NETİZ TV
geleceğin net portalı

HEGEMONYA SAVAŞLARINA KARŞI NE YAPMALI?

Yazar Kuvayi Milliye Dergisi

(Kuvayı Milliye dergisinin Kasım-Aralık 2002 tarihli 37. sayısı sunuş yazısıdır)

KIBRIS VE ORTADOĞU ÜZERİNDE EMPERYALİST GÜÇ MERKEZLERİNİN HEGEMONYA SAVAŞLARI YOĞUNLAŞTI
Biz bu “film”i ilk kez M. Ö. 1200 yıllarında “gördük”. Avrupa bezirganlığı, ticaret yollarını Küçükasya üzerinden Ortadoğu, Avrasya, Hindistan ve İçasya’ya doğru açabilmek için AKHA’ları (şimdiki Yunanlıların sosyolojik olarak Orta-Yukarı Barbar atalarını) bezirganın kılıcı olarak kullandı. Grekler, tüccar-bezirgan-tefeci sermayedarların kışkırtması ile Çanakkale Boğazı’nı tutan Truva’ya saldırdılar. Akhalar için de Trajedi ile sonuçlanan bu macerayı Homeros, “İlyada” ve “Odesa” destanları ile ‘Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olan’ları pek güzel anlatıyor…
Benzer “film”i Haçlı Seferleri’nde de gördük. Avrupa tefeci-bezirganlığı, kışkırttığı köylü yığınlarını Doğu’ya sürdü. Sonuç gene trajedi.
Daha sonra, 1. Dünya Savaşı’nda başta Çanakkale olmak üzere tüm cephelerde, emperyalistler, paylaşım amacı ile geri ülke halklarından topladıkları paralı askerlerle “Hasta Adam” Osmanlı’ya saldırdı. Yüzyüze savaşan tarafların büyük kayıp ve acıları ile yıllar süren savaşlara sahne oldu bölgemiz. Sonuçları herkesçe malum… 1917 Büyük Ekim Devrimi…
80 yıl önce, başta İngilizler olmak üzere, bugünkü Avrupa Birliği’ni oluşturan ülkelerin saldırısı ile karşılaştık. İngiliz emperyalistlerinin kışkırttığı Yunan işgal orduları Ege üzerinden İzmir’e girip, tarihten hiç ders almamışçasına, efendilerinin fedaisi oldular. Fransız emperyalizmi, Güneydoğu’dan işgale girişti. İtalyan’lar, Güney’den… Sonuç gene herkesçe malum… 1919 Devrimi.
O gün dayattıkları Sevr’i bugün de aynen dayatmaktalar. Kullandıkları avadanlıklar, kuklalar, planlar, hepsi aynı. Anlaşılan; Batılılar tüm yaratıcılıklarını 18. ve 19. yüzyıllarda bırakmışlar! Hatta M. Ö. 1200’lerden beri pek bir şey değişmemiş…
Bugün bakıyoruz; Kıbrıs ve Ege’de kullandıkları kuklalar ve metotlar da aynı. Birçok Yunanlı genç, Batılıların çıkarları için, ölüme “gönüllü” gönderilmek üzere Avrupalı emperyalistlerce beyinleri yıkanarak, hazırlanıyor. Kıbrıs’a Avrupa Birleşik Devletleri el koyuyor. Etnik ve mezhepsel provokasyonlarla, bölgemiz savaşa itiliyor… Birçok Avrupalı “parlamenter” Güneydoğumuzda, masum maskelerle iç savaş kışkırtıcılığına çıkarılıyor… Madam Fransa, Kürt parlamentolarında temsiliyet arıyor… Kürt, Arap ve Ermenileri temsil ettiğini iddia eden sözde aydınlar, demokrasi, insan hakları, etnik ve dinsel özgürlük maskeli emperyalist politikalara alet olmayı bir ilericilik ve marifet sayıyorlar… Emperyalistlerce kışkırtılan etnik ve dinsel gruplar ayrı devlet kurmaya zorlanırken, Kıbrıs’ta kurulu iki ayrı devlet zorla birleştirilmeye çalışılıyor…
Kıbrıs ve Ortadoğu emperyalizme teslim edilemez… Kıbrıs meselesinde gelinen son durum, Türkiye’nin acil önlemler almasını zorunlu kılmaktadır. Kuzey Kıbrıs T. C. ile bir ekonomik ve sosyal işbirliği seferberliği başlatılmalıdır. Örneğin Manavgat suyunun İsrail’e değil, denizaltından Kıbrıs’a ulaştırılması ve Kıbrıslı işçi ve üreticilerle bir üretim ve örgütlenme seferberliğinin başlatılması gerekir. Benzer ekonomik, sosyal ve askeri işbirlikleri Suriye, İran ve Irak gibi komşularımızla da gerçekleştirilmelidir.
Dün Osmanlı’nın başına örülen çorap, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin ve diğer Ortadoğu ülkelerinin başına örülmek istenmektedir. Yerli işbirlikçilerin oyunları da, yabancı ortaklarının gasp ve işgal planları da, tarihte olduğu gibi bugün de başarısızlığa mahkumdur.
Ancak; “onlar nasıl olsa tarihi olarak başarısızlığa mahkumlar” diye, temel ve öncelikli görevleri cumhuriyeti koruyup geliştirmek olan kurum, kuruluş ve demokratik kitle-meslek örgütleri temsilcileri hiç bir şey yapmasınlar mı? Kaldı ki tüm yetkililer “gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde” bulunsalar bile sonuç gene değişmeyecektir. 1919’ların heyecanı, mücadele azmi ve örgütlenme dinamizmi ile halkımız bu savaşımdan da zaferle çıkacaktır.
Tanklarıyla, toplarıyla gelseler dahi, devlet mekanizmalarını, vatan topraklarını $gal etseler dahi, halkımızın birlik ve dayanışmasını, çelik çekirdek KOMÜN GÜCÜnü kıramazlar, parçalayamazlar, kendilerine entegre edemezler.
Kıbrıs sorunu, Irak’a müdahale ve AB’ye giriş konularında referanduma gidilmeden, halkımızın 3/4 çoğunluğunun onayını almadan yapılacak her türlü anlaşmayı reddediyoruz. Hele bu anlaşmalar; böyle çarpık bir seçim sistemi sonucu oluşmuş, 41 milyonluk seçmenin %20-25’inin oyunu almış bir parlamento çoğunluğunun hükümeti tarafından imzalanırsa, sonuç herkes için trajedi olabilir. Halkın düşük katılımı ile gerçekleşen seçimlerden sonra oluşan Meclis bize bir kez daha göstermiştir ki parlamento dışı kurum ve kuruluşlara, demokratik kitle-meslek örgütlerine büyük görevler düşmektedir.
Bu gerçekleri okuyucularımızla paylaşırken kendimiz, halkımız ve ülkemiz için yaşamsal-zorunlu gereksinimleri bir kez daha hatırlatıyor, herkesi uyarıyoruz…
(Aynı sayıda yayınlanan bildiri)
Eşgüdüm, İletişim ve Zorunluluk…
Batılı “dost”, “müttefik” ve “stratejik ortak”larımızın siyasi dayatmaları, içerdeki siyasi temsilcilerinin yıpranması ve yenilerinin “seçilmesi” ile yeni bir döneme girdi. Uluslararası finans-kapital güç merkezlerinin uzantısı “yerli” banka ve holdinglerin ekonomi-politik egemenliğindeki Türkiye, göreceli bir siyasi “istikrara” kavuşmuş gözüküyor. Uluslarüstü finans-kapital sistemi, Avrasya, Kıbrıs ve Ortadoğu’da stratejik askeri noktaları, enerji, su ve tarım havzalarını daha kolay kontrolü altına alabilmek için Türkiye’yi, ‘sistem’ için daha “güvenilir” bir siyasal ortama kavuşturmuş olmanın rahatlığı içinde.
“Ekonominiz elimizde! Eğer dediklerimizi yapmazsanız çökertiriz!” diye az mı ‘krizler’ çıkarttılar? Erken seçim kararları aldırıp naylon partiler kurarak hükümetleri devirmediler mi?
Bir kısım emperyalistler; ‘demokratik ve barışçı’ yollardan dağılmamızı ve parçalanmamızı dayatan AB’li ‘müttefiklerimiz’. Diğerleri ise; ulusal(cı) güçleri birbirinden ve halktan kopartmaya çalışan, ‘kaç ben kurtarayım’ diyen ABD’li, İsrailli ‘stratejik ortaklarımız’.
Uluslararası mali sermayenin çıkarları için davranan, komşularıyla savaşan taşeron ya da fedai durumuna düşürülmek isteniyoruz.
‘Müttefiklerimiz’ “kırk katır”, ‘stratejik ortaklarımız’ “kırk satır” buyuruyorlar…
Durum

Çağımızın savaşları, sadece askeri saldırı ve askeri işgaller ile olmuyor.
Ekonomik, ticari, teknolojik, sanayi, tarımsal, moral ve kültürel alanlardaki saldırı ve çökertmeler, hisse senetli işgaller ülkelerin ve halkların varlıklarını tehdit ediyor.
Bu nedenle:
1- Dünya finans-kapitalinin, ‘yerli-yersiz’ ortakları eliyle yürüttüğü hisse senetli işgalin durdurulabilmesi;
2- Ekonomik ve sosyal adalete dayalı, doğayla ve toplumla çelişmeyen bir topyekun kalkınmanın ve refahın sağlanabilmesi;
3- Ekonomik, sosyal, siyasal, doğal ve askeri her alanda geri dönüşsüz nihai barışın ve adaletin sağlanabilmesi için;
Yurtta, Halkçı Cumhuriyet ile Cumhuriyetçi Halk bütünlüğü gerçekleşmeli;
Dünyada, bugünkü gibi bir Birleş(tiril)miş Milletler yerine, ulusal ve halkçı cumhuriyetlerin özgür ve kardeşçe birliği kurulmalıdır.
* Bizim gibi ülkelerde, bu iki amaca katkıda bulunacak gücün oluşmasında; yaşama hakkının doğal ve meşru bir gereği olan örgütlü bir halkın ve halkçı bir ordunun önemi yadsınamaz.
* Ülkemizi IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası’nın vesayeti, reçeteleri ve “adam”larıyla “idare” etmeye kalkanlar; hakimiyeti kayıtsız şartsız uluslararası şirket ve bankalara bıraktılar.
Gelinen bu noktada, ekonomik, sosyal ve siyasal koşulların önümüze koyduğu yol ayrımı:
* Ya ekonomik ve sosyal kurtuluş! Ya manda ve sömürge!
* Ya Kıbrıs, Ege, Marmara, Kuzeybatı, Doğu, Güneydoğu ve Hatay’dan başlayan bir parçalanış! Ya da halkçı temelde Kuvayı Milliye birliği!
* Ya mazlum halklar dayanışması! Ya taşeronluk, fedailik, kölelik!
* Ya istiklal! Ya ölüm!
Sovyetler Birliği, Irak, Yugoslavya ve Filistin’in başına gelenler, ülkemizin ve halkımızın da kaderi yapılmak isteniyor. Türkiye Cumhuriyeti, ülkemiz ve halkımız; uluslararası holding ve bankaların, onların emrindeki emperyalist devletlerin çıkarları doğrultusunda ekonomik, sosyal, kültürel, moral ve siyasal parçalanmaya, dağılmaya ve çöküşe mahkum ediliyor. Bu sömürü ve yıkım, tüm dünya halklarına ve ülkelerine karşı yaklaşık 150 yıldır sistemlice uygulanıyor. İnsanlığın varlığını tehdit eden topyekûn bir çöküş ile karşı karşıyayız. Bizim gibi ülkelerin ekonomileri, tarımı, teknolojisi, sanayi birikimi, işgücü, maddi-manevi-kültürel değerleri yok edilip halkları açlığa, susuzluğa, yokluğa, etnik ve dinsel parçalanmaya, hatta doğal afetlere mahkum ediliyor.
Dünyada ve ülkemizde bu savaşın asıl sorumlularını gizlemek için sanal gündemler yaratılıyor. Aç, işsiz ve çaresiz kalabalıkların kurtuluş arayışları; etnik ve dinsel çatışmalara, birbiri ile boğazlaşmalara yönlendiriliyor. İrtica, çok hukukluluk, mikro milliyetçilik ve şovenizm kışkırtılıyor, destekleniyor.
Türkiye’ye yönelik Ermeni, Kürt, Rum vb. soy kırımı iddiaları, “etnik-dinsel özgürlük”, “insan hakları”, “yerinden yönetim”, “NGO” ve “Sivil Toplum” adı altındaki dayatmalar, Kıbrıs konusundaki dayatmalar, Ege’deki dayatmalar ve Irak’a saldırılar; “Batılı”ların, bölgedeki ekonomik ve askeri çıkarlarını savunmak için birer araçtır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Ermeni, Yahudi, Rum, Kürt, Arap, Türk vb kökenden gelen insanlarımızın, sözümona “özgürlük ve insan hakları” maskeleriyle, “etnik-dinsel kimlik” adı altında bölünmeye kalkılması; emperyalizmin ‘böl-parçala-yönet’ planının sonucudur. İş Kıbrıs’a gelince, tek ve birleşik Kıbrıs’tan yanadırlar. ABD, AB ve İsrail gibi “Stratejik Ortak-Müttefik” olarak adlandırılan devletlerin, ülkemizi ve halkımızı nasıl bir cehennemin içine itmeyi amaçladıkları, son yıllarda daha açık-seçik görülmüştür.
Yakın geçmişte Türkiye-Irak arasında başlatılan ekonomik ve siyasi yakınlaşma sürecine karşın ABD’nin İncirlik’i kullanarak yaptığı saldırılar, Türkiye’ye karşı yapılmaktadır. Topraklarımızdan kalkan Amerikan uçaklarının, “uçaksavar kilitlenmesi” yalanı ile Irak’ı bombalaması ulusal çıkarlarımıza aykırıdır.
Ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri tüm alanlarda ikinci bir kurtuluş savaşı kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gündeme geliyor. Kişilerin ve grupların subjektif düşünce, dilek ve niyetlerinden bağımsız, objektif bir gerçeklikle yüz yüzeyiz.
Bu tesbitler, hiç yoktan bir kaos ve çatışma ortamı yaratmak için yapılmadı. Uluslararası tekelci sermaye ve yerli ortaklarına karşı, durduk yerde bir hareket başlatmak da isteniyor değil. Ancak, onlar, halkımıza ve ülkemize karşı çoktan başlattıkları ablukayı ve işgali sonuçlandırmak, üniter devlet yapımızı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni sonu belli olmayan bir kaosun içine itmek, ülkemizi parçalamak, halkımızı dağıtmak ve bu topraklarda, uluslararası bankalar sistemine %100 bağlı yerinden yönetilen kent-şirket devletçikler federasyonunu kurmak istiyorlar.
Halkımıza karşı yürütülen bu ezme ve sömürgeleştirme operasyonunun istemesek de tam ortasındayız. Bu nedenle, içine düşürüldüğümüz bu ekonomik ve sosyal durumu yok saymak ya da görmezlikten gelmek, insan olma hakkımızı ve varlığımızı korumaya yetmeyecektir.
Buradan halkımıza sesleniyoruz:
Uluslararası mali sermaye ve ‘yerli’ ortakları; TÜSİAD’lar, MÜSİAD’lar, TİSK’ler Türkiye’de “yeni devlet” istiyorlar. Bu isteklerine karşı duran sivil, resmi ve askeri makam ve kurumları ya tasfiye etmeye ya da başlarına musallat ettikleri belalarla uğraştırarak tecrit etmeye çalışıyorlar. Kıbrıs’a el koymak, “Kürdistan” dedikleri coğrafyada yeni bir İsrail kurmak ve buralara yerleşmek istiyorlar. Ülkemizdeki sendikasızlaştırma, kooperatifsizleştirme ve halk örgütlerinin yönetimlerini yozlaştırma çalışmaları ile kitleleri yılgınlığa ve bireysel çıkmazlara mahkum ediyorlar.
Türkiye, bir sömürge-taşeron ülke haline getirilmektedir. Çöküşü, çözülüşü durdurabilmek, Ortadoğu’da emperyalizmin tetikçiliğinden ve taşeronluğundan kurtulabilmek; ancak ve ancak, başta işçi sınıfımız olmak üzere halkımızın örgütlü inisiyatif ve güdümünün özgürleştirilmesine bağlıdır. Tüm halk örgütlerimizin; işçi-memur sendikalarımızın, üretici köylü örgüt ve kooperatiflerimizin, kitle-meslek örgütlerimizin, küçük sanayici ve esnaf örgütlerimizin aşağıdaki talepleri hem kendi tabanlarında, hem de birbirleri ile tartışmalarının ve yarınlarını kurtarabilmek için bu temelde bir iletişim ve eşgüdüm oluşturarak, darmadağınık olan toplumsal muhalefeti örgütlemelerinin zamanı çoktan gelmiş ve geçmektedir…
1- Gümrük Birliği Anlaşması yürürlükten kaldırılmalıdır. AB’ye üyelik girişimleri, uyum ve entegrasyon çalışmaları tüm alanlarda durdurulmalıdır. Başta ABD olmak üzere, AB ve İsrail gibi emperyalist devletlerle imzalanan, ulusal çıkarlarımıza aykırı tüm ekonomik, ticari ve askeri anlaşmalar iptal edilmelidir. Bu ülkelerle, bölgeyi ve içişlerini ilgilendiren işbirliğine son verilmeli, bu ülkelerin istihbarat subaylarının ve silahlı kuvvetlerinin ülkemizdeki her türlü faaliyeti durdurulmalıdır.
Halkımızın iradesi dışında gerçekleşen dış borçlardan ülkemiz ve halkımız yararlanmamıştır. Dış borçları, kimler aldıysa ve bu paralardan kimler yararlandıysa onların ödemesi gerekir. Halkımızı ve ülkemizi dış borç bataklığına çekip bu borçları halka yüklemeye kimsenin gücü yetmez. “3. Meşrutiyet” dönemi hiçbir zaman gelmeyecektir.
2- Ulusal sanayimizin, tarımımızın, kalkınmamızın ve ekonomik – sosyal adaletin önündeki her türlü iç ve dış engelin an geçirmeksizin temizlenmesi yaşamsal bir gereksinimdir. Nükleer enerji dahil her türlü ekonomik, teknolojik ve bilimsel gelişmişliği sağlıklı ve insanlığa yararlı biçimde gerçekleştirecek ve halkın refahını hızla artıracak bir düzenin kurulmasının süreci başlatılmalıdır. Sanayimizin, tarımımızın, üretim-paylaşım-tüketim sistemimizin ve kalkınmamızın; örgütlü halk ve halkçı cumhuriyet ilkeleriyle reorganizasyonu kaçınılmazdır.
Özel ve kamu sektöründeki işçi çıkarmaları durdurulmalı, tüm yurtta SSK’ya üyelik ve sendikal örgütlenme seferberliği başlatılmalıdır. Köylü üreticilerimizin ulusal düzeyde, merkezi ve demokratik örgütlülüğünün sağlanması ve desteklenip geliştirilmesi gerekir. Kooperatifleşmenin yaygınlaştırılması, Köy-Koop’un ve Tarım Satış Kooperatifleri’nin desteklenmesi yaşamsal görevlerimizdendir. Ulusal nitelikteki küçük ve orta ölçekli sanayinin geliştirilmesi ve örgütlenmesine özel önem verilmelidir.
Kamu bankalarının ve kamu arazilerinin, enerjinin, iletişimin ve ulaştırmanın; “siyasetten arındırma” bahanesiyle satılması, kiralanması, özelleştirilmesi durdurulmalıdır. Bu, vatanı satmaktır. Özelleştirilen ve özelleştirilmesi düşünülen işletme ve kurumlar, kamu arazileri ve kamu bankaları; ilgili halk kesimlerimizin demokratik-örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümüne devredilmelidir.
Kamu arazilerimiz; TMMOB, konut kooperatifleri, küçük sanayici siteleri ve üretici köylü kooperatifleri ile birlikte üretim ve istihdama yönelik olarak değerlendirilmelidir. Kamu bankalarımız ise, kuruluş amaçlarına ve işlevlerine uygun, üretici halk kesimlerimizin örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümünde bir yeniden yapılanma ile verimli hale getirilebilir. Halk Bankası; küçük sanayici ve esnafımız için vardır. Ziraat Bankası köylü üreticilerimizindir. Emlak Bank ile milyonlarca evsizimizin konut sorunu çözülebilir…
Sürekli pahalılık demek olan enflasyonun gerçekten önlenebilmesi, yolsuzlukların, kara para ekonomisinin, rant, irat, faiz, borsa ve komisyon bataklığının kurutulabilmesi; bankacılık ve finans sistemimizle toplumsal üretim, dağıtım, paylaşım ve tüketimimizin organik olarak, ulusal bazda yeniden planlanmasına ve örgütlenmesine bağlıdır. Bu nedenle de Üretim – Tüketim Kooperatifleri ve Kooperatif Bankaları hayati önem taşımaktadır. Böylece, ileri, demokratik ve örgütlü bir toplumun ve alternatif bankacılığın ilk örnekleri oluşturulabilir.
3- Son yıllarda medyanın ve aydınların büyük çoğunluğu, tüm ‘yenilik’leri ‘Batı’dan bekleyen ‘mütareke basını’ ve ‘mütareke aydınları’nın özelliklerini gösteriyorlar. “Demokrasi” ve “insan hakları”nı bile ‘Batı’dan bekliyorlar. Oysa; fabrikada, tarlada, karakolda, cezaevinde, okulda, sokakta gizli-açık, derin-sığ her türlü baskı, işkence ve cinayeti durdurmak, temel insan haklarına, eşit yurttaşlık ilkelerine ve hukuka aykırı her türlü uygulamaya son vermek, bu ülke aydınlarının ve halkının hak ve görevleridir.
4- Ekonomik bağımsızlığın, siyasi ve kültürel bağımsızlığın, ekonomik ve sosyal adaletin yaşama geçirilmesi ne kadar önemli ise, askeri bağımsızlık da en az onlar kadar yaşamsaldır. Her türlü çağdaş teknoloji ve silah ile donatılmış güçlü ve halkçı bir orduya her zamankinden daha çok bugün gereksinim vardır. Böyle bir ordu da ne özelleştirerek, ne küçültülerek ne de profesyonelleştirerek yapılabilir. Emperyalist güç merkezleri ile silah ticaretine ve askeri tatbikat ve anlaşmalara son verilmelidir. En son teknolojiyi, silahı, planı ve programı; ancak vatansever halk çocukları bulur, üretir ve uygular. Halkımızın ve ülkemizin çıkarlarının korunabilmesinin ilk şartı, demokratik halk iktidarının kurulması ise, ikinci şartı da, böyle bir iktidarın emrinde güçlü bir ordunun varlığıdır.
5- Ulusal ekonomimizi ve savunmamızı tehdit eden uluslararası ilişkiler durdurulmalıdır. Ulusal çıkarlarımıza aykırı ve lüks tüketime yönelik ithalat önlenmelidir. Gümrüklerimiz ve sınırlarımız, ulusal çıkarlarımıza aykırı olan ekonomik, ticari, siyasal ve askeri geçiş ve ilişkiye kapatılabilir. Vatan coğrafyamız ve halkımız; sanayi, tarım, hayvancılık ve ulusal güvenlik dahil her alanda kendi kendine yeterli gelişimi ve atılımı yapacak maddi-manevi güce sahiptir.
6- Başta ABD, İsrail ve AB olmak üzere, tüm emperyalist merkezlerin, yerli-yabancı ortakları aracılığıyla, direkt ya da dolaylı yollardan kiraladığı veya satın aldığı GAP’taki ve diğer bölgelerdeki topraklar ve kıyılar; kamu desteği ile, üretim ve hizmet kooperatiflerine devredilerek millileştirilmelidir.
7- Emperyalizm, Irak Cumhuriyeti’nin kuzey bölgelerinde yaşayan Kürt kökenli Irak Cumhuriyeti yurttaşlarını, çeşitli vaatlerle kandırıp kışkırtmakta, orada yeni bir İsrail kurmaya çalışmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri ya da istihbarat birimleri, emperyalist ordularla birlikte veya onların taşeronu olarak komşularının sınırlarını ihlal etmemelidir. Irak’ın toprak bütünlüğü lafla değil işle tanınmalıdır. Emperyalizmin yem gibi önümüze uzattığı Musul ve Kerkük Irak Cumhuriyeti’ne aittir. “Türkmenler” ve başka gerekçelerle provokasyona gelinmemelidir.
8- Amerikan üstlerinin varlığına son verilmelidir.
9- Tüm komşularımızla, Kıbrıs ile ve özellikle tarihi, kültürel, ekonomik, sosyal ve askeri alanlarda doğal müttefiklerimiz olan Avrasya, Ortadoğu ve Ortaasya ülkeleri ve halkları ile dostluk ve kardeşlik temelinde ekonomik ve ticari faaliyetlere hız verilmelidir. Bu ülkelerin örgütlü halk kesimleri, birbirleriyle üst birlikler kurarak bölgesel-küresel ekonomik ve sosyal dayanışmayı sağlam temellere oturtmalıdır. Dünya barışına hizmet amacıyla, bu halklar arasında siyasi ve askeri her türlü iş ve güçbirliği geliştirilmelidir. 20. yüzyıl gibi 21. yüzyıl da ezilen ve sömürülen halkların toplumsal uyanış ve kurtuluş yüzyılı olacaktır.
10- Toplumumuz, ekonomik ve sosyal adalet temeline dayalı, demokratik bir anayasaya, yeni bir sendikalar, kooperatifler, dernekler ve partiler yasasına, yeni bir çalışma yasasına ve seçim yasasına öncelikle ve ivedilikle gereksinim duymaktadır.
Halkın kendi kendisini yönetmesi diye özetleyebileceğimiz gerçek demokrasiyi ve gerçek cumhuriyeti kurup geliştirebilmenin yolu; ekonomik ve sosyal adalete dayalı, örgütlü halkın fiilen yönetime katıldığı bir sistem kurmaya başlamakla açılabilir. Doğaldır ki bunları gerçekleştirebilecek halkçı ve bağımsızlıkçı bir erk gerek. Üretici halkın örgütlü önderliği gerek. Halkımızın 1919 mücadele azmi ve örgütlenme dinamizmi özgürleştirilmeli, o ilk heyecanlı realizmimiz yeniden canlandırılmalıdır. Unutmamalıyız ki; halkımızın örgütlü gücünden başka güvenebilecek ve sığınabilecek hiç bir yer yoktur…

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar