NETİZ TV
geleceğin net portalı

JAMES PETRAS: İSRAİL ORTADOĞU EGEMENLİĞİNDE ISRARLI; GAZZE’DEN TAHRAN’A

Yazar James Petras   

petras_jamesİsrail Savunma Gücü, dünyanın en ahlâkî ordusudur!

(İsrail Başbakanı Ehud Olmert) 
Giriş
Faşist İtalya ve Nazi Almanyası, Dünya İmparatorluğu emellerine girişirken, ülkeleri ve memleketleri bombalayıp, istila ve işgal ettiler. İsrail’in bölgesel hâkimiyet girişimi de aynı usulü taklit edip, aynı adımları izledi: Sivil-asker ayrımı gözetmeyen hava bombardımanları, zırhlı araçlarla yapılan zalimane şok saldırılar, uluslararası örgütlerden gelen her türlü eleştiriye dudak büküp reddetmek ve bunlara ek olarak, İran’a karşı yeni ve daha büyük bir savaş için yapılan açık askeri yığınak… “Bolşevik tehdidi” kartını oynayan Nazi liderliği gibi İsrailli yüksek komuta düzeyi de, yetmiş dört milyon İranlı’ya karşı girişilecek bir askeri saldırının hazırlıklarını meşrulaştırmak için “İslamcı terör” heyulasını ileri sürerek, dünya çapında, Siyonist ağ tarafından yürütülen bir propaganda kampanyası başlattı. Nasıl Nazi Almanyası, “somut gerçekler”le yüzleşen Batı’nın hareketsizliğini, sempatisini ve kudretsizliğini, girişeceği saldırılara verilen onay olarak yorumladıysa, İsrail savaş makinesi de Batılı hükümetlerin Lübnan’ın işgali, Suriye’nin bombalanması ve şimdi Gazze’ye Nazi usulü saldırılıp, bölgenin işgal edilmesi karşısındaki ataletinden ve gevşekliğinden şevk kazanıyor. Batılı devletlerin kudretsizlikleri ve yardakçılıkları, İsrail komuta kademesine, Ortadoğu’da, Kızıldeniz’den İran Körfezi’ne kadar, İsrail üstünlüğünü ve hâkimiyetini kuracak daha büyük ve kanlı savaşlar için yol gösteriyor…
5

Gazze Saldırısı: İran Saldırısının Kostümlü Provası
İsrail’in Gazze’deki askeri zaferi, İran’a yapılacak tam kapsamlı bir askeri saldırının kostümlü provasıdır. Gazze’nin imhası kampanyası sırasında İsrailli askeri ve siyasal stratejistler; (1) Avrupalı, Kuzey Amerikalı ve Arap devletlerin kudretsizlik ve yardakçılıklarının düzeyi, (2) muhalifleri püskürtürken, ABD hükümetinden görülecek maddi ve siyasal desteğin derecesi ve derinliği, (3) en şiddetli kıyımlarda bile Yahudi seçmenlerden görülecek dahili desteğin derecesi, (4) ABD’deki ve Batı Avrupa’daki, siyasi olarak en hatırlı ve varlıklı, en büyük Yahudi-Siyonist kuruluşların, bir taarruz harbi karşısındaki sorgusuz sualsiz ve yekpare arka çıkışı, (5) Birleşmiş Milletler’in güçsüzlüğü ve etkisizliği ile insani örgütlerin, İsrail’in bir halkın varlığını tümüyle ortadan kaldırmayı hedefleyen imha kampanyasını sınırlandırmaktaki yetersizlikleri, (6) ABD’deki kitle iletişim araçları ve haber ajanslarının hepsinin; Avrupa ve dünyanın geri kalanındaki kitle iletişim araçlarının büyük kısmının koşulsuz desteği, (7) liberal eleştirmenlerin, İsrail devletinin herhangi bir şekilde dolaylı olarak kınanmasını etkisizleştiren, imhanın kurbanları ile imha edenleri şiddetten dolayı eşit oranda sorumlu tutma hevesleri ve (8) gazetecilerin, yazarların, akademisyenlerin ve siyasetçilerin hepsinin İsrail propaganda bürosunun hüsn-i talil sanatlı kelime dağarcığına uygun şekilde intibaklarının sağlanması hakkında büyük çaplı, yaşamsal bilgi edindiler.


Bu sonuncusuna örnek olarak; sürekli topyekün savaş, “akın” olarak adlandırılıyor. Yüzlerce İsrail helikopteri ve avcı bombardıman uçağı tarafından gerçekleştirilen on bin hava saldırısı, “şiddet” başlığı altında münferit ve zararsız ev yapımı füze saldırıları ile eşitleniyor. İsrail’in hedefindeki binlerce sivilin yaşadığı evler, hastaneler ve temel altyapı, “terörist” hedefler diye etiketleniyor. Direniş savaşçıları, “Hamas teröristleri” diye… Kızıl Haç’ın, Birleşmiş Milletler yardım tesislerinin, hastanelerin, camilerin bombalanmasına ya “yanlışlık” deniliyor ya da “Hamas teröristlerinin atış alanları” denilerek bu bombalamalar meşrulaştırılıyor.


İsrailli siyasal liderler, yürüttükleri bu küçük ve kirli “savaş”tan, kendilerine dokunulmadan, bir ulusu tamamen tahrip edebilecekleri, bir toplumun büyük bölümünü yok edebilecekleri ve yedi bin sivili sakat bırabilecekleri dersini çıkardılar. İsrailli liderler, (Moritanya, Katar, Bolivya ve Venezüella hariç) diplomatik ilişkilerde hiçbir kopma yaşamadan, soykırım benzeri bir saldırıyı sürdürebileceklerini öğrendiler. İsrailliler, bölgedeki başlıca Arap rejimlerinin huşuu ve sadakatlerini başarıyla sınadılar. Mısır, “Filistin Otoritesi”, Ürdün ve Suudi Arabistan’la işbirliği ve muvafakat sağladılar. İsrailli sivil-askeri liderler, başlıca Siyonist liderlerin ve kitle iletişim araçlarının sahibi nüfuzlu işadamlarının hepsinin desteği yanında, devletler düzeyinde böylesi üst dereceden bir suç ortaklığıyla daha büyük sokak eylemlerini, yinelenen boykot çağrılarını ve Birleşmiş Milletler ikazlarını bile bertaraf edebilmenin hesabını yaptılar. İsrailli liderler, büyük dini liderlerin ya da sayıları giderek artan muhalif Yahudiler’in, eleştirel entelektüellerin ve eylemcilerin kınamalarının, Batılı hükümetler üzerinde önemli bir etkisi olmayacağını ya da büyük Yahudi kuruluşların coşku ve sadakatini azaltmayacağını biliyorlar.


Görünmez Tehditler ve Görünür Dokunulmazlık


İsrail’in soykırım benzeri taarruz harbine yönelik iki potansiyel tehlike, yani önemli ticaret ve yatırım ülkelerinin yapacağı ekonomik boykot ile askeri yardımların durması, gerçekleşmedi. Kuzey Amerikalı başlıca Siyonist kuruluşlar boykot meselesinin yasama ya da yürütme düzeyine asla ulaşmamasını güvenceye aldılar. ABD’de, AIPAC [The American Israel Public Affairs Committee- Amerikan İsrail Kamusal İşler Komitesi, ABD’de etkin İsrail yanlısı bir lobidir. çn.] önergeler hazırlayıp, İsrail işgali ve katliamını onaylayan bir AIPAC önergesinin neredeyse oybirliğiyle (Senato’da %100, Kongre’de %90) kabul edilmesini sağladı. Dahası, Siyonizmin sömürgesi Pentagon, Filistinlilerin toplu kıyımı esnasında, İsrail’i ikmal etmek üzere, çok miktarda yeni füze ile 1000 librelik bombalar sevk etmekle yetkilendirildi. İsrail liderleri, savaş karşıtlarının, ABD politikalarının Yahudi Siyonist lobisi tarafından kontrol edilmesine engel olamadıkları gerçeğini zevkle izlediler. Dünyada pek az gösterici grup, ABD, Kanada ve Avrupa’nın Ortadoğu siyasetlerinin oluşumunda kendi ülkelerindeki Siyonist kuruluşların rolünü tanımlayıp, ifşa edebildi.


Hiçbir şey, elli bir kodaman Amerikan Yahudi kuruluşunun (bkz. ek 1) İsrail dış politikasının ereklerine mutlak ve körü körüne boyun eğişlerini, Gazze soykırımı sırasında yaşanan şu iki olay kadar iyi açıklayamaz.


Bu “51”ler, Dışişleri Bakanı Condeleeza Rice’ın İsrail’in soykırımını durdurmak için Gazze’de ateşkes çağrısı içeren bir Güvenlik Konseyi kararı önerisi üzerinde çalıştığını haber alır almaz, üyelerini, buna karşı çıkmaları için harekete geçirdiler. Yahudi haftalık yayın organı Forward’da da belirtildiği üzere: “5 Ocak 2009’da Yahudi temsilcilerle yapılan konferans çağrısında, Büyük Amerikan Yahudi Kuruluşları Başkanları Konferansı (CPMAJO) İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Malcolm Hoenlein, uluslararası kuruluşların Gazze meselesinde taraf olmaktan alıkonulmasına özel bir öncelik verdi. Hoenlein ‘Güvenlik Konseyi’nin kararı geçirmemesini sağlamak için sıkı çalışmalıyız’ dedi” (Forward 15 Ocak 2009).


İsrail’in, ABD’nin Ortadoğu politikasına hâkim ve başkanının itaatine mazhar olduğuna dair Siyonist inancın ikinci örneği, İsrail Başbakanı Olmert’in, Beyaz Saray’ın Birleşmiş Milletler’deki politikasına başarıyla dikte edip, bunu kabul ettirmekle böbürlenmesiyle karşılık bulmaktadır. Forward’a göre “İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in yaptığı yanlış değil; ama ağzını açmamalıydı. Bazı Yahudi liderlerin tepkisi de bu yöndedir. İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’nin [Anti-Defamation League, Anti-Semitizm’le ve Yahudi karşıtlığı ile mücadele etmek üzere kurulmuş, Amerikan politikasında son derece etkin bir dernek, çn.] ulusal yöneticisi Abraham Foxman ‘Olmert’in yaptıkları ile bir sorunum yok’ dedi” (Forward, 15 Ocak 2009). AIPAC’ın eski baş lobicisi Douglas Bloomfield, (bir Amerikan yurttaşı olarak) kendisinin ABD siyasetini İsrail’in dikte etmesi ile hiçbir sorununun olmadığını ama “bunun hakkında konuşmanın yanlış olduğunu” belirtti (Forward, 15 Ocak 2009). Olmert, İsrail’in Washington’daki gücü hakkında konuşarak, Siyonist Güç Birliği’nin ABD politikalarını belirlemekteki rolünü ifşa etmektedir.


Bu örnekler, İsrail ile Amerikan-Siyonist beşinci kol [Bir ülke içerisinde düşman hesabına çalışan casuslar, truva atı, çn.] arasında kopmaz bağı ve -söz konusu olan bir soykırımı desteklemekse bile- ABD politikalarını belirlemedeki güçlerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu vakalar aynı zamanda, başlıca Amerikan-Yahudi örgütlerinin, Beyaz Saray’ın -toplu kıyım içerse dahi- İsrail politikalarına en küçük bir şekilde ayrı düşmesini dahi hoşgörmeyeceğini göstermektedir. Başkan Bush’un sekiz yıl boyunca İsrail savaş makinasına kölece itaat edip maddi destek sağlaması kafi gelmedi -ki ABD’li Yahudi liderlere göre bu, görevde olduğu son güne kadar süren, %100 körü körüne itaatti. Forward’a göre “İsrail ve Yahudi grupların dillendirdiği bu açık sözcükler, yeni (Obama) yönetimi için bir mesaj niteliği taşımaktadır” (Aynı yer).


Siyasal güç pozisyonlarını ele geçirmenin yanında, ABD’deki büyük Siyonist Yahudi örgütlerinin en önemli önceliklerinden biri de İsrail lehine propaganda faaliyeti yürütüp, gönül alıcı hikâyeler uydurmaktır. İsrail’in Filistinliler’e uyguladığı ve BM Genel Kurulu, Ulusulararası Kızıl Haç ile insani kuruluşların hepsi tarafından kınanan en bariz şiddet suçları karşısında bile önde gelen Amerikan Yahudi din kuruluşları ve lobileri, İsrail devletine olan sadakatlerini gösterdiler. Kendi iç yayımlarıyla belirledikleri çalışma usulü; basın-yayın organlarında İsrail’in işlediği savaş suçları için (İsrail devletinin çizgisini izleyerek) gerekçeler ve mazeretler yazıp, yayımlayan “yerleşikler” -Siyonizm yanlısı gazeteciler, akademisyenler, “uzmanlar” ve editörler- aracılığıyla kitle iletim araçlarına hükmetmektir. Ardından Siyonist propagandacılar, bu yerleşik makaleleri, daha evvel hazırlanmış İsrail-Siyonist propagandasının yeniden üretilmesinden başka bir şey olmadıkları halde, geniş bir kamu desteği varmış izlenimi yaratmak üzere, meslektaşları ile paylaşmaktadırlar. Siyonist propaganda operasyonunun tarzı ve özü, İsrail’in Gazze’deki kan banyosunu savunma şekillerinde apaçık görülür. Bu tarz, totaliter rejimleri anımsatan, Büyük Yalan tarzıdır. Buna ilişkin, 51 Büyük Amerikan Yahudi Kuruluşu Başkanları’nın (PMAJO) başlıca sözcülerinden örnekler vermek dikkate değer:


1. İsrail’in işlediği savaş suçlarını inkar edip, Yahudi devletinin kıyımlarını küçümsetecek gerekçeler uydurmak: The Daily Alert, İsrail’in yalnızca, “büyük bölümü savaşçı olan” 600 Filistinliyi öldürdüğünü ileri sürdü (22 Ocak 2009). The Daily Alert, başlıca insan hakları kuruluşları çalışanlarının, Kızıl Haç görevlilerinin, Filistinliler’in ve uluslararası doktorlar ile tıp çalışanları ve gazetecilerin yaşamlarını tehlikeye atmak pahasına, yerinde inceleyerek bildirdikleri, üçte ikisi çocuk, kadın ve sivil olmak üzere yaklaşık 1400 ölü gerçeğini reddetmektedir.


2. Birleşmiş Milletler’e bağlı okulların bombalanmasını, okullardaki binlerce sığınmacının arasına “Filistinli teröristlerin sızdığını” söyleyerek meşrulaştıran İsrail propagandasını tekrar etmek (The Daily Alert, 22 Ocak 2009): Kız çocuklarının gittiği ilkokulun moloz yığınından Birleşmiş Milletler çalışanları, Uluslararası Kızıl Haç ve Filistinli tıbbi ekipler tarafından çıkarılan 40 beden arasında bir tane bile silahlı direniş savaşçısı bulunmuyordu; hepsi çocuk, öğretmen ve sığınmacı idi. İsrail’in okulu bombalamasına ilişkin Siyonist- Amerikan gerekçe, Avrupa Birliği de dahil olmak üzere, kurumsal ya da bireysel her türlü tanıklık tarafından reddediliyor. En tuhaf uydurma ise The Daily Alert’in, Rod Nordland’ın (Newsweek) bir makalesine dayanılarak attığı manşet: “Hamas Sivil Yerleşimlerden Vurdu”. Oysa makalede aksine “Doğu Cebaliye’de görüştüğümüz bölge sakinlerinin hepsi, bölgeden kaynaklı hiçbir tahrik olmadığı konusunda ısrar ettiler; ne bir direniş savaşçısı ne de roket ateşlemesi vardı” denilmekteydi.


3. Üçüncüsü bir kuyruklu yalan: “İsrail, Gazzeliler’e Yardım Edebilmek için Elinden Geleni Yapıyor” (Daily Alert, 16 Ocak 2009). Aksine İsrail, Gazze’ye her türlü ilaç ve tıbbi malzeme girişini engelledi, hastaneleri bombaladı, ambulansları vurdu, doktorları ve tıbbi yardım çalışanlarını öldürdü ve her türlü su, yiyecek ve yakıt erişimini kesti. İsrailliler, içindekilerin hepsini tahrip edecek şekilde, Birleşmiş Milletler’e ait ana yiyecek ve tıbbi malzeme deposunu havaya uçurdular. Amerikan Siyonistler’i bu bombalamayı, Olmert’in binlerce ton yiyeceğin imha edilmesinin “binadan açılan ateşe karşılık olduğu”na ilişkin kan damlayan açıklamasına atıfta bulanarak savundular. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, tahribatı görmek üzere dumanı hâlâ tüten BM deposunu ziyaret ettiğinde bu utanmazca yalan karşısında deliye dönerken, ABD Dışişleri Bakanı Rice, İsrailliler’e “bu tür kazalardan (yeni bir kazadan) kaçınmaları” (Daily Alert, 16 Ocak 2009) için yalvararak, dalkavukluk ediyordu.


4. “Terörün Kalbini Parçalayarak Gazze’yi Kurtarmak” (Daily Alert, 16 Ocak 2009). Yahudi propaganda gazetesi, Filistinli Araplar’ın hepsinin “Büyük İsrail”den uzaklaştırılmalarını savunan ultra-milliyetçi Natan Sharansky’nin bir makalesini yeniden yayımlıyor. Bloomberg’te yayımlanan makalesinde Sharansky, (Filistin İnsan Hakları Merkezi ve Stephen Lendman’ın 25 Ocak 2009 tarihli “İsrail, Direnme İradesi Dışında Her şeyi Öldürdü” makalesindeki rakamlara göre) 10.000’den fazla evin harap edilmesini, 40.000 yuvanın, yolların, hastanelerin, elektrik tesisinin, su ve kanalizasyon sisteminin, 121 fabrika ve ticari dükkanın, 30 caminin, 29 eğitim kurumunun, çiftliklerin, kümeslerin, küçük balıkçılık kanallarının ve balık limanlarının zarar görmesini savunuyor.


5. Beşinci Büyük Yalan: “İsrailli Pilotlar Sivilleri Vurmaktan Kaçınmaya Çalışıyorlar” (Daily Alert, 14 Ocak 2009). Uluslararası iletişim araçlarında çıkan fotoğraflar, bu Siyonist propaganda iddiasını çürütüyor. Nihayet Gazze’ye giden BBC muhabirlerine göre, viraneye dönen apartman bloklarının molozları, nükleer bir saldırıyı ya da depremi andırıyor. Çok sayıda Avrupa Parlamento temsilcisi ve olay yerini gören dünyanın farklı yerlerinden gelen diğer ziyaretçiler tahribat karşısında şoke oluyorlar. İsralli pilotların sivil hedefleri vurmaları bir yana, kara birlikleri, beyaz bayrak taşıyan sivilleri ve hatta kaçmaya çalışan küçük çocukları alçakça öldürdüler. Hayatta kalmayı başaran çocuklar, babalarının, ailelelerinin gözleri önünde infaz edildiğini anlatıyorlar.


Başlıca Siyonist kuruluşların arka çıktığı Büyük Yalan, gerek cemaatin üyelerinin gerekse herkesin duyması için Hahamlık kürsüsünde de çınlıyor: Yerel Siyonist grupların üyeleri ve yöneticileri ile yapılan gayri resmi telefon anketine göre, aynı yalanlar ve mazeretler neredeyse kelimesi kelimesine aynı şekilde dile getiriliyor. Yani ne gerçekler, ne raporlar, ne uluslararası kınamalar, ne de muhalif hahamların, ileri gelen Yahudiler’in, yazarların ya da eylemcilerin karşı çıkışları, büyük Yahudi kuruluşları ve yeni Obama yönetiminin etkili makamlarında yer alan temsilcilerinde küçük bir çentik yaratıyor. Onlar, Gazze’deki toplu kıyımın gönüllü iştirakçileri… Onlar, İran’a yapılacak önleyici hava saldırısının faal destekçileri… İsrail’in insanlığa karşı işlediği herhangi bir suçu bilâ kaydu şart savunacaklar. Harvard’da akademisyen olanları, İsrail Soykırımı’nı “Haklı Savaş”ın bir parçası olarak savunacaklar. Evrensel kınamaya karşı, Holocaust’u ileri sürmeye ve neyin doğru neyin kutsal Hakikat olduğuna karar verip hükmetme yetkisine sahip tek Ahlâkî Halk’ın kendileri ve kendi devletleri olduğu iddialarına devam edecekler.


İsrailli liderler, soykırımın savunulmasındaki gözalıcı rolleri de dahil olmak üzere, “Beşinci Kol”un istediğini yapabileceğini çok iyi biliyorlar. İsrailli liderler İran ya da Suriye/Lübnan’a karşı yürütecekleri (önleyici nükleer saldırı olasılığını da içeren) daha büyük, hacimli ve tahripkar bir savaşta bile, Beyaz Saray ve Kongre’nin desteğinin sağlanmasında, ABD’deki Siyonist lobinin milyonlarca üyesine güvenebileceklerinden eminler. İsrailli liderler artık, savaş karşıtı hareketlerin bir kez daha, Siyonist Güç Birliği’nde mündemiç gerçek güç sahiplerine karşı değil, “gölge güçlere” karşı hiçbir sonuç alamayacakları protestolara girişecekleri gerçeğinden haberdarlar.


Gazze: Beyaz Saray ve Kongre’nin İtaatinin Sınanması


İsrail Gazze’ye korkunç bir gaddarlıkla vahşice saldırarak, ABD’nin daha saldırgan bir savaşa vereceği desteği sınıyor. Gazze, Yahudi liderlerin, ABD Siyonistleri’nin siyasal etkisinin derinliği ve genişliği ile İsrail yetmiş dört milyon İranlıyı taş devrine yollayacak şekilde bombalamaya ya da tanınmış İsrailli Siyonist, tarihçi Benny Morris’in New York Times’ta 18 Temmuz 2008’de önerdiği üzere İran’ı “nükleer çöplüğe” çevirmeye karar verdiğinde “sonuna kadar gitme” arzularını ölçebilmelerine imkan tanıdı.


Başbakan Olmert’in kamuoyu önünde, Başkan Bush’un resmi olarak halkın karşısına çıkmasını engellemekle ve başarılı bir şekilde Bush’a, Dışişleri Bakanı Condaleeza Rice’ı kendi başına Güvenlik Konseyi’nde Gazze’de ateşkes çağrısını içeren bir karar hazırlamaktan kaçınmasını öğütlemesini buyurmakla övünmesi pek çok farklı anlam barındırıyor. Bunlardan en bilineni, Olmert’in ifşaatının, İsrailli liderlerin Beyaz Saray üstündeki güçlerinin onaylanmasıdır. İkinci olarak, bir gücün kullanımının kamusal doğası gereği, tüm dünyaya İsrail’in açıkça ABD Başkanı’nı küçük düşürüp, ti’ye alabilme ve ardından da İsrailli görevliler önünde hiçbir aksi sonuç doğurmaksızın böbürlenme kapasitesini gösteriyor. Üçüncü olarak bize, İsrail’in, ABD dış politikası hakkında Amerikan Dışişleri Bakanı’ndan daha çok söyleyecek sözü olduğunu gösteriyor. Dördüncü olarak, Güvenlik Konseyi’nde ABD’nin nasıl davranacağına, oy vereceğine, neyi veto edeceğine ve yapmaktan kaçınacağına İsrail’in karar verdiğini, bunların İsrail’in onayına tabi olduğunu gösteriyor.


İsrail, Siyonist Beşinci Kol ve İran


İsrail Ortadoğu’da askeri silah kullanarak hükmediyor. Komşu ülkelere yönelttiği tekerrür eden tehditler, hava ve kara saldırıları, bölgesel üstünlüğünü teyid etmeye dönük planlı bir stratejinin ürünüdür. Son yıllarda, İsrail’in askeri üstünlüğüne kafa tutan herhangi bir ülkeyi tahrip etmek için kendi ülkelerinin silahlı güçlerini kullanan ABD ve Kanada’daki Siyonist Güç Birliği sayesinde, İsrail’in bölgesel gücü arttı. Klasik örnek, uzun vadede ABD hükümetindeki İsrail kökenlilerin savaş konusunda hayati rol oynadığı, ABD’nin Irak’a müdahalesi ve devamında işgalidir.


1980’lerin sonundan bugüne kadar, ABD ordusunun İsrail işbirliği ile İran’la karşı karşıya gelmesi kampanyasını desteklemekte ABD Siyonist Güç Birliği hep ön cephedeydi. Askeri siyonist öneriler, sekiz yıllık Bush yönetimi sırasında büyük hız kazandı. ZPC, İran’ı canavar gibi gösteren, nükleer programları hakkında yanlış bilgiler uydurup yayan, amansız bir basın-yayın propaganda kampanyasına; diğer hükümetleri, endüstrileri, bankaları ve yatırımcıları İran’ı boykot etmeleri için saldırgan bir şekilde hizaya getirmek üzere, (Stuart Levey öncülüğünde) ABD Maliye Bakanlığı’nda kilit noktalara sızıp, buraları işgal etmeye girişti. Maliye Bakanlığı’nın Siyonist çalışanları, bir askeri müdahale sırasında zayıflatmak üzere İran ekonomisini sıkıştırıp, güçsüzleştirmeyi umuyorlardı. Ne Kuzey Amerika’da ne de -bu meseleyle ilgili olarak- (İsrail dışında) dünyanın bir başka yerinde, herhangi bir tekil ya da birleşik güç, İran’a karşı girişilecek bir taarruz savaşını kışkırtmakta, ABD hükümetinin Siyonist politikacıları ve çalışanları kadar büyük bir rol oynadı. Bunlar, Yahudi lobisi, Siyonist propaganda merkezleri, multi-milyarderler ve yüzlerce Yahudi cemaat örgütü tarafından desteklenip, teşvik ediliyorlardı.


Büyük Yahudi din örgütleri, İsrail propaganda kanalları olarak çok etkin bir rol oynadılar ve (Büyük Amerikan Yahudi Kuruluşları Başkanları Konferansı-CPMAJO gibi) temel Siyonist şemsiye örgütleri içerisinde önemli bir güç oldular. Söz konusu konferansın (Örgütlerin tam listesi için bkz. Ek 1) tam olarak beşte biri, temel işlevi ABD politikasına her düzeyde müdahale ederek İsrail’in hedeflerini gerçekleştirmesini sağlamak olan dinsel nitelikli Siyonist örgütlerden oluşmaktadır. Muhafazakar Birleşik Yahudi Sinagogu adlı bir grubun, İsrail’in Gazze katliamını savunma stratejisinin ayrıntılarına ilişkin sirküleri 3 Ocak 2009 tarihinde yayımlandı: “Her bir cemaat, İsrail’e desteğini bildiren bir açıklama yapmalıdır. Bölge, belediye, eyalet ya da federal düzeyindeki seçilmiş görevlilerden beyanatlar rica edin. Yerel dini, etnik ya da diğer önde gelen kişilerden açıklama yapmalarını rica edin. Mümkünse, İsrail’e desteklerini göstermek üzere, Yahudi olmayan kamu görevlilerinin ve önde gelen konuşmacıların listesini oluşturun”. Ardından sirküler, üst düzey İsrail askeri-siyasi komutasının propaganda yalanlarını kelimesi kelimesine aynen tekrarlayarak “Gazze Şeridi’ndeki duruma ilişkin” bir dizi konuşma konusu öneriyor: İsrail’in barış girişimlerinden bahsetmek, Hamas’ı saldırganlıkla suçlamak, “İsrail’in, her zaman olduğu gibi, Gazze’de savaşçı olmayan kayıpların en aza indirilmesi için imkan dahilinde her şeyi yaptığını” ileri sürmek… Birleşik Sinagog’daki Yahudi cemaatler, sadık üyelerine, 5000’den fazla sivil kaybı ve dörtte üçü kadın, çocuk ve silahsız sivillerden ibaret olan 1300 kişinin ölümünü, altmış okulun, on binlerce evin, bir düzine caminin tahribatını, Birleşmiş Milletler, Kızıl Haç ve İsrailli ve Filistinli insan hakları grupları tarafından dile getirilen savaş suçlarını görmezden gelmelerini söylemektedir.


Dindar Muhafazakar Yahudiler’in hazırladığı strateji belgesi, elli bir dinî ve seküler grubun “Başkanları”nın iştirakiyle hazırlanana çok benziyor. Bu, yüksek derecede disiplinli, iyi gelir sahibi bir azınlığın, kendi üyelerinin çok daha ötesine geçip, “manivela” etkisiyle Yahudi olmayanlar, her düzeyde kitle iletişim araçları ve halkın tanıdığı kişiler arasında da güç kazanıp bunu, İsrail’in bugün Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımın, yarınsa İran’a ilan edilecek bir savaşın savunulmasında muazzam bir güç olarak kullanacak kadar nasıl çoğaltabileceğini gösteriyor.


İsrail’in İran’a Yönelik Askeri Tehdidi


İsrail, bazı solcu şüphelerin aksine, İran’a yönelik kitlesel bir hava saldırısının operasyonel planlarını ilerletti. Yakın geçmişte İsrail, İran’a yönelik önüne ancak Bush’un Beyaz Sarayı tarafından geçilebilen hava saldırısı planları hazırladı. Yahudi devleti, eğer İran, uluslararası alanda kabul edilen, yani hukuki olan uranyum zenginleştirme hakkını kullanmayı sürdürürse, tek taraflı olarak İran’a saldıracağını ilan etti. Şubat ayında yapılacak ulusal seçimlerin muhtemel galibi olan Benyamin Netanyahu, gündeminin en üst sırasında, İran’a yapılacak askeri bir saldırının olduğunu belirtti -ki, bu ABD’deki büyük Siyonist-Yahudi kuruluşlarının, ABD’nin muvafakatini, desteğini ve etkin işbirliğini güvenceye alma çabalarını iki katına çıkarmak üzere harekete geçmeleri için bir mesaj oldu. 7 Ocak 2009’da, The London Sunday Times, bazı üst düzey İsrail askeri kaynaklarına dayanarak şöyle bir haber yaptı: “İsrail, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini, taktik nükleer silahlarla sonlandırmak üzere gizli planlar hazırladı. İsrail hava kuvvetlerine ait iki bölük, İran’ın faaliyetlerini, düşük-düzeyli nükleer ‘bunker-buster’ [Bina içerisine ya da yer altına girerek orada patalayan, altyapı ve lojistik olanakları çökertmekte kullanılan bir bomba türü, çn.] kullanarak patlatmak üzere eğitiliyorlar… ABD’nin yeni (bu sıfatı yazar kullanmaktadır) Savunma Bakanı Robert Gates, İran’a karşı girişilecek bir askeri eylemi, İran’ı vurup vurmama kararını İsrailli yetkililerin inisiyatifine bırakarak, “son çare” olarak nitelendirdi. Hazırlıklar, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Eliezar Shkedi nezaretinde sürdürülüyor” (Times on Line, 7 Ocak 2009). Bunu takiben, İsrail yanlısı New York Times’ta (11 Ocak 2009) önde gelen Siyonizm sempatizanlarından David Sanger’in yazısı yayımlandı: “Geçtiğimiz yıl (2008) Başkan Bush, İsrail’in, İran’ın ana nükleer kompleksini vurmak üzere istediği özel bunker-buster bombaları talebini geri çevirdi… Bush yönetimi bilhassa, İsrail’in, İran’ın ana nükleer kompleksine Irak hava sahasını kullanarak ulaşma talebi karşısında telaşa kapılmıştı… Beyaz Saray talebi tamamen reddetti”. Sanger, İsrail’in, on altı ABD istihbarat ajansı (Ulusal İstihbarat Hesabı) tarafından hazırlanan ve İran’ın 2003 yılında nükleer başlık geliştirme çalışmalarını durdurduğunu gösteren ayrıntılı raporlar karşısında, İran’a yönelik bir askeri saldırıda ABD işbirliğini sağlama olanağını ortadan kaldırdığı için deliye döndüğü iddiasını sürdürüyor. Sanger, İran’ın nükleer programı hakkında İsrail’in asılsız iddialarını desteklemek üzere, lafı, “2008’in başları” diye işaret edip, ABD ordusunun muhalefeti sonucu durduğunu söylediği İsrail’in tek taraflı saldırısına getirdiği birkaç paragraf harcıyor.


Yaklaşan İsrail ulusal seçimleri (10 Şubat 2009), İsrail’in İran’a yönelik kitlesel askeri saldırı planlarının hızlandırılması için bir vaadi de içeriyor. Zira anketler, Yahudi seçmenlerin çoğunluğunun, en etkin Siyonist-Amerikan kuruluşlarının favorisi, ultra-milliyetçi Siyonist Binyamin Netanyahu’yu seçeceklerini gösteriyor. Wall Street Journal’da çok yakın bir zamanda yayımlanan (24 Ocak 2009) röportajında Netanyahu İran’dan “ana terörist üssü” diye söz ediyor ve “İsrail, büyük kentlerinin yanı başında, bir İran terör üssünü (Gazze) kabul edemez” diyor. Ardından, İsrail’in sivilleri öldürmesini haklı göstermeye çalışıyor. Filistinli direnişçilerin (“teröristlerin”), “sivillerin arkasına saklandıkları”nı söylüyor. Wall Street muhabiri, Brett Stephens adlı biri, İsrailli liderin ayaklarının dibinde, huşu ve hayranlıkla, Netanyahu’nun İran’a yönelik bir saldırıya ilişkin gerekçelerini onaylıyor: “Nükleer güce sahip bir İran tehdidi, dünya için ekonomik krizden daha büyük bir tehlike taşıyor…. Bu, doğrudan İsrail’e yönelik olarak varoluşsal bir tehdit içeriyor”. Stephens, Netanyahu’nun konumunu Obama’ya anlatarak bitiriyor: “Eğer diplomasi başarısızlığa uğrar ve ABD askeri güce başvurmazsa, İsrail bunu tek başına yapacak…”


İsrailli liderler İran’a saldırmak konusunda geçici olarak desteksiz kaldılar. Bunun yerine, İsrail’in ileride Müslüman müttefikleri olan Tahran’la yapacakları bir savaşta Filistinliler’in yapacağı olası bir direnişi zayıflatmak üzere Gazze saldırısını hayata geçirdiler. İsrail’in İran’a yönelik savaş planları, yeni Obama başkanlığında pekişecek. Ultra-Siyonist Dennis Ross’un İran konusunda Başkan Obama’nın baş danışmanlığına yükselmesi ve Hillary Clinton’un (“İran’ı mahvedeceğiz”) Dışişleri Bakanı olması ile İsrail’in İran’a yönelik ABD destekli bir önleyici saldırısı greçekleşmeye çok yaklaştı. İki ay kadar önce Ross, İran’la savaşın “yol haritası”nı içeren bir belge imzaladı. Obama rejiminin siyaset üretme aygıtındaki Siyonist virüs, İsrail’in İran’a yapacağı saldırıya karşı herhangi bir resmi askeri ya da istihbari muhalefetin törpüleneceği ve sözcülerinin kenara itileceği anlamına geliyor.


Obama Rejimi ve İsrail


Siyonistler, Obama rejiminde, en alttan en tepeye, Yürütme makamlarından Kongre’ye varana kadar Ortadoğu politikası ile ilgili her türlü stratejik karara etki edecek konumlara çok daha fazla nüfuz etmişlerdir.


Amerikan Yahudi-Siyonist yayımların önde gelen haber ajansı The Jewish Telegraph Agency (20 Ocak 2009) Obama rejiminde stratejik Ortadoğu konumlarındaki “İsrail yanlısı” Siyonistler’in ayrıntılı bir listesini sunuyor. Siyonist denetimin izleri karşı konulamaz düzeydedir. Bunun neticesi, herhangi bir “eşit” barış görüşmesinin başlamadan bitmesidir ve İsrail’in bölgedeki savaş tutkusu için olağanüstü derecede vaatkârdır:


1. Dennis Ross, İran politikasında etkili bir danışman olacak. Ross, barış görüşmelerini zayıflatıp askeri seçeneği zorlamak üzere, yaptırımların artırılmasını savunmaktadır.
2. Richard Holbrooke, Obama’nın Afganistan elçisi olarak atandı. Clinton döneminde BM elçisi olarak görev yapan önde gelen bir Siyonist’tir. Kısa süre önce, eğer İran, hukuken sahip olduğu nüleer enerji programı hakkını kullanmayı İsrail’in dikte ettiği üzere bırakmazsa, askeri müdahaleyi savunan, Nükleer İran’a Karşı Birlik adlı bir gayri resmi gruba başkanlık etti.
3. George Mitchell, Obama’nın Filistin-İsrail çatışmasındaki elçisi… İkiyanlı Politika Merkezi adlı Siyonist cephe grubunun dört eş-başkanınından biridir. Bu merkez, yaptırım, ambargo, deniz ablukası ve askeri taarruz olmak üzere adım adım ilerleme yaklaşımını öneriyor.
4. Dan Shapiro ve Puneet Talwar, Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Ortadoğu politikaları konusunda işbirliği yapacaklar. İsrail uzmanı olan Shapiro, “Suriye Sorumluluk Yasası’nın (Suriye’ye sert yaptırımlar içeren bir düzenleme) Senato’da kabul edilmesini yönlendirmekteki kilit” kişiydi. Obama’nın Mayıs 2008’de Washington’daki AIPAC Konferansı’nda yaptığı köpeklik edip, yüzüstü yerlerde sürünen konuşmasını hazırlayan Shapiro idi. Puneet Talwar, İran’ı da kapsayan, İran Körfezi meselesiyle ilgilenecek. Daha önce, eski Senator ve mevcut Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ekibinde çalışmıştı. AIPAC’la ilişkiler konusunda iyi bir kanal ve sıkı bir işbirlikçi idi.
5. Eric Lynn, Beyaz Saray’ın Ortadoğu politikası görevinin başına getirildi. Kariyerine 1998’de AIPAC’ta stajyer olarak başladı ve “Kongre’deki en sadık İsrail yanlısı figürlerden bir olan” Kongre temsilcisi Peter Deutsch’un ekibinde çalışarak devam etti. Lynn, Siyonist askeri kültürünü özümseyip, İbranice öğrenmek üzere bir yıl İsrail’de bulundu.
6. James Steinberg ve Jacob “Jack” Lew, Dışişleri’nde Clinton’un temsilcileri olarak tanındılar. Steinberg’in “İsral yanlısı topluluklarla güçlü ilişkileri” bulunmaktadır ve Arafat’ın İsrail taleplerine imtiyaz tanıması için yapılan İsrail baskısının kanallarındandı. Jack Lew, denizaşırı iktisadi teşviki yönetecek. Lew, Amerikan ekonomik kaynaklarını, İsrail militarizmi ve onun rakiplerini cezalandırıp ödüllendirmek üzere kullanacak olan bir Ortodoks-Siyonist… Citigroup yatırım biriminin eski başkanlarından biri olarak, İsrail devlet tahvillerinde 50.000 ilâ 100.000 dolarlık bir meblağ bulunduruyor.
7. Samantha Power, 2002’de İsrail savaş suçlarını eleştiriyordu. Bu nedenle, Siyonist Güç Birliği onu Mart 2008’de Obama’nın kampanyasından uzaklaştırdı. İsrail’den “onursuzca özür” diledikten sonra, Clinton intikal takımının bir üyesi olarak iade-i itibar edilip, yeniden kabul edildi.
8. Cass Sunstein, Obama rejiminin anahtar propaganda ordusu olan Beyaz Saray Enformasyon ve Kamu Kurumları ile İlişkileri Düzenleme Biriminin başı… Ömrü boyunca Siyon ağzıyla konuştu.
9. Rand Beers, Senatör Kerry’nin 2004’teki başkanlık kampnyasında önde gelen ulusal güvenlik danışmanı idi ve İsrail yanlısı siyasal aygıtlarla “yakın ilişkiler kurdu”. İç Güvenlik danışmanı olarak, “İsrail ve ABD’nin daha yakın müttefikler olması için hayati rol oynayacak” (Jewish Telegraph Agency, 20 Ocak 2009).
10. Lee Feinstein ve Mara Rudman, Clinton Yönetimi’nin Siyonist duayenleri… Feinstein, Dışişleri Bakanı Clinton’un önde gelen danışmanı ve Rudman Başkan Obama’nın Kıdemli Dış İlişkiler Danışmanı…
11. Susan Rice, Obama tarafından BM Büyükelçiliği’ne atandı. Geçtiğimiz yaz, Washington Ortadoğu Politikası Enstitüsü (WINEP) tarafından hazırlanan, İran’a yönelik ambargo ve askeri saldırı için daha sıkı bir İsrail-Amerikan işbirliğinin önerildiği bir belgeyi imzaladı. WINEP, İsrail’in en fanatik, savaşçı ve kayıtsız şartsız destekçilerinden oluşan bir propaganda fabrikası… Senatodaki yemini sırasında Rice, İsrail’in Gazze’deki kan banyosunu eleştiren Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu itham etti.


Obama’nın dış ilişkiler rejiminin en üstünde bulunan, Başkan Yardımcısı Biden (“Ben bir Siyonist’im”), Dışişleri Bakanı Clinton (“İran’ı mahvet”) ve Savunma Bakanı Gates (İsrail’in yönlendirdiği Bush yönetiminin uzantısı), ABD tarihindeki en Siyonistleşmiş Ortadoğu politikası rejimini yürütüyorlar. Bu rejim, İran’la ciddi görüşmelere başlamak ya da Filistin’deki İsrail işgalini sona erdirmek için ne bir arkaplana, ne de vefaya ya da sorumluluğa sahiptir. Aksine, Siyonist Güç Birliği ile yakın ilişkileri ve İsrail militarizmine ve yayılmacı politikalarına uzun dönemli bağlılıkları, Obama rejiminin, İran’la askeri olarak karşı karşıya gelmek konusunda, Yahudi devletiyle bir işbirliğine doğru ilerlemesini sağlayacaktır. Obama ekibindeki herkes, İsrail’in Gazze’deki katliamını destekliyor; İsrail’in demokratik olarak seçilmiş Hamas hükümetini ortadan kaldırıp, Abbas liderliğindeki itibarsız ve müflis işbirlikçi hizbi destekleme çabasını haklı görüyor.


Obama Başkanlığı, pek çok gözlemcinin imkansız dediği şeyi başardı: İran’la yürütülecek bir savaş için, Bush yönetiminden bile daha büyük bir taahhütle, daha fazla Siyonist’i çok daha stratejik güç konumlarına yerleştirdi. Obama’nın atamaları ve bizzat kendisinin İsrailli liderlere boyun eğişi düşünüldüğünde, on altı büyük istihabarat servisinin, Bush döneminde olduğu gibi, İsrail’in İran nükleer programı hakkındaki uydumalarına karşı çıkacak bir rapor hazırlamalarını hayal etmek zor görünüyor. Daha kötüsü, Beyaz Saray’daki mevcut Siyonist hâkimiyetle birlikte, Obama’nın İsrail’in İran’a yönelik olarak önereceği bir hava saldırısını, daha evvel Bush’un yaptığı gibi reddedip reddedemeyeceği de kuşkuludur.


İsrail’in İran’a yönelik savaş stratejisi, öncüsü olan Naziler’in “salam taktiği”ni andırıyor: İran’a yönelik İsrail saldırganlığına karşı çıkan ülke ve liderlerin sivil altyapılarına en üst düzeyde tahribat vermek üzere tasarlanmış saldırılar. İsrail Lübnan’ı bombaladı ve istila etti. Suriye’yi bombaladı. Gazze’ye vahşice saldırdı. İsrail lobisi, Maliye Bakanlığı’ndaki Siyonistleşmenin de etkin müdahalesi ile küresel ekonomik yaptırımları genişletip, arttırdı. Obama’nın üst düzey ekonomi danışmanı, ultra-Siyonist Lawrence Summer, İsrail’in belirlenmiş düşmanlarına karşı daha sıkı yaptırımlar, boykotlar ve ambargolar uygulanmasını teşvik ediyor: Politikalar savaşı işaret ediyor.


Savaşa Yönelik “Barış” Görüşmeleri 


Obama rejiminin dünyayı, İran’a yönelik saldırgan bir savaşa daha da yaklaştıracağı öngörüsü, boş bir spekülasyona ya da başkanlık kampanyası sırasında yaptığı konuşmalara dayanmıyor. İran’ın egemenliği ve ulusal çıkarları açısından kabul edilemez koşullar içerdiği sürece, Başkan Obama’nın ya da Dışişleri Bakanı Clinton’un “İran’la müzakere” avukatlığını kimse ciddiye almaz. Obama rejimi açıkça, eğer İran tek taraflı silahsızlanmayı ve İsrail ile ABD’ye gerçekleştirecekleri ilk dalga saldırıda hedef alacakları hayati merkezleri öğrenmek için eşsiz bir fırsat sunan, stratejik savunma üslerinin zorla denetlenmesini kabul etmezse savaşla tehdit ediyor.


En gayretli Siyonist militarist Dennis Ross’un İran’la ilgili kilit stratejik makama atanması, Obama’nın İran’la savaşa doğru sürüklendiğini kesin olarak göstermektedir.


Obama, Ross’u, “İran Özel Elçiliği”ne atadı. Ross, Ortadoğu politikasının Çar’ı gibi hareket edecek. İsrail-Filistin görüşmelerine ilişkin elçiliğini George Mitchell yürütecek; klasik “kötü polis”e (Ross) karşı “iyi polis” (Mitchell) taktiği… Genellikle “İsrail avukatı” olarak anılan Ross, İran’la ilgili temel girişimlerinin hepsinde, ABD Siyonist Yahudi Lobisinin veliahtı olarak davranan bir aşırı Siyonist’tir. Ross, Washigton’daki en temel ve kuvvetli İsrail Lobisi olan AIPAC’ın kurucu liderlerdindendir. Irak’ın istilası yönündeki kampanyayı da başarıyla sürdürerek, ömrü boyunca etkin bir Siyonist komplo ideoloğu olagelmiştir. İsrail’in yayılmacı emelleri lehine ABD askeri müdahalesini zorlayan en savaşçı yazıları hazırlayan, Siyonist mali destekli propaganda makinesi WINEP’in en üretken ve etkili yazar ve propagandacılarından biridir. Clinton döneminde Ross, İsrail-Filistin görüşmelerinde (1999-2000) ABD “arabuluculuk” komitesinin başına atanmıştı. Bu konumda iken, bir ABD Siyonist diplomatı arkadaşına göre “İsrail’in avukatı” gibi davranmıştı. “İsrail’in öncülüğünü izleyerek”, her türlü uzlaşma olasılığını tıkadı. Sorumluluğu bu acılı halkın üzerine yıkarak, Filistinlilerin kaçınılmaz olarak reddedeceği koşulları hazırladı. Ross, Obama’nın İsrail politikası üzerinde derin bir etki sahibidir.


Ross, “İki Yanlı Politika Merkezi” adıyla bilinen görece yeni bir Siyonist ön cephe grubunun da lideridir. Bu “Merkez” yakın zamanda, “Meydan Okumayı Göğüslemek: İran’ın Nükleer Gelişimine Yönelik ABD Politikası” başlıklı bir rapor yayımladı. İran’la savaşın yol haritası anlamına gelen bu metin, Ross ile birlikte Michal Makovsky ve Michael Rubin adlı iki İsrail-ABD çifte vatandaşı, aşırı uç Siyon komplocusundan oluşan bir özel ekip tarafından hazırlandı. Ross’un “Rapor”u kabulü, İran’la uzlaşılarak varılacak, İran’ın uluslararası anlaşmalarca tanınan hukuki uranyum zenginleştirme programını kabul etmek anlamına gelecek herhangi bir anlaşma olasılığını reddettiğini göstermektedir.


Dennis Ross’un Obama Kabinesi’ne atanması ile ilgili son zamanda rivayet olunan bir bilgi de, Ross’un İsrail Hükümeti’nin resmi bir parçası olan Yahudi Ajansı altında çalışan Kudüs merkezli Yahudi Halklar Politika Planlama Enstitüsü’ndeki mevcut başkanlığı hakkında… Ross’un halihazırda İsrail hükümet ajansı için çalışıyor olması, yabancı hükümetler adına çalışan kişilerin bu durumu bildirmesini gerekli kılan bir Federal düzenleme olan Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası karşısında, durumunu tuhaflaştırıyor. [Zira] Ross, böyle bir bildirimde bulunmuş değil…


“Rapor”, ABD ve Avrupa ilk saldırıyı yapmazsa, İran’a karşı önleyici İsrail hava bombardımanı yapılmasını ve misilleme kampanyası yürütülmesini savunuyor. Bu Dennis Ross imzalı “Rapor”, İran’ın hayati altyapı olanaklarına yönecelecek bir ABD saldırısına başlangıç olarak topyekün bir deniz ve hava ablukası öneriyor. Belgede, Obama’ya “Irak ve Afganistan çatışmaları kapsamında, bölgeye hem asker hem de mühimmat gönderme, böylece bir dereceye kadar stratejik ve taktik şaşkınlık imkanı kazanma” çağrısı yapılıyor. Yani, Obama’nın gelecekte Ross’u Ortadoğu Politikaları Danışma Grubu’nun başına atayacak olması, İran’a karşı soykırımvari bir savaşın kayıtsız şartsız destekçisi ve teşvikçisi olan bir kişinin, dış ilişkilerde kilit stratejik bir konuma gelmesi anlamını taşıyor.


Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Dennis Ross, İran’a ABD ve İsrail’in birlikte saldırmalarını teşvik edip, meşrulaştırmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Ross ve Clinton, işe kabul edilemez ultimatomlar içeren sahte görüşmelerle başlayacaklar. Bunu, Gazze’de olduğu gibi, İran halkını aç bırakıp güçsüz düşürecek ambargolar şeklinde tasarlanan savaş adımları izleyecek ve nihayet Gazze tarzı ani hava bombardımanı ile son bulacak. Obama tarafından hükümetin her düzeydeki anahtar mevkiine atanan olağanüstü sayıda çok Siyonist’in varlığı düşünüldüğünde, Ross’un İsrail çıkarına bir savaş için hazırladığı yol haritası üzerinde bir iç tartışma ya da çekişme olasılığı da oldukça düşük… Obama, İsrail ordusuna bu derece bağlı ve sadık, öyle bir politika üreten eliti bir araya getirdi ki, İran’la anlamlı herhangi bir görüşme yapılması imkansız hale geldi.


İran’a Yönelik Siyonist-İsrail-ABD Savaşı Karşısında Olası Harici Kısıtlar


İran’a yönelik Gazze benzeri bir İsrail saldırısını engelleyen tek etkin caydırıcı, Tahran’ın askeri olarak karşılık verebilme kapasitesi ve özellikle de İsrail’in ana askeri üslerine, altyapısına ve bağlantılı destek sistemlerine kadar erişme kapasitesine sahip hassas uzun menzilli füzeleridir. İsrail liderlerinin herhangi bir ahlâkî kısıt tanımadıkları ve güçlerini artırıp, İsrail kamu desteğini almanın yolunun kaba güç ve yaygın şiddet kullanmaktan geçtiği şeklindeki militarist bir ideolojiye bulandıkları göz önüne alındığında, İsrail liderlerini, askeri yönelimli dış politikalarını yeniden değerlendirmeye zorlayacak en etkili araç, görkemli ve yekpare bir askeri karşı saldırı olarak görülmektedir.


İsrailli militaristler önleyici bir hava saldırısı öncesinde, “savunmacı” bir retorik kullanırlarken, stratejileri, İran’ın savunma yeterliliğini zayıflatmak, askeri tehditler ve diplomatik baskı karşısında daha kırılgan hale gelmesini sağlamaktır. Birleşmiş Milletler görevlileri tarafından gerçekleştirilen uluslararası incelemeler yalnızca İran tesislerinde yürütülmüş ama nükleer silahlı gemileri ve denizaltıları da dahil olmak üzere ABD’nin bölgedeki askeri üsleri ya da İsrail’in nükleer silah üsleri ile nükleer silah laboratuarları incelenmemiştir. Tek taraflı bu incelemeler, İran’ın askeri kapasitesi, savunma bölegeleri ve gelişkin stratejik araştırma laboratuarları hakkında zengin bir bilgi kaynağıdır. ABD’nin Irak işgali öncesinde BM incelemesi, kilit savunma tesislerini ve Iraklı bilimadamlarını, işyerlerini ve evlerini belirlemeye yaramıştı. Bu bilgiler, bombalama görevleri sırasında ve sonrasında Iraklı üst düzey bilimadamlarına karşı yürütülen suikast kampanyasında kullanıldı. Bu tarz bir enformasyon, Lübnan ve Gazze’nin işgali sırasında, İsrail bombalarına, roket saldırılarına ve liderlerle ailelerine yönelik suikatlere rehberlik etmesi bakımından da yaşamsaldı.


İran’a yönelik olarak, İsrail’in dikte ettiği ve ABD Siyonistler’i tarafından uygulanan ekonomik boykot, açık ki, aynı Yahudi devleti tarafından Gazze’de uygulandığı gibi, İranlılar’ın yaşam standartlarının ve ekonomik performanslarının düşürülmesini hedefliyor. Bu, gerçekleştirilecek saldırı öncesinde yürütülen “yumuşatma” kampanyasının bir parçasıdır.


Bugün yine de, ABD hükümetinde üst düzey Siyonist faaliyet yürütenlerin her türlü çabasına ve bu lobinin ABD emeklilik fonlarını yönetenlere uyguladığı yoğun baskılara rağmen, ambargo, İran ekonomisini bozguna uğratamadı. Özellikle resesyonun başlamasıyla, dünya piyasalarının düşüşü ve Çin’in artan enerji talebiyle, İsrail’i ve Siyonist baskıyı görmezden gelerek, İran’la ticareti sürdüren çeşitli Batılı ve Asyalı çokuluslu şirket bulunuyor.


İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımvari savaş nihayet, Yahudi kamuoyu üzerindeki denizaşırı Siyonist tekelde önemli çatlaklar yarattı. Başlıca Yahudi cemaat örgütleri ve bunların ruhani sözcüleri, Kızıl Haç ambulansları ve kliniklerinden Birleşmiş Milletler okullarına, yiyecek ve tıbbi malzeme tedarik depolarına ve sığınmacı merkezlerine kadar heryerin bombalanmasına ilişkin her bir suçu savunmayı sürdürüyorlar. Bu nihayet, Yahudi entelektüeller, yazarlar ve diğer mesleklerden insanlar arasında sert bir karşı çıkışı tetikledi.


Yahudi cemaatinde, İsrail’in soykırımını şiddetle reddeden yeni yapılar ve kişilikler ortaya çıkmaya başladı. Kimi Yahudi eylemciler, bazı büyük kentlerdeki İsrail konsolosluk binalarını işgal edip, İsrail mallarını ve akademik ilişkileri topyekün boykot etme çağrısında bulunmak gibi, cesur eylemlere yöneldiler. Kimileri de, forumlarda ya da basın konferanslarında Siyonist mazeret üreticilerinin karşılarına çıktılar. Siyonist savaş suçlarını eleştiren Yahudiler’in sayıları ve etkileri küçükse de, önemleri, sessiz kalmış ve sinmiş milyonlarca Yahudi olmayan insanın “ortaya çıkması” için meşruluk sağlayıp, cesaret vermelerinden kaynaklanıyor. Sonuç olarak, Batı’da beklenmedik sayıda insan, Siyonist askeri vahşet karşısında nefretlerini ve karşı çıkışlarını dillendirip, İsrail’e karşı yürütülecek bir ekonomik boykoto desteklerini açıkladılar. Yahudi olan ya da olmayanların yek vücut karşı çıkışları, İsrail’in Gazze’deki katliamlarını yavaşlatıp, durdurmadı ise de, Amerikan Siyonistler’in İran’la savaşma planlarına karşı kitlesel bir kampanyanın hayata geçirilebilmesi için siyasal ve örgütsel bir zemin yarattı.


İsrail’in askeri başarıları, İsrailli liderlerde ve ABD’de milyonlarca üyeye sahip Yahusi Siyonist kuruluşlarındaki coşkulu destekçilerinde, akıldışı bir zafer düşkünlüğü hevesi yarattı. Bu, İran’la yapılacak bir savaşın feci sonuçlarını öngörememelerine neden oluyor. İran’a yönelik sinsi bir İsrail-ABD saldırısı, Ortadoğu’nun tamamında, askeri ve siyasal misilleme eylemlerini harekete geçirecektir. Bu da Körfez bölgesindeki ABD askeri üslerinin esaslı insani, askeri, siyasal ve ekonomik kayıplar vermesine neden olacaktır. Bu özellikle, ABD askeri gücünün yüksek derecede kırılan olduğu, Irak ve iyi bir pazar olan komşu Körfez ülkeleri için geçerlidir. Bir İsrail saldırısı, müttefik Arap devletlerinde kargaşaya hatta rejimlerin devrilmesine neden olabilir. Dahası, İran, İsrail’in ana askeri tesislerini ve komşu yerleşimleri hedef alarak, hassas uzun menzilli roketlerle karşılık verebilir.


İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarına karşı, dünya çapında oluşan büyük nefret ve memnuniyetsizlik ile milyonlarca İranlıyı hedef alan yeni bir hava saldırısı ihtimalinin yarattığı düşmanlık düşünüldüğünde, Tahran’ın İsrail ve ABD’ye yapacağı misillemeler fazla kınanmaz gibi görünüyor. Muhtemelen pek çok insan, bunun, küstah kabadayının nihayet Gazze’deki silahsız, kıstırılmış sivillere yaptıklarını ödeten, adil bir karşılık olduğunu düşünecektir. İngiliz halkının yaşadığı yerlere atılan Nazi roket saldırılarından kurtulan İngilizler’in, Dresden’in bombalanmasını alkışlarla karşılamaları gibi, kamuoyunun farklı kesimleri, İran’ın İsrail’e yapacağı bir misillemeyi, insanlığa karşı giriştiği mezalimin sonucu, yerinde bir caydırıcı faaliyet olarak görebilir.


İsrail’in soykırımvari yürüttüğü savaşa ilişkin en etkin tehdit, İsrail savaş suçları için soruşturma başlatılması, İsrailli askeri ve siyasi liderleri insanlığa karşı işledikleri suçlar yüzünden yargılamak üzere mahkemeler kurulmasıdır (Financial Times, 16 Ocak 2009, s. 5). İsrailli liderler, suçlu-askerlerine, hukuki koruma altında olacaklarını söylediler. Liderler, asıl kendilerinin tutuklanıp, denizaşırı ülkelerdeki mahkemelerde yargılabileceğinden endişe ediyorlar. Bazı hükümetler, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde savaş suçları isnadıyla yargılanıyorlar. İsrail savaş suçlularının itham edilmeleriyle ilgili problem, askeri-siyasi liderler arasındaki çizginin nasıl çekileceğine ilişkindir. Savaş suçlarını ve ordudaki görevlileri kim yönetti; Cenevre Konvansiyonu’nu ihlal eden politikaları kim uyguladı..? İsrail’in Gazzeli sivilleri korkunç şekilde katlettiği yerde, söz gelimi, özel olarak, tıbbi ve acil yardım çalışanlarının aralarında küçük çocuklar da bulunan, yaralı ve aç sivillere ulaşmalarını dört gün boyunca engelleyen görevlileri belirlemek… Peki ya, sivil komşularının bombalanması ile keyiflenen İsrailli Yahudi yurttaşlar..? Öyle ki, kimi İsrailliler devam eden katliamı temaşa edebilmek için piknik sepetleri ile rasat mevkilerine yollandılar. “Memnun fotoğraflar veren, gazetelerin ilk sayfalarından fırlayan, muzaffer bir şekilde tankların üzerinde evlerine dönen askerlere gülümseyen” (Financial Times, 26 Ocak 2009) aynı İsraillilerdi. İsraillinin kitlesel gururu, siyasi sarhoşluk ve silahsız halkı öldüren faillerin kucaklaşması dünyaya tiksindirici gelebilir ama uluslararası bir mahkemeyi gerektiren yeterli suçlar değildirler. Ancak yine de, pek çoğumuzun Hitler’in zalimce Sovyet, Leh ve Balkan şehirlerini bombalamasını kutlayan Alman halkına karşı hissettiğimiz ahlâkî bulmama duygumuzun nesnesi olacaklardır. Siyonizmin kontrolündeki Beyaz Saray, İsrailli liderlerin savaş suçlarından dolayı soruşturulmalarını, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki veto yetkisini kullanarak engellese bile, iddiaların bazı Avrupa ülkelerinde dile getirilmesi ve bazı muhtemel tutuklamalar, İsrailli liderleri, toplum dışına itilmişliklerini görerek, İran’a kanlı bir savaşa girmekten alıkoyabilir. Aşağıda, İsrailli askeri liderlerin isimlerinin, rütbelerinin ve Gazze’deki savaş suçlarındaki sorumluluklarına ve operasyonel rollerine ilişkin bilgilerin yer aldığı bir liste bulunmaktadır (bkz. Ek 2).


İsrailliler şu anda, dünya kamuoyunun gözündeki rezilliklerini, sürdürdükleri askeri saldırı ile ilgisiz olarak kabul edip, görmezden geliyorlar. Bu Yahudi devletinin, stratejik siyasal desteğin erimesinde dünya kamuoyunun görüşünün taşıdığı öneme gereken dikkati vermemesine neden oluyor. Pek çok gözlemci, yüz milyonlarca Arabın ve Arap ya da Müslüman olmayan yığınların, İsrail ile denizaşırı Siyonist beşinci kolun, kendi çıkarları için düzenli olarak sıkıştırılıp, güçsüz bırakılmış halka devlet terörü uyguladıkları için, yalnızca şiddetin dilinden anlayacağına inanmaya başladıklarını düşünüyor. Sonuç olarak, pek çok yorumcu, İsrail’in kurbanları için en iyi seçeneğin kaçınılmaz bir şekilde, sürekli, örgütlü ve askeri halk direnişi olmasının anlaşılır olduğunu söylüyor. Bu koşullar altında, mevcut kansız, kudretsiz, işbirlikçi Arap liderleri ve rejimleri devrilerek, kitle desteğini en derinlerdeki ulusal onur ve Siyonist istihza karşısındaki engin düşmanlık duygusundan alan yeni bir savaşçı ve önem taşıyan liderlik doğabilir.


Sonuçlar


İsrail’in Gazze savaşı, İsrailli liderlere ve ABD siyasetinde stratejik olarak konumlanmış denizaşırı mümessillerine, emperyal gücü korumak için uygulanan bölgesel stratejinin bir parçası olarak, kendilerini aşarak İran’la yeni bir savaşa girebilmeleri için öncülük ediyor. Obama yönetimi ile yeni seçilecek İsrail başbakanı, aynı politika-üreticilerinden ve askeri güce dayalı bir imparatorluk kurmaya olan ortak sadakatten daha fazlasını paylaşıyorlar. Sahneyi, İran’a karşı soykırımvari bir savaşın başlatılmasına hazırlamak üzere bir dizi diplomatik ve ekonomik adımı usul usul atacaklarını açıkça gösterdiler. Bu, Obama’nın, İsraillilerin çıkarları ve Amerikalıların hayatları üzerine kurulu Yahudi-Afro-Amerikan ittifakını yeniden yaratma retoriği ile aynı hizada olacak. Yeni imha savaşları önündeki tek engel, İsrail’in saldırganlığının siyasal, ekonomik ve askeri bedelini artıran kitlesel eylemlerdir. Ancak, İsrail’in zayiatı arttığında, Siyonist sömürgenler ve bankacılar kayıplar verdiklerinde, akademik ya da turistik tesisleri boykot edildiğinde; işte ancak o zaman İsrailliler ve ABD’li hempaları, askeri politikalara körü körüne bağlılıklarını bir kez daha düşünmek zorunda kalacaklar. Ancak o zaman, dünyadaki Tek Ahlâkî Devleti’nde yaşayan Seçilmiş bir Halk etrafında dönüp duran akıldışı Juda-sentrik [Yahudi-merkezli, çn] dünya görüşlerini bir kez daha gözden geçirmek zorunda kalacaklar.


Bu kabile fantezilerinin dağılması, maalesef bir askeri şokun yaşanmasını gerektirebilir. Tarih bize, Süpermen Kompleksini sona erdirmekte en etkin yolun kanlı bir bozgun olduğunu öğretiyor.


Ek 1


Büyük Amerikan Yahudi Kuruluşları Başkanları Konferansı’nın üyesi olan elli bir örgüt:


1. Ameinu
2. American Friends of Likud
3. American Gathering/Federation of Jewish Holocaust Survivors
4. American-Israel Friendship League
5. American Israel Public Affairs Committee
6. American Jewish Committee
7. American Jewish Congress
8. American Jewish Joint Distribution Committee
9. American Sephardi Federation
10. American Zionist Movement
11. Americans for Peace Now
12. AMIT
13. Anti-Defamation League
14. Association of Reform Zionist of America
15. B’nai B’rith International
16. Bnai Zion
17. Central Committee of American Rabbis
18. Committee for Accuracy in Middle East Reporting in America
19. Development Corporation for Israel/State of Israel Bonds
20. Emunah of America
21. Friends of Israel Defense Forces
22. Hadassah, Women’s Zionist Organization of America
23. Hebrew Immigrant Aid Society
24. Hillel: The Foundation of Jewish Campus Life
25. Jewish Community Centers Association
26. Jewish Council for Public Affairs
27. Jewish Institute for National Security Affairs
28. Jewish Labor Committee
29. Jewish National Fund
30. Jewish Reconstructionist Federation
31. Jewish War Veterans of the USA
32. Jewish Women International
33. MERCAZ USA, Zionist Organization of the Conservative Movement
34. NA’AMAT USA
35. NCSJ: Advocates on behalf of Jews in Russia, Ukraine, the Baltic States and Eurasia
36. National Council of Jewish Women
37. National Council of Young Israel
38. ORT America
39. Rabbinical Assembly
40. Rabbinical Council of America
41. Religious Zionist of America
42. Union for Reform Judaism
43. Union of Orthodox Jewish Congregations of America
44. United Jewish Communities
45. United Synagogue of Conservative Judaism
46. WIZO
47. Women’s League for Conservative Judaism
48. Women of Reform Judaism
49. Workmen’s Circle
50. World Zionist Executive, US
51. Zionist Organization of America


Ek 2


Gazze işgali sırasında savaş suçu işleyen İsrailli yetkililerin listesi… Bu, potansiyel savaş suçluları, İsrail hükümetinin sansürüne ve İsrailli Baş Savcı Menachem Mazuz ile askeri muadili, Baş Askeri Hukuk Müşaviri Tuğgeneral Avihai Mandelblit’in tehditlerine rağmen, bir grup İsrailli eylemci tarafından tespit edildikçe büyüyen kısmi bir listedir:


1. Ehud Olmert, İsrail Başbakanı
2. Ehud Barak, İsrail Savaş Bakanı
3. Tzipi Livni, İsrail Dışişleri Bakanı
4. Yuval Diskin, İsrail Güvenlik Servisi Başkanı
5. Korgeneral Gabi Ashkenazi, İsrail İşgal Gücü Kurmay Başkanı
6. Korgeneral Hartzi Halevi, Paraşüt Birlikleri Tugay Komutanı
7. 401. Tugay Komutanı Albay Yigal Slovik
8. Tuğgeneral Jonathan Locker, İsrail hava güçlerinin başı
9. Orgeneral Ido Nehushtan, İsrail Hava Kuvvetleri
10. Albay Ron Ashrov, Kuzey Gazze Komutanı
11. Tuğgeneral Eyal Eisenberg, İsrail İşgal Gücü Komutanı
12. Albay Yigal Slovik, 401. Zırhlı Birlik Tugayı Konvoy Komutanı
13. Sho’alay Marom, Tuğgeneral
14. Yarbay Yoav Mordechai, Golan Piyade Tugayı’nın Gazze’deki 13. Taburu
15. Yarbay Oren Cohen, 13. Tabur, Golan Tugayı
16. Yarbay Avi Blot, 101. Tabur, Paraşüt Tugayı
17. Yarbay Yehuda Cohen, Givati infantry Brigade’s Rotem Regiment
18. Yarbay Ronen Dagmi, 401. Zırhlı Birlik Tuhayı Komutan Yardımcısı
19. Albay Avi Peled, 51. Tabur Tugay Komutanı
20. Tuğgeneral Zvika Fogel, Eski Operasyon Birliği Güney Komutanlığı Temsilcisi
21. Tuğgeneral Yuval Halamish, İsrail İşgal Gücü İstihbarat Şefi
22. Paraşüt Birliği Komutanı, Hartzi Halevi
23. Albay Hertzi Halevy, Tugay komutanı
24. Albay Tomer Tsiter, “Öncü Birlik Operasyonu” sırasında Gazze katliamında yer aldı. Daha önce de 2002’de Cenin mülteci kampına düzenlenen “Savunma Kalkanı Operasyonu”na katılmıştı.
25. Gur Rosenblatt, Piyade ihtiyat görevlisi
26. Guy Ohaion, Piyade ihityat görevlisi
27. Yarbay Erez
28. Binbaşı Nimrod Aloni
29. Yarbay Shlomo Saban
30. Yüzbaşı Ron Vardi
31. Albay Pnina Sharvit-Baruch, Uluslararası Hukuk Departmanı Başkanı, Askeri Hukuk Müşavirleri Yetkilisi
32. Tümgeneral Yoav Galant, Güney Komutanlığı
33. Richard Awizrat, Kıdemli Müzekkere Görevlisi
34. Tümgeneral Amos Yadlin, Askeri İstihbarat Şefi


30 Ocak 2009 



James Petras’ın “Zionism, Militarism and the Decline of US Power” (2008, Clarity Press, Inc.) adlı son kitabına Amazon.com’dan ulaşılabilir.


[La Haine’deki İngilizce orijinalinden Kasım Akbaş tarafından 5deniz (Sendika.Org) için çevrilmiştir] 

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar