiz etmeden önce, 1954 tarihli Petrol Kanunu’ndan günümüze kadar petrol dünyasında yer alan bazı temel anlayışları ve kural değişikliklerini açıklamanın yerinde olacağı kanısındayım.
1954 Petrol Kanunu çıkarıldığı dönemde petrol üretiminin petrol talebinden fazla olduğu bir dönemdir. Bu dönemde “birçok ülkenin düşük maliyetli ve yüksek kar oranıyla” petrol varlıklarını işletme haklarını ellerinde 7 dev petrol şirketi tutmaktaydı. Bu petrol şirketleri Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Venezuela ve Meksika’ydı. Bunun doğal sonucu olarak ta, bu 7 dev petrol şirketinin, yeni ülkelerde petrol araması yapmak için çok nazlı davrandıklarını ve yasal kuralları geniş ölçüde irdelediklerini söyleyebiliriz. İşte Türkiye, 1954 tarihinde Türk Petrol Kanununu böyle bir reel ortamda çıkarmıştır.
1954 tarihinde çıkarılan Petrol Kanununun özetle önde gelen ilkeleri şunlardı;
Mevcut Kanunun 2. maddesinde (1973 yılında yapılan bir değişiklikle) “Petrol kaynaklarının milli menfaatlere uygun olarak… aranmasını, geliştirilmesini ve değerlendirilmesini” amaç olarak öngörülmüştür.
Kanunun 5. Bölümü “Milli Menfaatin Korunması”na ilişkin kuralları belirlemiştir.
Kanunun 13/1. maddesi “Petrol hakkı sahipleri, 1 Ocak 1980 tarihinden sonra keşfettikleri petrol sahalarında ürettikleri ham petrol ve tabii gazın tamamı üzerinden , kara sahalarında % 35’i ve deniz sahalarında % 45’i ham veya mahsul olarak ihraç etme hakkına sahiptirler, geri kalan kısım ile 1Ocak 1980 tarihinden önce bulunmuş sahalardan üretilen ham petrol ve tabii gazın tamamı ve bunlardan elde edilen petrol mahsulleri memleket ihtiyacına” ayrılır demektedir. Bu hüküm, 1983 yılında çıkarılan bir kanun ile Petrol Kanunu bünyesine katılmıştır.
Bu hükmün yasaya dahil edilmesinin temel nedeni ulusal çıkarları korumak olgusundan kaynaklanmaktadır. Çünkü, ülkemiz Kıbrıs Harekatı sırasında maruz kalmış olduğu akaryakıt ambargosu sırasında çok zor durumlarda kalmıştır. Bu dönemde yaşanan acı tecrübe sonucunda mevcut hüküm Petrol Kanununa dahil edilmiştir.
Petrol Kanunun 53. maddesi ile bir arama sahasının 50.000 hektardan fazla olamayacağı ve bir bölgede bir tüzel kişiye aynı zamanda sekiz arama ruhsatı verilebileceği sınırlarını getirmiş ancak bu sınırlama Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) için daha geniş tutulmuştur.
Kanunun 64. maddesi, Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne yeni petrol sahalarını açık arttırmaya çıkarmadan önce TPAO’na bu sahaları işletmek  isteyip istemediğini sorma ve talep etmesi istemesi halinde de o sahaları bu kamu şirketine tahsisi etme yükümlülüğünü getirmiştir.
1954 tarihli Petrol Kanunu’na göre, petrol sahaları için verilecek işletme ruhsatlarının süresi 20 yıl idi ve 10 ar yılı geçmemek üzere en fazla iki defa uzatılabilirdi.
Kanunun 78. maddesine göre, “üretilen petrolün veya doğal gazın % 12,5’i Devlet Hissesi olarak” alınacaktı.
Kanunun 95. maddesine göre ise, “petrol ve doğal gaz sahalarını işletenlerin ödeyecekleri gelir vergileri kesintileri toplamı % 55’i geçmeyecekti”.
1954 tarihli Petrol Kanununun ana ilkelerini özetle yukarıda belirttik. Kanunun lafzından da anlaşılacağı üzere, kanunun bir takım noksanlıklarının bulunmasına rağmen ulusal çıkarları göz ardı etmeyen bir mantık silsilesinin ürünü olduğunu söyleyebiliriz.17 Ocak 2007 tarihinde kabul edilen Yeni Türk Petrol Kanunu bu düşünce anlayışından uzaklaşıp adeta kapitülasyon zihniyetiyle çıkartılmış bir yapıya bürünmüştür.
Buna mukabil Yeni Petrol Kanununda yapılan en önemli deşiklikler şunlardır:
Yeni yasa ile işletme ruhsatı verilme süresi 30 yıla çıkarılmış ve buna ek olarak iki kez 10 ar yıl uzatılabilme olanağı korunmuştur.
Bu hüküm komik kadar, hukuk mantığıyla da özleşmemektedir. Çünkü bugün dünyada mevcut yeraltı kaynaklarını işletme hakkını yarım asır bir süre ile kullanılmaya tahsis eden kaç ülke vardır (?)
Öte yandan, Yeni Yasa ile, Devlet Hissesi oranını % 12’ye indirilmiş ve çeşitli kriterlere bağlı olarak bu oranın daha düşük düzeylerde uygulanmasına da olanak tanınmıştır.
Dünya petrol ekonomik ve siyasal yapısını incelediğimizde, Devlet hissesini bu kadar düşük tutan hiçbir ülke kalmadığı gibi bunun tersine stratejik öneme sahip olan petrolün,  birçok ülkede esasen yüksek olan Devlet Hisselerini daha da yüksek düzeylere çekmek için çaba harcamaktadır.
 Yine,  yeni yasanın 19. maddesine göre, karalarda elde edilen Devlet Hissesi’nin % 50 si, petrol ve doğal gaz işletme ruhsatının bulunduğu ilin il özel idaresinin açtıracağı hesaba aktarılacaktı.
Bu hüküm üzerinde fazla yorum yapmadan merkezi devlet yönetim anlayışına ters düştüğünü söyleyebiliriz. Çünkü, il özel idaresi hesabına bütçe yapmak “merkezi devlet anlayışıyla idare edilen ülkelerde”  bu anlayışın temel ilkesine aykırıdır.
Yeni Kanuna göre, petrol hakkı sahiplerinin ödeyeceği gelir vergileri kesinti toplamı  % 40’ı geçemeyecektir.
Yukarıda kısaca 1954 tarihli Petrol Yasası ve 2007 tarihli Petrol Yasası arasındaki farkları belirttim. Yukarıdaki analizler ışığında şunu rahatça söyleyebiliriz ki, TBMM yeni petrol yasasını hazırlarken petrol dünyasında 1954 yılından günümüze gelen gelişmeleri takip etmekten ve algılamaktan uzak durmuştur.
Hükümetin kayıtsız ve şartsız tam desteği ile TBMM’de çıkan bu yasa, ulusal çıkarlarımızı koruma açısından zafiyet gösterdiği gibi, 1954 tarihli Petrol Yasasında çok gerisine düşmüştür. Stratejik önemi itibariyle nitelikli bir değere sahip olan petrol ürününe ilişkin yeni düzenlemeler yapılmasında, hükümetin dayatmasıyla T.B.M.M. tarafından kabul edilen yasada ulusal çıkarlarımızın göz ardı edilmesi kabul edilemez bir husustur. Hükümetimiz bu yasa çıkartarak kendilerini oraya taşıyan güçlere hizmet ettiklerini bir defa daha alenen ortaya koymuştur.
Oysaki dünya siyaset arenasında “ulusal çıkarların”  önde tutulması doktrini çok köklü geçmişe sahiptir. 1855–1865 tarihleri arasında İngiliz İmparatorluğunun başbakanlığını yapmış olan Henry Temple Palmerston’un 1 Mart 1848 günü parlamentoda ulusal çıkarlarına ilişkin yapmış olduğu şu sözü çok ilginç ve reel durumdadır: “Bizim sonsuza dek yanımızda olacak dostlarımız yoktur ve olacak çıkarlarımız vardır ve işte bu çıkarlarımızı izlemek bizim görevimizdir.”
Sonuç olarak,  ülke menfaatlerini hiçe sayan bir anlayış ile çıkartılan yeni petrol kanunu,  yabancı tekellerin kar zarar hesabına terk edilecek bir model oluşturmaktadır. Lafın açıkçası, ABD bu yasa ile Irak’ta savaş ile elde ettiğini Türkiye’de AKP’nin eliyle almıştır.
(Bu konuda daha geniş bilgi için bakınız:

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar