NETİZ TV
geleceğin net portalı

MAHMUT MAKAL’I SONSUZLUĞA UĞURLUYORUZ…

Yazar: Alper Akçam ~ Netiz Tv

Köy Enstitüsü kültürünün edebiyat alanındaki işaret fişeği, Bizim Köy ile bir çığır açan devrimci yazar Mahmut Makal’ı sonsuzluğa uğurluyoruz…
İç Anadolu bozkırında, Aksaray’ın Demirci köyünde dünyaya gelmişti. İvriz Köy Enstitüsü’nde Baba Tonguç’un ateşinde çeliğe su vermeyi öğrendi.
Köyünü yazdığı için zindanlara atıldı, mesleği elinden alındı.
Işık oldu arkadaşlarına, dönülmez bir yol açtı…
Mahmut Makal’dan önce de yazılmıştı Anadolu köyünün yoksulluğu, yoksunluğu, çıplaklığı… Ancak, bunca ses çıkarmamış, yankı bulmamıştı. Makal’ın daha önce Anadolu köyünü yazan Nebizade Nazım’dan (Karabibik), Ebubekir Hazım Tepeyran’dan (Küçük Paşa), Reşat Nuri Gültekin (Anadolu Notları – II Cilt), Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan ayrımı neydi?
Mahmut Makal’ı köyü yazan diğer aydınlardan ayıran özellikler ve onun yol açtığı sarsıntının ipuçları, Rus kültürbilimci Mihail Bahtin’in Avrupa Rönesansı, Meksikalı Octavio Paz’ın “Latin Amerika’daki modernizmo” çözümlemelerinde görülebilecektir. Mahmut Makal’ın anlatıcısı, kahraman ve karakteriyle aynı düzlemde duruyordu. O, köyün dışından, köyü betimleyen ya da kurgulayan biri değildi. Birinci çoğul anlatıcı kullanarak (biz) diyerek anlatıyordu köyü. Köylü bitliyse, yazarı da bitliydi (Bizim Köy, s 132), köylü yamalıklıysa, yazarı da yamalıklıydı (Hayal ve Gerçek, s 86).
Kirr (eşek sıpası)! Anandan arkaya kalma! Seni canavar yir!” diyen bir anlatıcı, Bahtin’in Rönesans temeli olarak gördüğü grotesk halk kültürünün örnekleriyle çıkıvermiştir yazın alanına. “Hükümetin ettiği hayır, ürküttüğü kurbağaya değmeyecek”tir. Köydeki evde, karın tipinin içinde ısınmaya çalıştıkları ocaklarda, “önün kavurga kavursun, arkan harman savursun”dur (Bizim Köy, s 18). Aksaray köylüsü “Öküzle eşeği yan yana koşar, bu işe öküz de eşek de şaşar” (Bizim Köy 32); “Baş kalkmayınca kıç kalkmaz” olacaktır (Bizim Köy, s 74)
Mahmut Makal’ın Varlık dergisindeki yazılarıyla ülke kültür ve edebiyat gündeminin ortasına düşmesi, en çok İlköğretim Genel Müdürlüğü görevinden alınıp hakkında bin türlü iftira kampanyaları ve kovuşturmalar açılmış, çocuğu gibi sevip büyüttüğü enstitüleri kuşa çevrilmiş ve kapatılmaya doğru götürülen Tonguç’u sevindirmiştir. “İlk bomba patlamıştır, gerisi gelecektir, bunu kimse durduramaz” demiştir Tonguç Baba (Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi, s 597). Gerçekten de, kendini Anadolu’nun kavruk köylü çocuklarına adamış Tonguç Baba’nın dediği çıkacak, Makal’a, onunla birlikte yola çıkmış birçok yazar, şair, ressam, müzik ustası eşlik edecek, Anadolu halk kültürü Osmanlı ortaçağının karanlığını yırtarak gün yüzüne çıkacak, yeniden doğacak, yenilikler doğuracaktır. Mehmet Başaran, Ali Dündar, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu gibi kültür savaşçıları Türkiye gündemini alt üst edecek devrimci yeniliklere imza atacaklardır.
Makal’ın ilk yapıtı “Bizim Köy”le başlayarak, halk kültürünün oyuncu köylüsü, yazarına el vermiştir bir kez… Makal’ın köylülerinin tüm Anadolu köylerinde olduğu gibi birbirlerine anlattıkları olayları oynayarak canlandırma gibi bir gelenekleri vardır. İnsanlık kültürünün kaynağında oyun ve oyunculuğu gören, insan türünü “homo ludens” (oyuncu yaratık) diye kavramlaştıran Hollandalı tarihçi Huizinga’nın bilimci buluşu yaşamda açığa çıkmaktadır. Köye Vali ve kalabalık bir bürokrat grubu gelmiştir. Arka arkaya konuşmalar yapılmaktadır. “Dışarıdan içeriye yemek taşıyıp, boş kapları içeriden çıkarıp duran bekçi Zobu Süleyman, bir uçtan da dışarıda biriken köylülere laf yetiştiriyordu.
İçeride neler konuşulduğunu soran Çolak Veli’ye kızdı:
‘Lafa meraklıysan gir de dinle arkadaş’ dedi. ‘Sana çene yetiştiremem ben. Ne bileyim, ne konuşuyorlar işte. Bana sorarsan, attıkları hep kurusıkı. Yol tozundan barut, keçi kığından saçma, doldur doldur boşalt. Alt yanı fasa fiso…’
Bu sırada odanın önünden yaşlı bir nine geçiyordu. Köye vali geldiğini duymuş olacak, orada duran jipin farlarını göstererek, ‘Vıh’ dedi, ‘valinin gözleri de kocaman kocaman…’
Besinsizlikten, kirden pastan ölmesek hale gelmiş olan ve ‘tavuk karanlığı’ hastalığına tutulan gözleri de belli belirsiz gören Kör Derviş çıkıştı Civanların Urkuya Nine’ye:
‘Gözlerinde it dirseği çıksın da bana benze e mi’ dedi. ‘Vali dediğin, adamdan olur, içeride öğün yiyor. O senin gördüğüne demirkırasi derler…’” (Kuru Sevda, s 129)
Anadolu Rönesansı’nın bu ilk işaret fişeğinin İç Anadolu bozkırlarından atılmış olması da işin ayrı bir yönüdür. Makal, tek sesli teolojik kültürün örtüsünü aralayıp alttaki halk kültürünün grotesk gücüne ulaşmayı başarmıştır. 1957 yılı yayınlanmış “Memleketin Sahipleri”nde Batı Diableri (Şeytan Oyunları)ve Menippealarıyla koşut duran, halk kültürünün tekil anlatımlı kutsal dil içine uzanmış cin, peri, ocak hikâyeleri cirit atmaktadır. İnsan ve hayvan kılığındaki cinler, periler dolaşmaktadır ortalıkta. Cinler iyilik yapıp yol da göstermektedirler (Memleketin Sahipleri, s 58). Eşek ölüsünün yattığı yeri “yatır” diye satarak geçinen hocaların hikâyesi teolojik tekil dile ve karanlığa meydan okumaktadır. Nazar değmemesi için ceplere eşek dışkısı konmaktadır (Kuru Sevda, s 57)
Bahtin’in grotesk kültürün önemli imgeleri arasında tanımladığı hayvan dışkısı, sansürsüz cinsellik kol gezmekte, kutsal kavramlara da dil uzatılmaktadır. “Gelgelelim yeğenim, ellerin derdini bıçak gibi kesen fışkı, benim derde ‘ayağını topla’ bile demedi. O da beribenzer bir fışkı olsa hiç gönlüm kalmaz. Nasıl ya, Sultan Sülman’ın hamamı gibi; tütüyor… Akşam fışkıdan çıktıktangelli yattım; sabahadan zor geldim kendime.” (Memleketin Sahipleri, s 36) “Deli Kazım, ‘ötekilerinki yağmur yağdırmadıysa, dolu da yağdırmadı. Bu kendine hayrı olmayan deyüsün muskası batırdı Gâvur Yeri’ni. Cünüp herif! Bundan sonra sana muska yazdırırsam, üçten dokuza şart olsun’ dedi…” (Memleketin Sahipleri, s 46)
Latife Tekin’in Makal’dan kırk yıl sonra kaleme aldığı ve onu tüm dünyaya tanıtan “Sevgili Arsız Ölüm”ünün Huvat’, Atiyesi, Dimrit’i, ‘Ninnisare ninnisare’li eşek hikâyeleri, Mahmut Makal’ın “Memleketin Sahipleri” arasından çıkıp gelmiş gibidir. 1950’de yayınlanmış Bizim Köy’de köylünün oyunculuğunu edebiyata taşıyan Makal’ın biçemi, 1957’de dil oyunculuğunun ustalığına gelmiştir.
Mahmut Makal’ın yapıtlarında göze çarpan diğer özellik, yaygın lakap kullanımıdır. Halk kültürünü içselleştirmiş olan yazar, bu dili yazınsal ortama da taşımaktadır. Makal’ın kendi anlatımıyla, yüz otuz haneli köyünde asıl adıyla anılan kişilerin sayısı onu geçmemektedir. “Asıl adıyla anılan, on kişiyi geçmez köyde. Daha çok takma adıyla anılar insanlar.” (Bizim Köy, s 72). Kumbulu, Cıkcık Sülman, Alanın oğlu, İdalı, Bildiri, Dınkırı, Karaca, Çullu, Tönbe, Fosur diye sıralanır lakaplar. Okulda kayıt için ad sorduğunda, öğrencisi “Hassik” diyecektir adına.
Işığı üstümüzden eksik olmasın baba dostunun…
Yarın (12 Ağustos Pazar), Ankara Kocatepe Camii’nde öğlen namazı sonrasında uğurluyoruz… O gidecek ama ışığı, sesi hep bizimle kalacak…

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar