NETİZ TV
geleceğin net portalı

Kârlar azami, ücret neden asgari? Asgari Ücret 1900 Net!

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu asgari ücret ile ilgili taleplerini 18 Kasım 2015 Çarşamba günü saat 11:30’da DİSK Genel Merkezi’ndeki bir basın açıklaması ile duyurdu. DİSK Yönetim Kurulu üyeleri, DİSK üyesi sendikaların genel başkanları ve yöneticileri, sendikalarımızın şube yönetim kurulu üyeleri ve DİSK’li işçilerin katıldığı basın açıklamasını DİSK Genel Başkanı Kani Beko okudu.

“Kârlar azami, ücret neden asgari! Ücret yük değildir! Geçim ücreti istiyoruz! ASGARİ ÜCRET 1900 NET!” başlıklı basın açıklamasında DİSK Genel Başkanı Kani Beko asgari ücretin 1300 lira olmasının işçi sınıfının mücadelesinin bir sonucu olduğu, ancak bu rakamın da açlık sınırının altında bulunduğu, Türkiye’nin karlılıkta 1. ligde, asgari ücrette 3. ligde yer aldığının altını çizdi.
asgari2Kani Beko’nun açıklamasının ardından DİSK-AR tarafından hazırlanan tabloları DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu sundu. Hükümetin ve sermaye çevrelerinin iddialarına yanıt niteliğindeki tabloların ardından, Genel Başkan Kani Beko soruları yanıtladı. İşverenlerin asgari ücretteki artışa karşılık diyet istediğine dikkat çeken Kani Beko, işsizlik fonunun yağmalanma çabalarını örnek olarak gösterdi. “İşsizlik fonuna da gözdiktiler. Sanki patronlar açlık sınırının altında yaşıyor!” diyen Kani Beko, DİSK’in talebinin 1900 lira asgari ücret olduğunu söyledi.
DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun açıklamasının tam metni:
Kârlar azami, ücret neden asgari!
Ücret yük değildir! Geçim ücreti istiyoruz!
ASGARİ ÜCRET 1900 NET!
2014 yılı Kasım ayından beri asgari ücret tartışması Türkiye gündeminden hiç düşmedi. O tarihte DİSK olarak bilim insanlarının da katıldığı bir çalıştayın ardından asgari ücretin 1800 lira olarak belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştik. Bu rakamı hesaplarken Türkiye’de büyüme oranlarının ücretlere yansımasını, kişi başına düşen milli geliri, yoksulluk sınırını ve Cumhurbaşkanı bütçesine yapılan zammı dikkate almıştık. Bir ay boyunca Türkiye’nin dört bir yanında bildiriler dağıtarak, basın açıklamaları yaparak, yürüyüşler düzenleyerek #AsgariÜcret1800 net demiş idik.
Sevindirici olan şudur ki 7 Haziran seçimlerinde iktidar partisi dışındaki tüm partiler bu konudaki mücadelemizi dikkate alarak asgari ücreti parti programlarına dahil etmişlerdi. O dönem asgari ücrete dair vaatleri sermaye temsilcilerine şikayet eden AKP ise 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidarı kaybettikten sonra konuyu gündemine aldı. Biz bu durumu başta DİSK olmak üzere işçi sınıfı mücadelesinin bir kazanımı olarak görüyor ve bu mücadeleyi veren tüm işçileri, sendikalarımızı, yol arkadaşlarımızı ve dostlarımızı kutluyoruz.
Öte yandan kamuoyunda dile getirilen 1300 liralık asgari ücret, işçilerin insanca yaşayabileceği, açlığı/yoksulluğu yenebileceği düzeyden uzaktır. DİSK-AR hesaplamalarına göre bugün için açlık sınırı 1393 TL, yoksulluk sınırı 4403 TL’dir. Yani 1300 liralık asgari ücret hala açlık sınırının bile altında kalmaktadır ve her zaman söylediğimiz gibi açlık sınırının altındaki asgari ücret cinayettir. Bir hanede 3 kişi çalışması durumunda dahi yoksulluk sınırı aşılamamaktadır. Geniş tanımlı işsizlik oranının %17’ye yaklaştığı koşullarda bir hanede 3 kişinin çalışmasının ne kadar düşük bir ihtimal olduğu açıktır.
Öte yandan IMF’in Türkiye için 2015 yılı kişi başına düşen milli gelir tahmini aylık 2129 liradır. Dört kişilik asgari ücretlinin evine, kişi başına milli gelirin birinin bile düşmemesi çarpıcıdır. Ülkeyi yönetenlerin çok övündüğü milli gelir artışından da, büyümeden de işçilerin pay almadığı açıktır. Nitekim milli gelir 1978’den bu yana yüzde 400, kişi başına milli gelir yüzde 239 artarken brüt asgari ücret reel olarak sadece yüzde 17 artmıştır. O tarihten beri asgari ücret kişi başına milli gelir oranında artsaydı asgari ücret 2015 yılı için ortalamada brüt 2142 TL olacaktı. Evet, Türkiye’de büyüyen bir şey varsa o da adaletsizliktir.
Öte yandan sermaye temsilcilerinin son dönemlerde yaptıkları açıklamalar sanki başka bir ülkede yaşıyorlarmış izlenimini vermektedir. Sermaye temsilcilerini dinleyen ve bu ülkeyi bilmeyen birisi çalışma saatlerinin en uzun olduğu, sendikalaşmanın en düşük olduğu, her yıl yaklaşık 2000 işçinin öldüğü ve ucuz emek politikalarının geçerli olduğu bir ülkede yaşadığımıza ihtimal vermez! Sermayenin bu ağlamaları, hükümetin de onların yükünü paylaşmaktan bahseden açıklamaları ibret vericidir.
Asgari ücret açısından Türkiye’nin Avrupa’nın üstünde olduğu tespiti tamamen hayal ürünüdür. İşçilerin emeği, alınteri üzerinden elde edilen kar oranları açısından evet, Türkiye Avrupa’nın birinci ligindedir ancak asgari ücret açısından yeri üçüncü ligdir. Avrupa’da asgari ücret bakımından üç ayrı lig vardır. Birinci ligde Belçika, Fransa, gibi asgari ücretin 1000 Euro’nun üzerinde olduğu ülkeler vardır. İkinci ligde, Portekiz, İspanya ve Yunanistan gibi asgari ücretin 500 ile 1000 euro arasında değiştiği ülkeler bulunmaktadır. Türkiye bu sıralamada üçüncü ligde Bulgaristan, Slovenya, Romanya, Makedonya gibi asgari ücretin 500 euronun altında olan ülkeler arasındadır. Çalışma saatleri göz önüne alındığında Türkiye’nin sıralamadaki yeri iyice gerilemektedir. Avrupa Birliği İstatistik Kurumu verilerine Türkiye ortanca ücrette yani orta direğin ücretinde de son sıralarda yer almaktadır.
Oysa aynı Türkiye işçilerin emeği ve alınteri üzerinden elde edilen kar oranlarında zirveye oynamaktadır. Yani Türkiye’de ücretler asgari, karlar azamidir!
Bu manzara ortada iken sermaye temsilcileri asgari ücretten “yük” olarak bahsetmekte, yükün paylaşılmasını istemektedir. Başbakan da maalesef bu yükün paylaşılmasına yönelik açıklamalar yapmaktadır. Öncelikle şu hususun altını çizmemiz gerekir: Ücret, paylaşılması gereken bir yük değildir. İşçinin ürettiği değerin çok küçük bir bölümü olan ücret, işverenin sorumluluğundadır.
Devlet zaten işverenin işçiye karşı yükümlülüklerini fazlasıyla paylaşmaktadır. İşverenler asgari ücret maliyetini 16 milyar TL olarak açıklamışlardır ancak 2008’den beri süren SGK prim indirimi ile işverenin devletten aldığı miktar 42 milyar TL’dir. Önümüzdeki sene alacakları da dahil edildiğinde işverenler, bahsettikleri maliyetin neredeyse 3 katına yaklaşan destek almış olacaktır.
Asgari ücret adil ve demokratik bir toplu pazarlık süreciyle belirlenmesi gerektiği halde, bu sene de artık bir ortaoyununa dönen asgari ücret tespit komisyonu yoluyla belirlenecektir. AKP hükümetlerinin önceki yıllardaki artış oranları göz önüne alındığında 1100-1150 lira arası olması beklenen 2016 yılı asgari ücreti, beklenenden 150 lira fazla olacaktır. 150 lira için bu kadar gürültü neden kopartılmaktadır? Sermaye cephesi asgari ücret karşılığında işçi sınıfından diyet mi talep etmektedir?
İşçilere asgari ücret diyeti ödetmeye yönelik yönünde açıklamalar son dönemde dikkat çekmektedir. Bu diyetlerden biri işsizlik fonunun yağmalanmasıdır. Resmi işsiz sayısının 3 milyon olduğu ülkemizde fondan aylık faydalanan kişi sayısı yalnızca 200 bindir. Fon işsizlere verdiği paranın neredeyse üç katı bir tutarı patronlara aktarmıştır.
Ancak kendilerine bu da yetmemekte, işsizlik fonuna göz dikilmektedir. İşçi sınıfından istenen bir diğer diyet de kıdem tazminatıdır. Kıdem tazminatını da fona devrederek yağmalanacak yeni bir kaynak yaratılmak istenmektedir. Bunun da ötesinde kıdem tazminatının kaldırılması, iş güvencesinin son kırıntılarının da kazınması demektir. Ayrıca 657 sayılı yasada yapılması planlanan değişiklikle kamu çalışanlarının iş güvencesinin ortadan kaldırılması da masadaki diğer bir konudur. Öte yandan Özel İstihdam Büroları’na işçi simsarlığı yetkisi verilmesi de gündeme getirilmektedir. Tüm bunların hepsi Ulusal İstihdam Stratejisi’nde ve Orta Vadeli Plan’da yer alan, daha esnek ve daha güvencesiz bir çalışma yaşamı öngören saldırı gündemleridir. Sermayenin asgari ücret karşılığı istediği bu diyetler, hükümet belgelerinde de yer almaktadır. Ancak işçi sınıfı bu diyetleri ödemeyecek mutlaka ve mutlaka direnecektir.
Ayrıca hükümeti taşeron işçiler konusunda da uyarmayı bir borç biliyoruz. Zaten uymaları gereken mahkeme kararlarını “vaat” haline getirdiler; seçimden önce “kadro” sözü verdiler. Bugün ise “asıl iş/ yardımcı iş” ayrımı yaparak işçilerin güvenceli iş hakkının üstüne yatmaya çalışıyorlar. Bizim bu konudaki duruşumuz bellidir. Biz DİSK olarak kayıtsız, şartsız, ayrımsız kamudaki, belediyelerdeki tüm işçilere kadro verilmesini, taşeron düzeninin tamamen son bulmasını istiyoruz. Ve bu mücadeleyi büyüteceğiz!
DİSK üyesi olan ve olmayan, tüm iş kollarından taşeron işçilere de buradan sesleniyorum. Güvenceli iş hepinize ananızın ak sütü gibi helaldir. Bu hakkımızı almak için hiçbir siyasetçiye, sözlere, vaatlere değil önce kendi gücümüze, kendi birliğimize güvenelim! Unutmayalım ki asgari ücret biraz olsun artacak ise bu mücadelemizle sağlandı. Biz bu kavgada vardık, varız ve var olacağız! Gelin taşeron köleliğine de sefalet ücretlerine de kol kola, omuz omuza son verelim!
Evet, ülkede estirilen baskıcı rüzgâr ortada! Tüm muhaliflerin, medyanın, farklı düşünen herkesin susması isteniyor. Susmayanlar bombaların, sansürün, ev baskınlarının, tutuklamaların hedefi oluyor. Böylesi bir iklim, asgari ücret, sendikalaşma ve iş güvencesi gibi hayati taleplerin dile getirilmesini zorlaştırmaktadır. Ancak bir kez daha söylüyoruz: Tüm insanların barış içinde, kardeşçe ve insanca yaşadığı demokratik bir ülkeyi kurmak da emeğin mücadelesi ve alın teriyle olacaktır.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar