NETİZ TV
net portal

İ. ŞAHİN: İLKEL KOMÜN İLE MODERN SOSYALİZMİN BULUŞTUĞU NOKTA; SÜREKLİ DEVRİM VE MARKSİZMİN KRİZİ (2)

Yazar İsmail Şahin

benimhalkim_hun_attilaTarihte bütün devrimler sınıflar mücadelesi olarak ele alınsa da esas olarak sınıfsız toplum gelenekli ilkel komün kolektif aksiyonuyla sınıfsal ilişki ve çelişkiler sonucu çürüme içinde olan medeniyetlerin kapışması şeklinde gelişmiştir. Sınıf çelişkilerinin derinleştiği toplumlar, daha üst toplum biçimlerine sıçrayacak zindeliği kendi içlerinden yeterlice bulamadıkları durumlarda bir tıkanıklığa uğrarlar. Bu tıkanma, dışarıdan gelen barbar akınlarıyla; “kılıç darbesi”yle çözülür. Toplumsal gelişme; üretici güçlerin gelişiminin önündeki molozların ve engellerin kaldırılmasıyla, göreceli de olsa sağlanmış olur. Bütün bir tarih, kapitalizm de dahil, ilkel komün gelenek ve genetiğinin barındırdığı dinamizm ile, çürümeye karşı insan kollektif aksiyonunu öne çıkaran, ezilenlerin ezenlere karşı baş kaldırı ve devrimleri tarihidir. Kapitalizme geçiş ve ondan daha ileri sosyalist devrimler dahil hep ilkel komün genetik ve gelenekli insan üretici gücünün kolektif aksiyonuyla oluşmuştur…
Marksizmin tarihsel gelişimi ele alışında en önemli öğe Alman felsefesi, Fransız sosyalizmi, İngiliz ekonomi politiğidir. Bu üç ülkede, Marks’ı etkileyen dinamikler, kapitalizmin belli bir evredeki gelişimine denk düşen keskinleşmiş bir sınıf ayrışmasını öne çıkarmıştır. Paris Komünü’ndeki orta-yukarı barbar gelenekli insan kolektif aksiyonu iyi anlaşılamamış, isyana ve devrime motor olan komün geleneği kavranamamıştır. Bu kavranamadığı için de, bütün kıtada yükselen orta-yukarı barbar genetik ve geleneğine dayalı hareketlere modernist-pozitivist bir mantıkla bakıldığından, süreç değerlendirilememiş, devrimler karşı devrimlerle yok edilmiş, harcanmıştır. Marks, devrimi arı bir işçi sınıfı analiziyle, kendisi için bir sınıf olma gelişimine bağladığından, daha sonra gelenler reformizme ve ilerlemeci, aşamacı sapkınlığına düşmüş; devrimin olgunlaşmasını kapitalizmin olgunlaşmasına ve işçi sınıfı-burjuvazi ikiliğinin gelişimine terk etmiştir. (1. Enternasyonal) Bu durum kapitalizmin krizleri aşmasını ve olgunlaşmasını sağlamış, can çekişmeleri krizleştirip tekerrürlere olanak tanımış ve kıtada devrimler yitip gitmiştir. Can çekişmeyi kriz diye yutturup kriz sürecini de yöneterek kârlarına kâr katmayı becerebilmiştir. Toplumu kendi çıkardığı bu “kriz belasından” defalarca kurtararak da toplumsal bir umut olma illüzyonunu sürdürebilmiştir.images

Kapitalizmin emperyalist aşamaya böylesine sancısız varmasında marksizmin poziitifçi ve modernist yaklaşımının büyük etkisi olmuştur. Emperyalist aşamaya giren kapitalizm dünya halklarını boğazlamaya başladığında kapitalizmin en zayıf halkası olan Rusya, çelişkilerin en derin yaşandığı bir sürece girmiştir. Emperyalist ülkeler de dahil kapitalizmin bütün dünyada yaşadığı can çekişme temelli süreç; sınıf çelişkilerinin yanında üretici güçlerin gelişim sürecinin dayattığı, özellikle tarihi gelenek göreneklerden gelen insan kolektif aksiyon üretici gücünün de tetiklediği derin bir krize, devrim durumuna dönüşürken, emperyalist ülkelerde devrime pozitivist-modernist yaklaşım, ikinci bir devrimci yenilgiyi doğurmuş (2. Enternasyonal) yalnızca Rusya’da devrim gerçekleşebilmiştir.lenin1Marksizme diyalektik bir metod ve pratik geliştiren Bolşevikler ezilenlerin dili olabilmeyi başarabilmiştir. (3. Enternasyonal) Bütün bir kıtada devrimlerin yitip gittiği bir anda tek ülkede sosyalizmi kurabilmiştir. Gelişmiş batıda marksizmin pozitivistçe ele alınması, ilerlemeci kapitalizmin gelişimini kolaylaştırırken emperyalizmin ikinci krizi yeniden bütün dünyayı sarmış, 2. Emperyalist paylaşım savaşı sonunda dünyanın 1/3’ünde sosyalizmler kurulmuştur. Ne yazık ki hem Lenin sonrası Sovyetler Birliği hem de yeni kurulan sosyalizmlerde Marks’ın modernist bakışını öne çıkaran, kapitalizmin toplumsal formasyonu üzerine kurulu ve kapitalizmle sadece teknik üretici gücü alanında yarışan sosyalist iktisat ve siyaset öne çıkarılmış, üretici güçlerin kollektif bir ahenkte gelişimi bozulduğundan, bütün bu “sosyalizm” deneyleri kartondan kaleler gibi çökmüştür.

Bu süreçte, büyükler arasında tek kalan ve Lenin sonrası marksizme ikinci politik açılım kazandıran Mao’nun Çin’i, kendi özgün kanallarından (Kültür Devrimi ve Kızıl Bekçiler) sosyalizmi günümüze kadar taşıyabilmiştir. Emperyalist sistem, kendisinin asıl mezar kazıcısı olarak gördüğü ilkel komün gelenekli insan kolektif aksiyonunu nasıl savaşlarla ve soykırımla yok etmeye ve dünyadan kazımaya çalışıyorsa, tıpkı öyle, Çin de; kapitalizmle girdiği bu tekniğe dayalı rekabet savaşında ilkel komün gelenekli kolektif aksiyon insan üretici gücünü, ucuz işgücü olarak “piyasaya” sürüp o devasa kolektif aksiyonu sefalet ve açlık zincirleriyle köleleştirmeye ve ehlileştirmeye mahkum edilmiş görünüyor. Bundan sonrasını zaman gösterecek. Görünen o ki Çin, kapitalizme geçişin en büyük engeli olan bir buçuk milyar nüfusuyla, ilkel+modern sosyalizmle olmasa da kendince, sosyalizmde direnmektedir. Her ne kadar modern ve ilkel sosyalizm geleneklerini oldukça yıpratsa da, hunharca örselese de…

MARKSİZMİN KRİZİ, KONJONKTÜREL OLARAK İŞÇİ SINIFININ DEĞİŞEN YAPISI VE EZİLENLER..!

Marksizimde temel alınacak olgu kapitalizmin işleyiş yasalarıyla, işgücü, emek ve değer teorisidir. Engels her ne kadar 7 bin yıllık tarihi ve yüzbinlerce yıllık tarih öncesini incelemeye çalışmışsa da, Marks, tarihi gözlemlemede bir tarih bilimi sunsa da, kapitalizmin işleyiş yasalarının 500 yıllık kabında seyreden bir sınıf mücadelesi kavrayışı getirir. Bu durum tarih bilimi açısından yeterli değildir, geliştirilmesi gerekmektedir. Sorunun bu yanına fazlaca girmeden, üretici güçler temeline değinerek konumuz açısından işçi sınıfının değişen yapısı ve kapitalizmin işleyiş yasaları üzerinde duracağız. Marks’ın tarih bilimi olarak geliştirdiği tarihsel materyalizm, tarihin sınıflar mücadelesi tarihi olduğunu söyler ve öyledir de. Yalnız bu sınıf mücadelesi pozitivistçi bir açıdan ele alındığından, tarihe, kapitalizmin içinden dışarıya, geriye doğru gidilerek bakılmıştır. İşte tam da bu nedenle burada üretici güçler ve üretim ilişkileri değerlendirmelerinde modernizmin ve mekanizmin tarihi gerçeklerin üzerine abanışını görürüz. Oysaki günümüzün emperyalist ilişkilerine kadar tarihin işleyişini, üretim ilişkileri ve üretici güçler arasındaki çatışmalar, medeniyetlerle onlara dışarıdan müdahale eden barbarların çatışmaları belirlemiştir. kimmer24
Çürüyen medeniyet ilişkileri, üretici güçlerden en diri ilkel komün gelenekli insan kolektif aksiyonunun müdahalesi ile daha ileri toplumsal formasyona sıçrama yapabilmiştir. Bütün tarih, üretici güçlerle üretim ilişkilerinin çelişkisi olarak seyretmiştir ama bu çelişki pratikte, günümüze kadar ilkel komün gelenekli insan kolektif aksiyonuyla çelişkiye giren üretim ilişkilerinin çatışmaları olarak yaşama geçmiştir. Üretici güçler arasında teknik üretici gücünün hızlı gelişmesine bağlı olarak toplumsal çıkar zedelenmiş, halk kesimleri arasındaki birlik, akrabalık ilişkileri ve doğal toplumsal dayanışma parçalanmış, bundan en çok zarar gören gene insan olmuştur. Toplum, kendi içinde bu çelişkiyi çözecek güçte, yeterlilikte ve dirilikte bir insan kolektif aksiyonu bulamadığı yerde ve anda böyle bir gücü dışarıdan bulma ve davet etme yoluna gitmiştir. Günümüzde tekrar bu dinamikler ivme kazanmış, kapitalist emperyalizmin vahşiliğine karşı insanlarımız, sınıfsal yapısının içinde, geleneklerinde hâlâ varlığını koruyan bir buçuk milyon yıllık kan-can-klan-kent-komün dayanışmalarına daha sıkı sarılıp (yurttaşlık, dindarlık) mazlumların dil, el, akıl kolektif aksiyonuyla yeniden cevap vermeye başlamıştır. Tarih bilimi bize şunu göstermektedir ki; tarih üretici gücü ışığında ilkel komün gelenek ve genetikli insan kolektif aksiyonu günümüze kadar etkinliğini, öncülüğünü korumuştur.Toplum biçimlerinin gelişiminde, değişiminde motor rolü oynamıştır. Tarih, sürekli devrim biçiminde seyretmiştir. Bugün de bu süreci kavrayamazsak insanlık gene ağır bir karanlığa sürüklenecektir.

Marksizm bir bilim olarak ele alındığında iktisat teorisi alanına giren iki olgudan bahsedebiliriz. Marks’ın önemi de buradadır! Kapitalizmin yaşamın gereklerine ters olduğu için son bulacağını ve işçi sınıfının öncülüğünde sosyalizme geçişin bir tercih değil yaşamsal bir zorunluluk olduğunu görüp göstermiştir Marks usta. Yalnız, özellikle tarih konusunda, yaşamın gerçeklerini konuşturarak eleştirimizi de gizlememeliyiz. Ona yapılacak en büyük saygısızlık, onu idealistçe “anlamak” olurdu. Marks kapitalizmin işleyiş yasalarını keşfeden tek devrimci iktisatçıdır. Sermayenin zaman içersinde tekelleşmeyi doğuracağını sezdi ancak kapitalizmin emperyalist aşamaya varacağını bilemezdi, çünkü kahin değildi. Kapitalizmin işleyişi içersinde burjuvazi ile işçi sınıfının arasındaki çelişkilerin keskinleşerek kapitalizmin yıkımına neden olacağını ön görmüştü. Kapitalizmin üretim biçimi ve ilişkileri ara sınıfları tasviye edemeden sermaye tekelleşti, oradan da emperyalist aşamaya sıçradı. Özellikle kapitalizm bakımından gelişmiş batıdan başlayarak, hatta kimi orta derecede gelişmiş toplumlarda bile; üretim biçimi ve ilişkileri, sınıf mücadelesinin ekonomik temelleri önceleyen biçimine bağlı olarak devrimci bir atılıma meydan vermeden, kapitalizmin gelişimine ivme kazandırıp çelişkileri yumuşatıp hafifletmiştir. Bu süreç aynı zamanda teknik üretici gücünün muazzam gelişmesini yaratmıştır.

Sonuç olarak; hem işçi sınıfı niteliksel olmasa da değişmiş hem de artı değer şekli farklılaştırmıştır. Sınıf yapısındaki farklılık üretici güçlerden özellikle tekniğin gelişmesine paralel olarak değişim göstermiştir. Biogenetik, iletişimsel, enformel, hizmet teknolojisinin gelişimi kol emeğine bağlı yapının yanında düşünüm yeteneği, artı değerin içeriğini değiştirmiştir. Fikir ve düşünüm üretimi yanında hizmet üretiminin de yaygınlığı artı değerin kol yeteneği ile sınırlandırılması durumunu farklılaştırmış, toplumsal olarak kol, kafa, hizmet üretiminin toplumsal artı değer gelişimini ortaya çıkarmıştır. Bu süreç işçi sınıfını çeşitlendirmeyle birlikte büyütmüş, buna paralel olarak milyonların işsizleşmesiyle tümüyle proletaryanın devrimci bir sürece girmesi hızlanmıştır. Marks ikili bir olguyu dile getirirken (işçi sınıfı ve proletaryayı) bu duruma ışık tutmuştur. Sanayi ve iletişimsel, düşünsel, hizmet sektöründe çalışanın yanında işsizleşen milyonlar proletaryanın tümünü oluşturmaktadır. Proletarya devrimin hem öznesi hem nesnesidir.

Kurtarıcı beklemek ya da olmak idealizminden artık kurtulabilmeliyiz. Halkların kurtuluşu kendi elleri ve akıllarıyla olabilir. Hiç kimse için örgütlü halktan başka güvenebilecek ve sığınabilecek bir yaşam alanı yoktur. Yeter ki tarihten gelen kolektif aksiyon geleneklerinin doğurduğu dinamizm çağımızın sancılarıyla taçlandırılabilsin. Yeter ki böyle bir kardeşlik ve dayanışma birliği örgütlenebilsin ve siyaseti örgütlü halka yaptırarak gerçek halk iktidarının yolunu açabilsin.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar