NETİZ TV
geleceğin net portalı

Homosapiensle Vedalaşma Zamanı…Hoşgeldin Dirim İnsanı…

Yazar: Nezih GençlerHomosapiensle Vedalasma-Zamani-Hosgeldin-Dirim insani
<<“Bir veda ancak masumiyeti kadar ölümsüz ve ancak mahkumiyeti kadar huzursuzdur. Bir veda ancak; giden, kalanın kusuruyla yüzleşmesini başarabildiğinde kusursuzdur. Hayatının yarısını sağır yaşayanlar, diğer yarısını dilsiz yaşamayı göze alacaklardır. Çünkü vaktiyle sesini duyuramamış olan vicdan, günü geldiğinde daha yüksek sesle konuşup, sahibinin karşısına bir intikam gibi dikilecektir! Ve (sınıflı toplumda) insan, her koşulda ve her şeye rağmen suçunu başkasının üzerine yıkmak üzere donatılmıştır; ta ki bugünün, düne dönüşü imkansız bir uzaklık olduğunu anlayıncaya kadar….” Jale Demirdöğen – Kusursuz Veda…>>

Önce “dik yürüyen maymun adam”; Pitekantropus’duk… Sonra Neandertal İnsan olduk… Daha sonra da Sapiens İnsan. Hâlâ Homosapiensiz…

Her tür değişikliği; bir önceki türün dünyada yaşayamaz olduğu ve tüm dünyayı olmasa bile bulunduğu bölgeyi yaşanamaz kıldığı genel ve temel gerekçeleriyle gerçekleşti… Homosapiens’in, özellikle son yüzyıllarda, artık yaşanamaz bir doğa ve toplum yaratmadaki “marifetleri” açık-seçik ortada…

İçine düşürüldüğümüz bu süreçte sadece yaşam düşmanı, uluslarüstü banka-holding sahibi bir avuç finans-kapital, parababası Homosapiens azınlığını ve onların politik iktidarlarını tek ve biricik sorumlu tutmak durumu açıklamaya yetmiyor…

Yukardan aşağıya tüm yönetici Homosapiensler; onların yardımcısı, eğitici, danışman, her türlü meslek sahibi, iktidarıyla, muhalefetiyle her türlü kitle-meslek örgütü, partisi, derneğinin yönetici ve uzmanı, delegesi, genel ve yerel ve bölgesel temsilcisi ve onları seçen ya da atayan, işçisiyle, köylüsüyle, memuruyla… demos “halk” ya da kamuoyunu oluşturan ve genel adına “insan” denen Homosapiensler’in gelinen bu durumda hiç mi payları, sorumlulukları yok? Yaşam düşmanı Homosapiensler kendi durum ve çıkarlarının gereğini yapıyorlar. Peki ya büyük “insanlık”, ezilen ve sömürülen büyük çoğunluk olan Homosapiensler sürüsü ne yapıyor? Bu durum; bir tür olarak Homosapiensin bu dünyadaki doğal ve toplumsal yaşamla uzlaşmaz zıtlığa düştüğünü belgeliyor.

Toplumsal dinamizmin ve canımızın ana kaynakları olan sevgi, çalışma ve bilginin filizlenip geliştiği Tarih, Coğrafya, Teknik ve Kollektif Aksiyon üretici güçlerinin gelişim sürecinin önünde en büyük engel ve moloz yığını haline dönüşmüş Homosapiens kalabalıkları… Çağının sancılarına, her türlü yaşamsal kıpırtıya, yaşamın gereği en ufak tepkilere sağır ve dilsiz… Egemen sistemin genel, verili ve ortalama ahlâk-kültür “değerleri”yle düşünüp davranıyor… Beyin kireçlenmesine uğramış… Çok nadir de olsa, bir kaç “deli”nin bu gidişe karşı çığlığını kahkahalarla boğmanın, alay konusu yapmanın ya da duymazdan gelip susuş kumkumasına gömülmenin tiryakisi, eroinmanı ve ustası kesilmiş…

Yerin yedi kat altındaki loş bir zindanın yaş ve taş duvarına vurulmuş bir yumruk gibi “boşuna çaba” dense bile bir umut işte… Düşünüyor, okuyor, yazıyor ve yaşamı savunmak için davranıyoruz… “Umutsuz yaşanmıyor”…

Yeni bir insan türü mü gerek yaşamak, yaşamı savunabilmek ve yaşamın önündeki engelleri kaldırabilmek ve de yaşanabilir bir doğa ve toplumu kurabilmek için? Evet, öyle görünüyor ki yeni bir tür insana, örneğin DİRİM İNSANI denilebilecek yeni bir insan türüne ihtiyacı var dünyadaki doğal ve toplumsal yaşamın…

“Kuvayî Milliye Destanı” “Başlangıç – Onlar” bölümünden

Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Onlar ki uyup hainin iğvâsına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır…
Nazım Hikmet

Ve Enver Gökçe’den KİRTİM KİRT (*)

Can yoktu ki sevdala düşe,
Kurt yoktu ki kızıl kana üşe
Yoktum ki yol geçe
Yoktun ki haber ulaşa
Gül yoktu ki, dal yoktu ki..

Ve döne döne ateş
Döne döne madde
Gökler yarıla dürüle
Dağlar savrula devrile,
Kırıla döküle yıldız
Sular evrile çevrile
Döğüşe döğüşe madde
Değişe tokuşa madde

Öyle bir vakte erdi ki devran
Döne döne esir
Döne döne gaz
Döne döne atom
Döne döne madde
Döğüşe çekişe madde
Vuruşa vuruşa madde
Ve zaman değişe değişe
Yosun titreşe, yeşilleşe
Işık dura değişe
Öyle bir vakte erdi ki devran
Ha dedi kırdı zincirini
İçerdeki adam
Demir bağrışa bağrışa
Zindan çağrışa çağrışa

Şöyle buyurdu ki Yusuf
Dört kitaptan daha büyük :
“Demek bu hayat,
Önce sana bana yük
Demek su kimin
Toprak kiminse
Motor, elektrik, ve ışık kiminse
Demek sultan odur.
Demek insan bölük bölük.
Yaşıyorsun ölüyorsun demek.
Nasıl yaşıyorsan
Öyle düşünüyorsun demek
Demek insan
En yüce mertebede hayvandır
Yeni anladım
Alet kullanan ve yapan.

Tilki tarlayı masallarda sürer,
Manyetoyu çeviremez tavşan.
Devril başımdaki kader
Dökül dilimdeki yalan
Tutuş beynimdeki kibrit
Kirtim kirt
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt”
Bir yandan demirciler
Demir döğe denge denk
Bir yandan boyacılar
Boya vurur renge renk
Bir yanda
Kurtuluş savaşçıları
Bir yanda esaret
Bir yanda termonükleer çağ
Bir yanda balistik şirret

Evvel madde
Ahir fikir
Dolan göğümdeki hava
Salın yanımdaki fakir
Salın proleterya
Geber başımdaki bit
Kirtim kirt (*)
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar