NETİZ TV
geleceğin net portalı

HAİTİ'DE DEPREMDEN 'KÂRLI ÇIKAN' EMPERYALİZM

Yazar sol.org   

Haiti’deki deprem sonrası basın, felaketten çıkar sağlayan “yağmacıları” gösteriyor. Oysa büyük felaketi fırsata çeviren başkası: emperyalizm…


Haiti, geçtiğimiz hafta başkent Port-au-Prince’te gerçekleşen 7,3 şiddetindeki depremle büyük bir felakete uğradı. Depremin ardından ABD‘nin bölgedeki politikaları, medyanın tutumu ve bazı köşe yazarlarının “lanetli Haiti” vurgusu Haitililere “insanlık öldü” dedirtiyor.
Depremin yarattığı yıkımdan bu yana medyada ülkenin geçmişindeki “leke”, çeşitli vesilelerle gündeme getirildi. Bu “leke”, Haiti’nin, hem de ülkedeki Afrikalı kölelerin kıtadaki ilk kez gerçekleştirdiği sömürgecilik karşıtı devrimdi. Bazı yorumcular bunu “Haiti lanetlendi” gibi sözlerle dile getirdiler, bazılarıysa “Yapısal sebeplerle istikrarsız, başarısız, kıtanın en yoksul ülkesi” gibi sıfatlar kullanıp, sorunun kökeninde devrimin yattığını iddia ettiler. Bu bakış açısı, ülke tarihini tersine çevirmekten başka bir anlama gelmiyor.
Sömürgecilik yılları
İlk olarak 15. yüzyılda İspanyollar tarafından sömürgeleştirilen Haiti’de köleler ağır koşullar altında eziliyordu. Fransız Devrimi’nin etkisiyle gelişen özgürlükçü hareket, kendisi de bir köle olan Toussaint l’Ouverture’un öncülüğündeki mücadele sonucunda 1804 yılında Fransa’ya karşı bağımsızlığı elde etti. Afrikalı kölelerin cumhuriyeti, köleliği kaldıran ilk ülke oldu. Bağımsızlığı sonrasında Latin Amerika’nın tümünde köleliğin kaldırılması için mücadele veren Haiti, bu çerçevede Bolivar’ı ve kıtadaki diğer sömürge karşıtı bağımsızlıkçı hareketleri destekledi.
Ülke, Latin Amerika’nın birliğini hedefleyen bağımsızlıkçı ve kölelik karşıtı politikası nedeniyle ABD tarafından 1862 yılına kadar tanınmadı. Fransa ise ancak bugünkü değeriyle 28 milyar ABD doları tutarında “tazminat” ödemesi karşılığında tanıdı ülkenin bağımsızlığını. Ödenen tazminat, ülke ekonomisinin geleceğine büyük darbe vurdu.
20. yüzyıl: darbeler yüzyılı
Sonraki onyıllar boyunca ağır izolasyon politikalarıyla beli bükülen ülke 1915 yılında ABD tarafından işgal edildi. 1934 yılına kadar süren ABD işgali altında şekerkamışı üretimi için ülkenin ormanları yok edildi, finans sistemi yerle bir edildi. Haiti anayasası, bu dönemde Roosevelt tarafından kaleme alındı.
Emperyalist müdahaleler, ABD işgalinin sona ermesinden sonra da devam etti. Tarihi boyunca toplam 32 kez darbeye maruz kalan Haiti’de 20. yüzyılda gerçekleşen darbelerin sayısı 17’yi buldu. Ülkenin yoksul halkına bir diğer darbe, IMF ve Dünya Bankası’nın neo-liberal politikalarıyla geldi. İşsizlik katlandı.
1990 yılında seçimle göreve gelen devlet başkanı Jean-Bertrand Arístide, derinleşen toplumsal krize yanıt olarak uygulamaya kalkıştığı sosyal politikalar nedeniyle 1991 yılında baba Bush’un desteğini alan bir darbeyle devrildi.
Darbenin ardından direnişe geçen Haiti halkının mücadelesi sonucunda 1994 yılında ABD, Arístide’in yeniden hükümete gelmesine rıza göstermek zorunda kaldı. Ancak Arístide’in neoliberal politikalara itaatsizliği, Clinton yönetimince dayatılan ve Haitililer tarafından “ölüm planı” olarak adlandırılan ağır bir ekonomik ablukayla cezalandırıldı.
Haiti’de “komünizm tehlikesi”
Ablukaya karşın 2000 yılında Arístide yeniden başkan seçildi. Bu tarihten itibaren ABD tarafından muazzam bir Arístide karşıtı kampanya başlatıldı. Dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Roger Noriega, Arístide’i ikinci kez devirme niyetinde olduklarını açıkça dile getiriyordu. 2003 yılında yaptığı bir açıklamada Arístide’i, kısa süre önce darbe girişiminde bulunulan Chavez’in Venezuela’sıyla ve Küba’yla ilişkilendiriyordu.
Aranan fırsat, Arístide’in yoksullukla mücadele ve sivil savunma amacıyla 2004 yılında halk komiteleri kurma kararı almasıyla elde edildi. Karar, dönemin ABD başkanı George W. Bush tarafından “ABD’nin ulusal çıkarlarını tehlikeye sokan komünist bir girişim” olarak nitelendi ve bu tarihten itibaren ülkeyi istikrarsızlaştırma faaliyetlerine hız verildi. Ülkedeki kimi gruplar silahlandırıldı, ölüm müfrezeleri kuruldu. Silahlı saldırılarda çoğunluğunu Arístide destekçilerinin oluşturduğu binlerce insan öldürüldü. Arístide, yaratılan toplumsal kaos mazeret gösterilerek Şubat 2004’te tutuklandı ve yurt dışına kaçırıldı.
BM Barış Gücü Haiti’de ne arıyor?
Arístide’in devrilmesinin ardından ülkede Fransa, Kanada ve ABD tarafından desteklenen bir geçici hükümet kuruldu. Diğer taraftan ülkeye 5000 kişilik bir BMbarış gücü (MINUSTAH) yerleştirildi. Herhangi bir barış anlaşması yapılmadan yerleştirilen yegâne BM barış gücü olan MINUSTAH’ın görünüşteki amacı istikrarı sağlamaktı. Ancak, birliklerin asıl amacının ülkede yeniden uygulamaya sokulan neoliberal politikaların güvence altına alınması ve anayasal hükümeti deviren 2004 darbesini asla kabullenmeyen ilerici kesimlerin vahşice sindirilmesi olduğu kısa süre içinde apaçık ortaya çıktı.
Bush yönetimi ve ülkedeki zenginlerin “sert bir çizgi izlenmesi” doğrultusundaki baskıları sonucunda MINUSTAH, başkentin Arístide destekçisi olduğu bilinen yoksul mahallelerinde kitleler üzerine defalarca ateş açtı. Çocuklar dahil olmak üzere rastgele kitlesel ölümlere neden olan operasyonlarda, MINUSTAH verilerine göre yalnızca 2005 yılında 22 bin kurşun kullanıldı.
Uygulanan şiddet ve sindirme politikalarına karşın, 2007 yılında gerçekleştirilen ilk seçimlerde Arístide çizgisine yakınlığıyla bilinen René Préval devlet başkanı seçildi. Préval, ALBA’ya gözlemci olarak katıldı, ülkeyi kıtadaki dayanışmacı, birlikçi sol hükümetlerle yakınlaştırmaya çalıştı. Ancak ülke üzerindeki ABD baskısı sürdü.
Deprem sonrası
Haiti’nin tarihindeki emperyalist müdahaleler, ülkenin Latin Amerika’daki alternatif birlik ve kalkınma girişimleriyle yakınlaşma hamlesinin uzun süre sineye çekilmeyeceğini yeterince açık biçimde gösteriyor.
Geçtiğimiz hafta yaşanan dram, emperyalizmin ülkedeki neoliberal politikaları derinleştirmek ve askeri hegemonyayı tahkim etmek için aradığı fırsatı sağladı.
ABD’nin muhafazakar düşünce kuruluşlarından Heritage Foundation’ın, ABD’nin Haiti’de ne yapması gerektiğine ilişkin ilk yorumları, felaketleri fırsata çevirme zihniyetini yansıtıyordu. Fazlaca açık sözlü olduğu için birkaç saat içinde Heritage Foundation sitesinden kaldırılan Jim Roberts imzalı yazıda “ABD’nin Haiti’deki trajik depreme verdiği yanıt, acil insani yardımların yanı sıra, Haiti’nin hiç de fonksiyonel olmayan ekonomi ve hükümetini yeniden şekillendirmek ve ABD’nin bölgedeki imajını iyileştirmek için fırsat sunuyor” deniyordu.
Ülke ekonomilerini şekillendirmek açısından ABD’nin taşeronluğunu üstlenen IMF ve Dünya Bankası gibi kurumların da, ekonomik kriz ve doğal felaketleri, ülkelerin daha olağan zamanlarda uygulayamadıkları dönüşümleri gerçekleştirmek ve neoliberal politikaları hayata geçirmek için bir “fırsat penceresi” olarak gördükleri biliniyor. Bu durum Haiti’de yaşanan depremin hemen ardından kendisini bir kez daha gösterdi.
IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, Haiti depreminden iki gün sonra yaptığı açıklamada Haiti için 100 milyon dolarlık bir kaynağın acil durum finansmanı olarak ayrılacağını duyurdu. Ancak bu kaynak hibe olarak değil kredi olarak kullandırılacak. Ayrıca bu kredi, IMF ve Haiti arasında 2006 yılından bu yana sürmekte olan program kaynaklarına ek olarak serbest bırakılacağı için, program çerçevesinde belirlenen koşullara tabii olacak. Yani Haiti, kullanacağı kredi karşılığında elektrik fiyatlarını yükseltmeyi, kamu çalışanlarının maaşlarına zam yapmamayı ve enflasyonu düşürmeyi taahhüt etmek zorunda.
ABD’nin ülkeye 10 bin kişilik ordu birliği yollama kararı da, Haiti’nin mutlak bağımlı bir çizgide yeniden “hizaya sokulması” niyetinin açık göstergesi. Deprem, ülkeye bir kez daha ‘müdahale etme’ fırsatı verdi. Ülkenin yıkımını birkaç kat artıran gerçek bu. (soL – Haber Merkezi)

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar