NETİZ TV
geleceğin net portalı

KÖK ÇAKRA “Elma”

mımElmanın faydalarını anlatacağımı düşündünüz ve de haklısınız !
Yazılarımda hep derim ya “topraktan gelende sırlar var, ondan beslenirsek yaşamın sihrine de kavuşuruz” diye … işte elma da onlardan biri. Dünyasal yaradılışımız bu yasak meyveyle başladı. Yılan kılığındaki Melek Şeytan Havva anamızı kandırdı, o da Adem babamızı bu meyveyi yemeye ikna etti ve cennetten kovuldular.

Mitolojide elma ağacını diken ve yetiştiren toprak tanrıçası Gaia’dır. Gaia Zeus ve Hera’nın evlilik törenlerinde altın bir saksı içinde bu ağacı hediye eder çifte. Ağaç kısa sürede çok fazla altın elmalar verir Hera da onu herkesten uzak bir yere başına yüz başlı bir ejder koyarak gönderir. Ağaç “Atlas’ın gök kubbeyi taşıdığı, güneşin battığı yerde”dir. Herakles’in 11. görevi de bu altın elmalardan 3 tanesini çalmaktır. Nitekim Atlas’ı kandırır ve yüz başlı ejderi yenerek elmaları alır. 12. görevi de “yer yüzüne inmek”tir. Elmaları aldıktan sonra 12. görevini de yerine getirir.
Pamuk Prenses Yedi Cüceler’in kulübesindeyken Kötü Cadı’nın verdiği kırmızı elmaya dayanamaz ve onu yedikten sonra ölür. Onu yeniden hayata döndüren Yakışıklı Prens’in öpücüğü olmuştur.
Isaac Newton elma ağacının altında otururken başına düşen bir elmayla “Yer Çekimi Yasası”nı bulur ve bütün bilim tarihini ve felsefeyi yeni bir eşiğe getirir.
Öte taraftan bildiğimiz meyve haliyle elma hemen her iklimde yetiştirilen, tüm dünyada bilinen, kışa dayanıklı, sulu, tatlı, besleyici. Tüm meyve türleri içinde genel meyve tanımının ilk akla gelenlerinden.
Peki bütün bunların anlamı ne ? Havva Anamızı kandıran yılan neyi temsil ediyor ? Herakles neden üç altın elmayı aldıktan sonra 12. görevi olan “yer yüzüne inme”yi gerçekleştiriyor ? 11 ve 12 rakamlarının anlamı ne ? Elma ağacı niçin Atlas ve yüz başlı ejder tarafından korunuyor ? Neden efsanede  altın renginde bu elmalar ? Peki Pamuk Prenses’in yediği elma neden kırmızı ve onu yediğinde ölüyor, Yakışıklı Prens öptüğündeyse yeniden diriliyor ? Elmanın yer çekimiyle alakası ne peki ? Yani ne alaka ? Hera elma ağacını neden ölümlülerden saklıyor ? Havva Anamızla Adem Babamız kırmızı elmayı yedikten sonra niye yer yüzüne gönderiliyorlar ?
Tahmin ettiniz belki de ! Çünkü başlıkta ip ucu vermiştim. Elma ortak bilinç altımızda üremenin, doğumun, yer yüzüne ayak basmanın, soyun devamının sembolüdür. “Memnu” yani yasak kabul edilmesi ve efsanelerde zehirleyici olmasının da yine bugün unutulan bir arketipi vardır. Önceki yazılarda size “Kundalini” den ve onun temsili yılandan kısaca söz etmiştim. Buradaki yılan da esasında yine Kundalini’nin başka bir yansıması. Şöyle ki, Kundalini bedenle ruhun bağlandığı yerdir. İki farklı enerji taşır sıcak, güneş (surya) ve soğuk, ay (çandra) enerjisi. Bunu dünkü yazımla da karşılaştırabilirsiniz, orada da “boğa”nın sembolünün hilal ve güneş olduğunu, yeniden doğum ve yenilenmeyi temsil ettiğini söylemiştim. Neyse şimdi konuyu dağıtmayayım. Fakat bu yılanla o bağanın bir ilgisi olduğu aşikar. Kundalini demiştim ki kuyruk sokumunda bulunur. Tam ucunda değildir, biraz kasıklara doğru, omurganın bitimine yakın bir yerdedir. Yoga metinlerine göreyse bu yer “amrita”nın yani hayat veren iksirin bulunduğu yere denk gelir. Hayati fonksiyonlarımız onun sayesinde işler. Doğumumuz da tam buradaki ana rahminde gerçekleşir. Burası aynı zamanda birinci çakranın, Muladhara’nın bulunduğu yerdir ! Muladhara’nın rengi kırmızı, elementi topraktır. Yaşam gücü ve iradeyi temsil eder. Bu yüzden elmalar olgunlaşıp kızardığında ayaklar yere sağlam basar. Bir elmanın diğer yarısı bulunduğunda çiftleşme gerçekleşir. Lohusa melekler tarafından götürülmesin diye kırmızı bant takar, yeni geline ise kırmızı kemer takılarak bu dünyaya ait olduğu belirtilir. Bütün Yoga serileri “kök” çakra duruşuyla başlar (lotus ya da tadasana gibi). Kundalini’yi uyandırmak için Muladhara’yı aktifleştiren çalışmalarla başlanıp tüm omurgayı harekete geçirip canlandıran duruşlar yapılır. Nefes Kundalini’yi uyandırmak için en önemli araçtır. Bu sebeple önce en alttan, karın nefesiyle başlarız meditasyona. Bize hayat veren nefestir ne de olsa. Nefes hareketleriyle Kundali’niyi omurgada aşağı yukarı dolaştırırız ki tam tepeye, “bin başlı sarı” taç çakraya ulaşabilsin. Bir süre de olsa geldiğimiz yere, cennete ayak basabilelim diye …
Bu yüzdendir altın renkli elmaların yer yüzünde kızarması. Çünkü o 12. çakranın da üzerinde olan altın renkli Tanrısal çakradan kopup yer yüzüne inmiştir. Bu yüzdendir Herakles’in 11. görevi 11. çakra, üstatlığın, peygamberliğin terk edildiği yerden sonra Tanrısal Işığın da kaybedildiği, 12. çakradan da koptuğumuz yer yüzüne inmek. Bu yüzdendir yüz başlı ejderin altın elmaları koruması, çünkü ejder bu dünya ile cennet arasında görevli olan elçileri ve uyanmış Kundalini’yi temsil eder. Bu yüzdendir elmaların kızarması, Gaia’nın onu Tanrı çifte hediye etmesi ve Hera’nın onu elinden kaçırması. Çünkü o “ateş”in timsali olan “Kundalini”dir. İki yüzlüdür, hem ateştir hem de su. Yine bu yüzdendir insanlar Tanrısal güçlerini kaybettiğinde savaşların ve yalancı peygamberlerin ortaya çıkması. Çünkü “ateş” iyi kullanılırsa hayat, kötü kullanılırsa ölüm getirir. Elma tabi ki yer çekimi yasasını hatırlatır Newton’a ! O Toprak Ana Gaia’nın hediyesi değil midir ? Yedi Cüce vardır çünkü gök kubbe yedi kattan oluşur. Pamuk Prenses’in hayatı tabi ki değişir elmayı yedikten sonra, öteki yarısını bulur ve yeniden doğar tabi ki ! Çünkü elma “bedenlenme”nin, “ruhsal alemden maddesel aleme” geçişin de temsilidir.
Cennetten yer yüzüne inmeyi “Tanrılar” kendileri istemiştir. Tanrıcılık oynamak ve bu sayede Tanrı olamayacaklarını görmek fakat Tanrıyı yeniden bulmak için. O yüce duyguları bir kez daha tadabilmek, sonsuz var oluşta kısacık bir oyun oynamak için “birlik”ten (vahdet) “ayrılık” a (kesret), “sonsuzluk”tan (beka) “sonluluk” (fena)ya düşmüşlerdir. Bir kez daha Yüce yaratanı bulmak, onunla yeniden hem hal olmak, onunla yeniden bir olup ona varma ilahiliğini yaşamak için. Bu sebepten elmayı yemiş ve Cem’den kopup Tefrika’ya girmişlerdir. Kul bunu kendi istediği için kapılar açıktır. Bu yüzden Kundalini uyur, zamanını bekler, ta ki kul onu uyandırmak isteyene kadar. Ne zamanki uyanır, eve dönüş kapısı da aralanır yavaştan. O zaman Yunus söyler, Zerkubi demiri döver, Mevlana döner, Krişna sazını çalar, Musa Tur’a çıkar, Muhammed Mirac’a erer, isa Yedi Kubbeyi aşar, Yunuslar dans eder, Hızır ab-ı hayatı içer, minareler, kubbeler ve piramitler göğe uzanır, eller yukarı açılır, Buda kendinden geçer, lotusun taç yaprakları sonsuzluğu işaret eder …
Elma seçilenlerin değil seçenlerin sembolüdür. O bizim varoluş irademizdir. Var olmak bizim tercihimizdir. Apple bu yüzden ısırılmış bir elmayı kendine sembol yapar. O ısırmayı “seçenlerin” markası olmak ister. Bu dünyaya gelip bu çılgınca tercihi yapan biz yüreklileriz çünkü. Bu yüzden melekler insanın karşısında secde eder, onu daima koruyacağına söz verir.
Dün demiştim ki “Boğalar özgürleştirilsin”. Bu gün de diyorum ki aşklar “memnu” olmasın, elmalar günah sayılmasın. Vaftiz içimizde, omurgamızda. Her şey bizim için.
Mutfağınızda elmalar bol, bereketiniz daim olsun  …

Sevgilerimle ….Yazar: (thebluepiramid.blogspot.com)

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar