NETİZ TV
geleceğin net portalı

HO AMCA 120 YAŞINDA

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı  
HỒ CHÍ MINHHo Amca‘nın DOĞUM TARİHİ KESİN DEĞİL. ANCAK BİR ÇOK KAYNAK 19 MAYIS 1890 TARİHİNİ GÖSTERİYOR. YANİ 19 MAYIS 1919’DAN 29 YIL ÖNCE DOĞMUŞ Ho Amca… GAZİ MUSTAFA KEMAL’DEN 9 YAŞ KÜÇÜK… BİZ DE 1 MAYIS VE 19 MAYIS TARİHLERİ ARASINDA, TÜM DÜNYA İNSANLARINDAN BİR İNSAN OLAN Ho Chi Minh AMCAMIZIN DOĞMUNU KUTLUYORUZ… ONU YARATAN İNSANLIĞIN GÜCÜ, YAŞAMIN SAVUNULMASI İÇİN DUYGU, DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞ KOLLEKTİFİNİ DE HAYATA GEÇİRECEKTİR… VİETNAMLAR BİTMEZ, İNSAN KOLLEKTİF AKSİYONU YOK EDİLEMEZ… AŞAĞIDAKİ ADRESİ TIKLAYARAK VİETNAM HO Şİ MİNH FACEBOOK SAYFASINA ULAŞABİLİRSİNİZ…(Vatan Postası)

HO AMCA’NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

<!–more–
İnsan Ortak Emeği ve Sahip Çıkanlar

Ho Şi Minh öldü mü? Bir insan son soluğunu verdi.

Yeryüzünde her an bir insan son soluğunu veriyor. Bunda yaşayanları dehşete düşürecek bir şey bulunmuyor. İnsan, her şey gibi; gelir, yaşar, gider. Kendinden az çok bir şey bırakır. Bir çocuk yahut bir anı. Hepsi o kadar. Milyarlarca insan kollektifi içinde, kollektife adsız bir emek izi bırakmayan yoktur…Ve sahici insan da budur. Milyarlarca insan arasında bir kişinin öldükten sonra da kendisinin olan “özel mülk” maskaralığına düşmeksizin dünyaya gelmek. Ömür boyunca milyarların adsız emeğine bir adsız emek daha yaratıp katmak. Sosyalizmin, milyonlarla tarih-öncesi yılları böyle geçmiş. Kimse milyarlarca insan içinden sivrilip kendi övülen yahut yerilen damgasını bir şeye vurmamış. Modernsosyalizm insanı niçin o gerçek rahatlığa kavuşmasın? Çünkü, “özel mülk” yalanı gelenekleştirilmiş.

Her millette, yedisinden yetmişine her insanın şakıdığı kıvrak dil kimin “özel mülkü”? Düşünürken, davranırken, anlaşırken, sevişirken konuşulanlar hangi “dâhi” yaratıcının “kişicil damgası”nı taşıyor? Hiç kimsenin ve herkesin. Gerçeklik bu.
Sonra, o milyonlarca yıllık insan topluluğunun milyarlarca adsız emekleriyle yaratılmış, doğanın en güzel varlığı insan dili hazinelerinden birkaç mücevheri kurnazca çalmış, babasının malı gibi satmış sivri kişileri düşünelim; artistleri, romancıları, edebiyatçıları, filozofları, bilginleri, daha bini bir paraya “aydın kişi”leri, politikacıları, komutanları, ve ilh., ve ilh. demek istiyoruz… Hep aynı kural: Milyonca insan yaratacak, birkaç “sivri” benimseyecek!
Bezirgân ekonomi soygunundan önce öyle “sivri insan”lar yoktu. En güzel halk havaları “kişi” olarak kimin malıdır? Bilinmez. Bezirgânlıktan (sınıflı toplumdan), hele “modern” kapitalizmden beri insan tekleri azdılar. “Şu benimdir” demek için yapmadık kalpazanlık bırakmıyorlar. Kendileri yok oluverdikleri gün neyi alıp götürebilirler toplumdan? Hiçbir şeyi. Saatlerce katafalkları önünden kalabalık kervanları da geçse, altından tabutları ehram kaleleri içinde de saklansa, onların milyarlar içinde bir adsız emeği, enerjisi varsa o kalmıştır. 0nu da, varsa ve kaldıysa, ne kendisi, ne başkası bilemez.
Kamu Ermişliği ve Ho Şi Minh
İnsanlık tarihi içinde her zaman bu sosyallik değişmez kalmıştır. Sosyalizm, önünde sonunda “özel kişicilliğe” ağır basmıştır. Ho Amca’ya ne mutlu. Böyle önsüz ve sonsuz bir sosyalizm çabası içinde, en gerçek emeğin adsız ruhu gibi göçtü. Bütün ömrünce “kişi” olarak “sivri”liği ile hiç kimseye batmadı. En rezil düşmanı Amerikan emperyalizmine bile, en yalınkat hakkın kılıcı gibi batarken: “Tek kişi” olarak değil, bütün bir Vietnam halkı olarak savaştı. 0nun için, emperyalizm ondan aldığı yarayı hiç bir zaman onduramayacaktır.
Onun için, “Ho Amca”nın ölümünde, “yaşayanları dehşete düşürecek hiçbir şey bulunmuyor!” İsa’nın, Musa’nın, Solon’un, Muhammed’in, Marks-Engels’in, Lenin’in ölümlerinde hiç kimseyi “dehşete düşürecek bir şey” olmadı. Ho Amca’nın ölümü de öyledir. “Özel kişi” olarak o göçtü mü? İsterseniz öyle olsun. İsa’nın, Musa’nın, Solon’un, Muhammed’in, Marks-Engels’in, Lenin’in emekleri milyarlarca kişinin adsız emeği içinde bir kollektif bütün olarak var oldu. Ho Amca’nın emeği de öyle.
Hazreti Muhammed’in çığlığı şu idi: “Mâ ene (Ben hiçbir şey değilim) illâ (meğer ki) beşerün misliküm (sizin gibi insan olayım)!” Marks’ın benimsediği çığlık ta şu oldu: “Homo sum (İnsanım) humani nihli (insancıl olan hiçbir şey yok ki) a me alienum puto (bana yabancı kalsın)!” Ve dünyada, “Bâkiy kalan hoş sadâ”onlar oldular. Ho Amca’nın tüm ömür çığlığı şurada toplandı: “Ben sosyalistim. Sosyalizmden başka hiçbir şeyim yoktur!”
Onun için “Ho Amca”nın ölümünde “hiç kimseyi dehşete düşürecek hiçbir şey” olmadı ve olamazdı.
Bezirgân Ham Ervahlar
Ama, ölümü herkesi “dehşete düşüren” insanlar yok mu? Çok. Tümen tümen. Hele bezirgân, yâni sosyal sınıflı medeniyet patladı patlayalı, yeryüzü, irili ufaklı sürüyle “yaşayanları dehşete düşürecek” ölülerle doldu.
Kendileriyle birlikte, karılarını, sazendelerini, askerlerini de aynı mezara diri diri gömdüren nemrutların, firavunların bugün iğrenilen toylukları bir yana. Çelik kralları, petrol imparatorları yanında rahmetle anılan antika bön kralları, padişahları, imparatorları da artık ciddiye alan iki buçuk “mukaddesatçı” adlı finans-kapital seyyar satıcısından başka kimse kalmadı.
Adım başında “ölümü yaşayanları dehşete düşürecek” sümüklü böceklere basmadan yürünmüyor bugün. En ısmarlama cumhurreisi ya da tükürülmüş milletvekili, kokuşmuş bakan, başbakandan, en ciğeri beş para etmez CIA ajanına, yahut “eline dört bin lira geçen 600 lira aylıklı” işkencecı polis hafiyesine dek ortalık “yaşayanları dehşete düşüren” ölüsü kandillilerle kaplı. Onlara sözümüz yok. Onların “Allah belâlarını vermiş.”
Sözde “Sosyalist” Ham Ervahlar
Şu “bizim” denilen ortalı kıyılı “sol” yahut sağlı sollu “sosyalist” kesilenlerimizin “yaşayanları dehşete düşürme” özençlerine ne buyrulur? Kimi 40 yıl, yerin altında tırnak ucuyla fiskelemekten usanılan yarım buçuk bağırsak asalağı soğulcan (solucan). Kimi işçi sınıfının gerisinde bırakılanları her sabah hazırca yiye yiye şiştikçe, ne bok olduklarını kimse bilmiyor sananlar. Bunlar “kenefe jandarma yazılmış” leşleriyle “yaşayanları dehşete düşürmek” hevesindeler.
Kimi kırk yıl, izini tozunu şeytan görmemişlerden. “demokratik” hürriyetçi tatlı su “sosyalist”leri, yahut acı su “reformcu”ları kesilmişler. 27 Mayıs furyasında kellerine geçiriliveren “köktenci, dönüşümcü, dönük” “kahramanlık” külâhlarına bürünmüşler. Çok böbürleniyorlar. Anasının rahmine, çıkar çıkmaz kusan frengili “veled i zinâ” gibi, “kursak”larındaki çürük çarık düşünce süprüntülerini saçmalayanlar. Saçmalamak uğruna, aylak aristokrat döküntüsü şaşkın ördek ödlekliklerini taşıyor. Gözü politika çöplüğünde kalarak geberişleriyle “yaşayanları dehşete düşürme” sevdasındalar.
Adsız Ho Yüce Sosyalizm Muştulayıcı
Bu çeşit, sosyalizme gübre bile olamayanlara Ho Amca’yı anmak, değmez. O gibileri belki de hâlâ: “Bir türlü sosyalist” sayabilecek temiz işçi, köylü, genç arkadaşlara Ho Amca’yı anmak gerekir. Nedir bu Ho Amca?
Yazık ki ne “paşazâde” ve ne “çarıklı köylü”… Nguyen Sinh Huy adlı memurcuğun dölünden. Doğduğu yılı bilen yok. 1890 diyen de var, 1892 yazan da… Ya adı? O büsbütün hem var, hem yok. 15 adından,10 yaşındaki: Tât Thasih (Umutlu). 20 yaşında Hue lisesinden, Fransa’da bahçıvanlığa geçer. 1914 yılı İngiltere’de süpürgecilik, aşçı yamaklığı yapan Nguyen Ai Kuok (Yurtsever Nguyen): 1931 yılı gıyâben idama mahkûm edilir ve tam İngilizlerce Fransızlara teslim edileceği sıra, Honkong Hastahanesi’nde kan kusa kusa ölür!
Evet ölür. Ve doğumu ile olduğu gibi ölümü ile de kimseyi “dehşete düşürmez”. 1945 yılı, Hiroşima’da atom bombası patlar, 4 gün sonra Vietnam’a “Genel Ayaklanma” emri veren Ho Şi Minh (Aydınlatıcı Adam) 2 Eylül’de Vietnam Başkanı olur. Ellerinde çocuklar için şekerleme ve portakallar. Yağmurluğun havı dökülmüş. Sandalları delik. Kaşları şaşmış. Bakışı çocuksu. Paltosunun tersi ile ağzını siliyor ve hasır üstünde yatıyor… Fukaracık gibi yaşıyor. Lenin gibi davranıyor. Eşkiyalığa çıkmış Eizzeden Fransuva.”
Avrupalı onu böyle görüyor. O Paris’te sömürgeci devlet adamına şöyle diyor: “Evet, bu işin düzelmesi otuz saniyede de olur, otuz ay da sürebilir. Eğer bizi savaş zorunda bırakırsanız, siz bizim on insanımızı öldüreceksiniz, biz sizin bir adamınızı. Ama bu paha ile de gene ben kazanmış olacağım.”
Fransız gazeteciyle böyle konuşuyor: “Dünyaya kendi hürriyetinin edebiyatını vermiş sizinki gibi bir millet, ne yaparsa yapsın, bizde dostlarını bulacaktır; bilseniz Mösyö, nasıl bir hırsla her yıl Victor Hugo’yu, yahut Michelet’yi okurum… Bu diller yok mu, onlar insanı yanıltmaz, onlar sizdeki ufak halkın, bizimkine öylesine garipçe benzeyen küçük insanların dilidir… Ah! Mösyö, sömürgecilik insanları böylesine değiştirecek denli kötü mü olmalıydı?”
Ho’nun Evrencil Diyalektik Stili
Ho Amca’yı 1946 yılı da, 1962 yılı da: “Ha neredeyse bayılacak” denli cılız haliyle yakından tanıyan Fransız yazarı Jean Laconture şu sonuca varıyor: “İşte, kıvrak yumuşaklık ile dizgin vurulamaz enerjinin, politika muhayyilesi ile prensipler üzerinde sıkı duruşun, yurtsever geleneklere başvuruş ile Marksist inceleyişin o taklit edilemez kaynaşmasıdır ki; Ho’nun orijinalliğini yapar. Bu sentezler sürekli olacak mı? Ho’dan sonra yaşayacaklar mı? Otuz yıldan beri Dong ve Giap gibi adamları yetiştirmeyi bildiği için, ondan başka, Hanoy iktidarına bir kollejyal (elbirliği ile çalışma) karakteri vermeyi bildiği için, öyle görülüyor ki, iktidarda kötüye kullanılacak kişicillik ve ondan çıkacak veraset (yerine kimin geçeceği) meselelerinin tehlikesini önlemiş bulunuyor. “Ho Amca”nın kendi halkına yaptığı hizmetlerin sonuncusu da bu olacaktır.” (10 Eylül 1969)
Yalnız “KENDİ HALKINA” mı? Hayır. Bütün yeryüzü halklarına verilmiş en son ders olmalıdır, “Ho Amca”nın yapabildikleri. Ve bu yalnız EN SON DERS değil, EN BÜYÜK DERS de olmalıdır hele geri ülkeler sosyalistlerine. Hele bizim gibi yarı Bâbil artığı, yan derebeyi artığı, bir hayli de Finans-Kapital karışığı bir ülkede en acıklı eksik Ho Amca’nın çelişkili bütünlükleridir.
Bizim Cücelerin Dev Aynaları
Sosyalistlerimiz kazıklaşmayı “enerji” sanıyorlar. Üç beş “marksist” formül ezberlemekle politikada “üstâd” geçiniyorlar. Dünyanın dört bir yanından “çevirme” bilgileri, kendi ülkelerinin orijinal gelenekleri yerine koyuyorlar. Bu korkunç teori ve pratik boşluklarını doldurmak için de: TEK başlarına yanılmaz papahazretleri olmaktan başka hiç bir “elbirliği ile çalışma” zahmetine katlanamıyorlar.
O zaman karşımıza halk düşmanları için gülünç, dostlar içia ağlanacak pozlarla çıkıyorlar. Herhangi “adam kıtlığında” sakalına sarılınan keçi, o saat kendisinin“Abdurrahman Çelebi” olduğuna inanıyor ve inanmayanları boynuzlamakla, “sınıflar savaşı” yapmayı birbirine karıştırıyor. Burnunun altına bir iki parmak bıyık takmakla, “Balkanlarda bir tâne” yaşı benzemesin “Stalin” kılığında hazır iktidar tahtırevânını bekliyor.
Tahtırevân gelse, hele bir gelse, sen onlarda gör kerametlerin manda tezeğinden iri kallâvîlerini. Çarçabuk ülkenin her köşebaşına çatık kaşlı heykellerini diktirerek, “sosyalizm” adına en maydanozlu köftehorlukları yutturacaklardır. İki zart zurtla bir milleti o “aşama”dan, bu “aşama”ya terbiyeli maymunca hoplatmayı becerivereceklerdir. Bu mârifetlerine bedel, “tarihe” gireceklerdir, “be birâder!”
Böyle tarihe değil, hazır mezara bile girilemeyeceğini, girilse bile, koskoca Stalin gibi adamı mezarından bile çıkaracaklarını bütün “sosyalizm” avantüryelerine, bütün anarşist palavracılara, bütün kendini dev aynasında görmüş kuru-sıkı teori ve pratik cücelerine en büyük anlamcıl silleyi, hiç iddiasızca ve bütün yaşayışı, düşünüşü, davranışı ile vuran adam Ho Amca’dır.
Üç Tip Sosyalizm Kalpazanı
“Kırk yıl” dile pelesenk olmuş. Hangi “kırk yıl”: Eksiksiz elli yıldır yerin altında, yerin üstünde: Bu akşam pâye ver, ertesi sabah babasını asacak “sosyalizm kalpazanları”ndan bu ülke ülkücülerinin çektikleri, birinci şube işkenceleriyle yarışmıştır.
Maksatları nedir? Kendilerine sorsanız, alacağınız karşılık hep develeri güldürecek birbirini çürüten küçük burjuva ermemişlikleri, yahut ne oldum delilikleri gibi görünür. Bıyık altından gülerek yahut burnunuzu tıkayarak geçersiniz. Gene de yaptıklarından utanmak şöyle dursun cesaret alırlar. İt ürür, kervan yürür. Gün gelir, neden öyle “namusu korumak için horozdan kaçtıkları” anlaşılır. Ya falan yol kavşağına dek zor sürüklenen “yolda seğirticiler”dirler; ya “maaşın kaç”olduğunu sorup sağlama bağlamadıkça “cehenneme” gidemeyen “kafasız işgüzar” kapıkullarıdırlar; yahut da yerli yabanıl bin bir maskeli ajandırlar.
Teorik ve Pratik Ho
Yeni sosyalist kuşağımızın bütün o bitmez, tükenmez fışkılardan kurtulması için gerekli en yanılmaz sosyalist mihenk taşını (Kriteryumu) Ho Amca veriyor.
Bu veri iki noktada toplanıyor:
1 – Teoride: Kendi tarihinin ve toprağının düşüncesini yapmak;
2 – Pratikte: Kişi sivriltmeyen elbirlikçi davranış yapmak.
Ho Amca’nın bu iki alanda ayık ve alçakgönüllü emeğini burjuva basınından olsun edinebiliriz. Bakın Batı emperyalist anayurtlarının kapitalist kültürlüleri ne yazıyorlar Ho Amca için:
1 – TEORİCE: Gelenek-görenek üretici güçlerine temelli önem verildi.
Vietnam’ın tarihi ve kültürü: Oranın araştırıcılarınca modern çağdan hayli önce, komünist partisi davranışından hayli önce başlatılıyor; Hanoy insanlarına göre komünist partisi, toparlasan, ancak, bin yıllık geleneği tamamlayıp devam ettirmekten başka bir şey yapmamıştır.”
2 – PRATİKÇE: Her kim olursa olsun “KİŞİ TAPINCI” ile sivriltilmemeye önem verildi.
Ho Şi Minh”in konuşmalarda mevcut bulunmayışı hiç şaşılacak şey değildir… Kuzey Vietnam’da Başkan’a sonsuz saygı besleniyor; ama ne bulutlara çıkarılıyor, ne putlaştırılıyor… Kollektif bir zihniyet rejime adamakıllı damgasını vurmuş ve düzeni marksizm yanlı olan başka ülkelerdeki yanıltılardan sakındırmıştır.
Ho’nun cezaevi karineleri, bir milliyetçinin çektikleri üzerine yapılmış düşüncelerden kuruludur. O milliyetçi de ötekilerden biridir; yazılanlar halkın elinden düşürmeyeceği bir incil değildir. Ho’nun resimleri mi? Çok az var… yahut hiç yok. Evlerin duvarları üzerinde, kooperatiflerde ara sıra Ho Şi Minh’in bir dergiden kesilmiş fotoğrafı gözükür; ama orada Ho, hiç bir vakit yalnız değildir.
Millî Putsuz Millî Mücadele
Vietnam’ın (Türkiye’deki 30 Ağustos kadar) alınyazısını değiştiren büyük zaferi, Dien-Bien-Phu savaşı mıdır? Müzesini geziyorsunuz:
“Dien-Bien-Phu muharebesinin, başkentteki gep geniş salonda tasviri: Giap’ın kişiliğinden çok Vietnamlıların kişiliğini değerlendiriyor. Millî Tarih Müzesi’nde olduğu gibi, taşra sergilerinde de bölgenin geçmişi canlandırılırken, sunulan, açıklanan, kutlanan şey bir ulusu zafere ve bağımsızlığa yetmiş bir canlı Buda değil, bütün bir kollektif varlıktır.” (J. Decarnay; 4 Eylül 1969)
Millî Kurtuluş Savaşı mı? Onu millet yapmıştır.
“Basında ve radyoda birisi örnek olarak verilirse, o kimse ya bir köprünün savunucusudur, yahut bir Güney çetesinin başıdır. Günün kahramanı sorguya çekildi mi; yaptıklarını anlatıyor, mücadele arkadaşlarını işte ortak gösteriyor, ama ara sıra onları ziyarete gelen keçi sakallı ihtiyarı ağzına almıyor.” (Keza)
Doğrusu da, sosyalistlik bir etiket değilse: Sosyalistçesi de bu değil midir? Birisi geride aklını, ötekisi cephede canını ortaya koymuş. Akılsız can kaybı boşa gider, ama canını ateşe atan bulunmasa akıl kaç para ederdi? Neden canını veren unutulsun da, aklını veren göklere çıkarılıp tanrılaştırılsın? Bezirgân düzen için bu, kaçınılmaz olabilir. Sosyalizme nasıl sığdırılabilir?
Şeylerin kör akışı ile sığdırıldı: Hattâ paranoid (zincirleme hezeyanlı) çılgınlıklara dek sığdırıldı. Önüne geçilemezdi, o zaman. Ama “Kıyamete dek” geçilemeyecek miydi? Ho Amca onun karşılığını verdi. Halkın deyimi ile “götü boklu” kişilere tapınmayı kaldırdı. Kişi tapıncı maskaralığının hiç değilse bundan böyle gerekmediğini ispatladı.
Sosyalizmin geleceği için az büyük kazanç mı bu?
05.07.1969 Sosyalist Gazetesi
Aydınlık Sosyalist Dergi Ocak 1970 Sayı: 1-15

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar