NETİZ TV
geleceğin net portalı

Küresel terörizm ve Suudi Arabistan: Bender’in terör şebekesi

Yazar: James Petras
El Menar / Global Research
James PetrasSuudi Arabistan, Venezuela gibi petrol zengini bir devletin sahip olduğu hiçbir erdeme sahip değil ve bütün kusurlara sahip. Ülke, hiçbir muhalefeti tolere etmeyen, insan hakları savunucularını ve siyasi muhalifleri sert bir şekilde cezalandıran bir aile diktatörlüğü tarafından yönetiliyor.
Yüz milyarlarca dolarlık petrol gelirleri kraliyet despotizmi tarafından kontrol ediliyor ve dünya çapında spekülatif yatırımları tetikliyor. Yönetici seçkinler, kendilerini korumak için Batı silahlarının satın alınmasına ve ABD askeri üslerine güveniyor. Üretken ülkelerin serveti, Suudi yönetici ailesinin aşikar tüketimlerini beslemek için hortumlanıyor. Yönetici seçkinler Sünni İslam’ın “Vahhabi” mezhebini finanse ediyor.
Baskı gören tebaadan ve dini azınlıklardan gelen iç huzursuzlukla karşı karşıya olan Suudi diktatörlüğü, her taraftan gelen tehlike ve tehditleri algılıyor: deniz ötesinden, laik, ulusçu ve Şii yönetimlerden; içeride, ılımlı Sünni milliyetçilerden, demokratlardan ve feministlerden; kraliyet klikleri içinde, gelenekselcilerden ve modernistlerden. Buna yanıt olarak, Suudi dini diktatörlük rejimine karşı olan rejimlere saldırmayı, onları işgal etmeyi ve yok etmeyi hedefleyen bir uluslararası İslami teröristler şebekesini finanse etmeye, eğitmeye ve silahlandırmaya yöneldi.
Suudi terör şebekesinin beyni, üst düzey ABD’li siyasi ve askeri yetkililer ve istihbarat yetkilileriyle uzun süredir ve derin bağlantılara sahip olan Bender bin Sultan’dır. Bender Maxwell Hava Kuvvetleri Üssü’nde ve Johns Hopkins Üniversitesi’nde eğitim ve doktrin almış ve yirmi yıldan uzun süre (1983 – 2005) Suudi Arabistan’ın ABD Büyükelçisi olarak çaışmıştı. 2005 – 2011 yılları arasında Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak görev yaptıktan sonra 2012’de Suudi İstihbarat Teşkilatı’nın genel müdürlüğüne atandı. Daha öncesinde Bender, CIA’le bağlantılı yasadışı terör operasyonlarına derin bir şekilde batmıştı. 1980’lerde CIA’le birlikte gerçekleştirdiği sayısız kirli operasyona örnek olarak Bender, Nikaragua’daki devrimci Sandinist hükümetini devirmeyi amaçlayan bir terör kampanyası yürüten Kontra’lara 32 milyon dolar aktardı.
Büyükelçilik görevi sırasında, 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler’in ve Pentagon’un bombalanmasıyla bağlantısı olan Suudi krallığını korumakla aktif olarak ilgilendi. Terörist eylemin arkasından Suudi kraliyet üyelerinin ani uçuşu, Bender’in ve kraliyet ailesindeki müttefiklerinin, Suudi teröristler tarafından (19 kişiden 11’i) gerçekleştirilen bombalamaları önceden bildiği şüphesine yol açıyor. Suudi-Bender bağlantısına ilişkin ABD istihbarat dokümanları, Kongre tarafından inceleniyor.
Bender, ABD istihbarat kuruluşlarıyla olan yirmi yıllık işbirliğinden gelen, yasadışı terörist operasyonları yürütmedeki zengin deneyimleri ve eğitimiyle, tecrit edilmiş gerici ve savunmasız haldeki Suudi despotik monarşisini savunmak için kendi küresel terör şebekesini örgütleyebilecek durumdaydı.
Bender’in terör şebekesi
Bender bin Sultan Suudi Arabistan’ı, hayatta kalmak için tamamen ABD askeri gücüne bağlı, içe dönük, aşiret temelli bir rejim olmaktan çıkarıp geniş terör şebekelerinin önde gelen bir bölgesel merkezine, sağcı askeri diktatörlüklerin (Mısır) ve yandaş rejimlerin (Yemen) aktif finansal destekçisi ve Fars Körfezi bölgesindeki ülkelere (Bahreyn) müdahale eden bir güç haline getirdi. Bender, Suudi kontrollü Vehhabi mezhebinden El Kaide bağlaşıklarını ve çok sayıda başka Sünni silahlı grubu kullanarak, çok geniş yasadışı terörist operasyonları finanse etti ve silahlandırdı. Bender, Suudi Arabistan’da El Kaide karşıtlarına baskı yapan ve Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da ve başka yerlerde El Kaide teröristlerini finanse eden pragmatik bir terörist operatörüdür. Bender, uzun süre ABD istihbarat servislerinin bir varlığı olsa da, yakın zamanda, despotik devletin bölgesel çıkarları ABD’ninkilerden farklılaşınca, bağımsız bir çizgi izlemeye başladı. Aynı şekilde, Suudi Arabistan İsrail’e karşı uzun süredir düşmanlık besliyor olsa da, Bender, ortak düşmanları olan İran’a karşı ve özel olarak da Obama ile Ruhani rejimi arasındaki ara anlaşmaya karşı Netanyahu rejimiyle “örtülü anlayış” ve çalışma ilişkisi geliştirdi.
Bender, kimi zaman Batı emperyalizmiyle birlikte, kimi zaman da Suudi hegemonik tutkularını yansıtacak şekilde, siyasi gruplaşmaları yeniden şekillendirmek, düşmanlarını istikrarsızlaştırmak ve Suudi diktatörlüğünün siyasi erişim alanını Kuzey Afrika’dan Güney Asya’ya, Kafkaslar’dan Afrika Boynuzu’na kadar genişletmek için, doğrudan veya vekil güçler aracılığıyla müdahale etti.
Kuzey Afrika: Tunus, Fas, Libya ve Mısır
Bender, Fas ve Tunus’un İslamcılığa yakın sağcı rejimlerini desteklemek, kitlesel demokrasi yanlısı hareketlerin baskı altına almasını, marjinalize edilmesini ve durdurulmasını sağlamak için milyarlarca dolar akıttı. Suudi finansal desteğini alan aşırıcılar, muhalefetteki laik demokratik liderleri ve sosyalist sendika liderlerini öldürmek yoluyla hükümetteki “ılımlı” İslamcıları desteklemeye yöneldi. Bender’in politikaları, Libya’da ve Mısır’da değilse de, Tunus’ta ve Fas’ta ABD’nin ve Fransa’nın politikalarıyla büyük ölçüde örtüşüyor.
Libya Devlet Başkanı Kaddafi’ye karşı teröristlere ve El Kaide bağlaşıklarına verilen Suudi finansal desteği, NATO hava savaşıyla uyumluydu. Ancak sonrasında ayrışmalar baş gösterdi; neoliberal sürgünlerden oluşan NATO destekli müşteri rejim, Suudi destekli El Kaide ve İslami terör çeteleri ile çeşitli aşiretlerden silahlı adamlar ve eşkiyalarla karşı karşıya geldi. Bender Libya’daki aşırıcıları, Suudi rejiminin Esad rejimini devirmek için geniş bir askeri operasyon örgütlediği Suriye’ye doğru askeri faaliyetlerini genişletecek şekilde finanse etti. Libya’da Suudilerin silahlandırdığı gruplarla NATO arasındaki iç çatışma genişleyerek, İslamcıların Bingazi’de ABD Büyükelçisini ve CIA ajanlarını öldürmesine yol açtı. Kaddafi’yi devirmiş olan Bender, kendisinin silahlandırdığı oluşumların yol açtığı kan gölünü ve kaosu sürdürmeye olan ilgisini kaybetti. Bu oluşumlar daha sonra, Bender’in kontrolünden görece “bağımsız” olan, kendi kendini finanse eden – banka soyan, petrol çalan ve yerel hazineleri boşaltan – oluşumlar haline geldi.
Mısır’da Bender, İsrail’le koordinasyon içinde (fakat farklı nedenlerle), Muhammed Mursi’nin başında olduğu, demokratik yollardan seçilmiş, görece bağımsız Müslüman Kardeşler rejimini yıkma stratejisi geliştirdi. Bender ve Suudi diktatörlüğü, askeri darbeyi ve General Sisi diktatörlüğünü mali açıdan destekledi. ABD’nin, halk tarafından seçilme meşruiyetiyle İsrail yanlısı/NATO yanlısı orduyu bir araya getirmeyi hedefleyen, Müslüman Kardeşler ile askeri rejim arasında iktidar paylaşımı anlaşması yapılması projesi sabote edildi. 15 milyar dolarlık yardım paketi ve yenilerinin de gelmesi sözüyle Bender, Mısır ordusuna mali bir cankurtaran halatı ve her tür uluslararası finansal misilleme karşısında ekonomik dokunulmazlık verdi. Ordu, İhvan’ı ezdi, seçilmiş liderlerini tutukladı ve idam etmekle tehdit etti. İktidara el koymak için harcanan asker olarak kullandığı liberal-sol muhalefetin çeşitli bölmelerini yasadışı ilan etti. Bender, askeri darbeyi destekleyerek, Suudi despotizmiyle karşıtlık oluşturan, kendisine rakip, demokratik yollardan seçilmiş bir İslami rejimi ortadan kaldırdı. Her ne kadar askeri yöneticiler İhvan rejimine nazaran daha seküler, daha fazla Batı yanlısı, daha fazla İsrail yanlısı ve daha az Esad karşıtı olsa da, temel önemdeki bir Arap ülkesinde kendi zihniyetinde bir diktatörlük rejimi kurmuş oldu. Bender’in Mısır darbesi için tekerlekleri yağlamadaki başarısı, bir siyasi müttefik yaratmış oldu, ancak bu müttefik belirsiz bir gelecekle karşı karşıya.
Yeni bir diktatörlük karşıtı kitle hareketi, Suudi bağlantısını da hedef alabilir. Bender ayrıca Fars Körfezi devletlerinin birliğini de zayıflatmış oldu, zira Katar Mursi rejimini desteklemişti ve önceki rejime 5 milyar dolar aktarmıştı.
Bender’in terör şebekesi, ABD, Avrupa, Ortadoğu, Kafkaslar, Kuzey Afrika ve başka yerlerden gelen onbinlerce İslamcı terörist “gönüllü”nün uzun vadeli ve geniş kapsamlı olarak finanse edilmesinde, silahlandırılmasında, eğitilmesinde ve taşınmasında açıkça görülmektedir. Suudi Arabistan’daki El-Kaideci teröristler, Suriye’de “İslam’ın şehitleri” haline geldi. Suriye’de onlarca İslamcı silahlı çete, Suudi silahları ve parası için birbiriyle rekabet etti. ABD ve Avrupalı eğitmenlerin katılımıyla ve Suudi finansmanıyla Ürdün, Pakistan ve Türkiye’de eğitim üsleri kuruldu. Bender, sınır ötesi operasyonlar için önde gelen isyancı İslami terörist silahlı grubu olan Irak ve Şam İslam Devleti’ni finanse etti.
“Hizbullah Esad’ı desteklerken” Bender, Güney Beyrut’u, İran Büyükelçiliği’ni ve Trablusşam’ı bombalaması için Lübnan’daki Abdullah Azzam Tugayları’na para ve silah gönderdi. Bender, Lübnan ordusuyla Hizbullah arasında yeni bir iç savaş başlatma düşüncesiyle, orduya 3 milyar dolar yönlendirdi. Fransa ve ABD ile koordinasyon içinde, ancak İslamcı teröristleri istihdam etmek için çok daha büyük finansman ve çok daha büyük tolerans sağlayarak, liderlik rolünü üstlendi ve Suriye, Hizbullah ve İran’a karşı yürütülen üç cepheli askeri ve diplomatik taarruzun ana yöneticisi haline geldi. Bender’e göre Suriye’de İslamcıların iktidarı devralması, İslami Suriye’nin El Kaide’nin desteğiyle Lübnan’ı işgal ederek Hizbullah’ı yenilgiye uğratabilecek ve belki de İran’ı tecrit edebilecektir. Bender’in bu stratejisi, gerçeklikten ziyade fantazidir.
Bender Washington’dan ayrı düşüyor: Irak ve İran’daki saldırı
Suudi Arabistan, Washington’un son derece faydalı, fakat bazen kontrol dışına çıkan bir müşterisi oldu. Bu durum özellikle Bender’in istihbarat şefi olmasından bu yana böyle; uzun zaman CIA’in bir varlığı olan Bender, zamanında kendi servisleri için lütuflar, özellikle de Suudi güç yapısı içindeki yükselişine yardımcı olacak lütuflar elde edebildi. Bu nedenle, örneğin, AIPAC’ın muhalefetine rağmen AWAC’lar (uçuş erken ikaz ve kontrol radarları) elde edebilmesi, ona itibar puanları kazandırdı. Bombalamanın ertesinde üst düzey bir ulusal güvenlik tecridine rağmen, kraliyet ailesi üyelerinin ABD’ye gidebilmesini sağlaması da aynı sonucu getirdi.
Geçmişte aralıklı sınır aşmalar olduysa da, Bender yakın zamanda ABD politikasıyla daha ciddi ayrılıklar sergilemeye başladı. Kendi terör şebekesini inşa edecek ve – ABD vekilleriyle, yandaşlarıyla ve yasadışı operasyon amilleriyle çatıştığı yerlerde bile – Suudi hegemonyasını azamiye çıkarmaya yöneldi.
“ABD Irak’taki sağcı Maliki rejimini destekleme sözü verirken” Bender, “Irak ve Şam İslam Devleti”nden Sünni teröristlere siyasi, askeri ve mali destek sağlıyor. ABD İran’la “ara anlaşma” için müzakerelere girişirken, Bender muhalefet sesini yükseltti ve destek “satın aldı”. Suudiler, Fransız Cumhurbaşkanı Hollande’ın ziyareti sırasında, İran’a daha büyük yaptırımlar karşılığında milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Bender ayrıca İsrail’in Kongre’yi etkilemek ve ABD-İran müzakerelerini sabote etmek üzere Siyonist güç konfigürasyonunu desteklemesine olan desteğini ifade etti.
Bender, geçmişte ABD istihbarat eğitmenlerine sunduğu bağlılığın ötesine geçti. Geçmişteki ve şimdiki ABD ve AB devlet başkanlarıyla ve nüfuz sahibi politikacılarla olan yakın bağları onu, “Büyük Güç maceralarına” girmeye teşvik etti. Suriye’ye verdiği desteği bırakmaya ikna etmek üzere Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir araya geldi, ona havuç ya da sopa olarak değerlendirebilecek şekilde, işbirliği karşılığında milyarlarca dolarlık bir silah anlaşması yapma teklifi sundu ve Soçi Olimpiyatları’nın altını oymak üzere Çeçen teröristleri salma tehdidinde bulundu. Erdoğan’ı, Beşar Esad’ın ılımlı silahlı muhaliflerini destekleyen bir NATO müttefikinden, terörist El Kaide bağlantılı ve Suudi destekli Irak ve Şam İslam Devleti’ni kucaklayan birine dönüştürdü. Bender, Erdoğan’ın Suudilerin eğittiği çok sayıda teröristin kolayca Suriye’ye, belki de Lübnan’a geçmesine izin vermesini sağlamak üzere, onun İran’la ve Irak’la petrol anlaşması imzalama yönündeki “oportünist” çabalarını, NATO’yla süregiden askeri ortaklıklarını ve geçmişte Mısır’da Mursi rejimine verdiği desteği “görmezden geldi”.
Bender, Afganistan’da ve Pakistan’da Taliban’a verdiği desteği arttırdı, onların ABD’ye karşı yürüttüğü silahlı direnişe para ve silah yardımı sağladı ve ABD’ye, müzakereyle çekilmesi için bir alan sundu.
Her ne kadar Suudiler Çin’le olan petrol anlaşmalarını genişletiyor ve Rus Gazprom ile işbirliği yapıyor olsa da, Bender muhtemelen Batı Çin’in Uygur bölgesindeki Müslüman militanları ve Rusya’daki Çeçen ve Kafkas militanları destekliyor ve silahlandırıyordur.
Suudilerin doğrudan askeri müdahale gerçekleştirdiği tek bölge, Suudi askerlerinin yerel despota meydan okuyan demokrasi yanlısı hareketleri ezdiği, Fars Körfezi’nin küçük devleti Bahreyn’dir.
Bender: Güvenilmez iç kurumlar üzerinden küresel terör
Bender, Suudi dış politikasında olağanüstü bir dönüşüme girişti ve küresel etkisini arttırdı. Herşey, en kötüye doğru gidiyor. Tıpkı İsrail gibi, gerici bir yönetim iktidara gelip demokratik düzeni alaşağı ettiğinde, Suudiler bu yeni rejimi desteklemek üzere dolar dolu çantalarla sahneye çıkıyor. Ulusalcı, laik veya Şii bir rejimi yıkmak üzere bir İslami terör şebekesi ortaya çıktığı zaman, bu şebeke Suudi parasına ve silahlarına güvenebilir. Bazı Batılı yazarların gerçeklikten uzak bir şekilde, gerici Suudi rejimini “liberalleştime ve modernize etme yönünde belli belirsiz bir çaba” olarak betimledikleri şey gerçekte, rejimin deniz aşırı terörist faaliyetlerinin askeri bakımdan kademe atlamasıdır. Bender, Müslüman nüfusun yaşadığı komşu ve uzak ülkelere Suudi gerici yönetim modelini dayatmak için modern terör tekniklerini kullanıyor.
Sorun, Bender’in “maceracı” geniş ölçekli deniz aşırı operasyonlarının, Kraliyet ailesinin bazı üyelerinin “içe dönük” yönetim tarzıyla çatışmasıdır. Onlar, yüz milyarlarca dolarlık petrol rantlarını toplamada, dünya çapında en pahalı mülkiyetlere yatırım yapmada ve – bir taraftan kendilerini Mekke, Medine ve Kutsal bölgelerin mütedeyyin koruyucuları olarak sunarkan – sessizce, Washington, Londra ve Beyrut’ta en pahalısından fahişeler satın almada yalnız bırakılmak istiyorlar. Şu ana kadar Bender’e meydan okuyan olmadı, çünkü yönetici monarka ve onun yakın çevresine saygı gösterme konusunda titiz davranıyor. O, anlaşmalar imzalamak ve yönetici despotun hoşuna gidecek iltifatlar yapmak üzere Batılı ve Doğulu başbakanları, devlet başkanlarını ve diğer saygın seçkinleri satın aldı ve onları Riyad’a getirdi. Ancak deniz aşırı El Kaide operasyonlarına arzu duyan davranışları, Suudi aşırıcıları deniz ötesine giderek terörist savaşlara girmeye teşvik etmesi, monarşi çevrelerini rahatsız ediyor. Onlar, Suudilerin eğitilen, silahlandırılan ve bilgilendirilen – “mücahid” olarak adlandırılan – teröristlerinin Suriye, Rusya ve Irak’tan dönüp Kraliyet saraylarını bombalamasından endişe ediyorlar. Dahası, Bender’in terör şebekesinin hedef aldığı deniz aşırı rejimler misilleme yapabilir; Rusya veya İran, Suriyeliler, Mısırlılar, Pakistanlılar, Iraklılar kendi misilleme araçlarına destek verebilir. Silah satın alma için harcanan yüz milyarlara rağmen, Suudi rejimi her düzeyde savunmasız durumdadır. Deniz aşırı göçmen emeğine, yabancı “uzmanlara” ve ABD askeri kuvetlerine bağımlıdır. Vehhabi din adamlarının çoğu da, “kafirlerin” kutsal topraklara girmesine izin verdikleri için Suudi seçkinlerinden nefret ediyorlar. Bender dışarıda Suudi gücünü genişletirken, yönetimin içerideki temelleri daralıyor. O Suriye, İran ve Afganistan’da ABD’li politika yapıcılara meydan okurken, rejim kendini giderek büyüyen düşman rejimler grubundan korumak için ABD Hava Kuvvetleri’ne ve Yedinci Filo’ya bağımlı.
Bender, şişmiş egosuyla kendisinin yeni bir İslam İmparatorluğu kuran bir “Selahaddin” olduğuna inanıyor olabilir, fakat gerçekte patronu olan monark, bir parmak işaretiyle onun hemen görevden alınmasını sağlayabilir. Onun desteklediği İslamcı teröristlerin çok fazla sivil ölümüne yol açan tek bir provokatif eylemi, Suudi Arabistan’ın tüm dünyada kınanacağı uluslararası bir krize yol açabilir.
Gerçekte Bender bin Sultan, Bin Ladin’in çırağı ve halefidir; küresel terörizmi derinleştirmiş ve sistematize etmiştir. Bender’in terör şebekesi şimdiye kadar Bin Ladin’e nazaran çok daha fazla masum sivili öldürmüştür. Elbette, Suudi hazinesinden milyarlarca dolar elde etmesi, CIA’den eğitim alması ve Netanyahu ile el sıkışması sonrasında beklenecek olan budur!
Çev: Selim Sezer
medyasafak.com

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar