NETİZ TV
geleceğin net portalı

EKONOMİK VE SOSYAL ADALET GEREKÇELİ HALKIN ANAYASASI İÇİN REFERANDUMU BOYKOT EDİYORUZ

Yazar:Vatan Postası

TÜM SEÇMEN SAYISININ %44’Ü EVET DEDİ, %33’Ü HAYIR. REFERANDUMA TÜM SEÇMEN SAYISININ %23’Ü KATILMADI… (13 EYLÜL 2010)

Anayasa değişikliğinin gündemde olduğu, değişiklik için referanduma gidildiği bir süreçte “evet”cilerle “hayır”cıların toz dumanı arasında tartışmalar sürüyor. Genel olarak 12 Eylül Anayasası’na “evet” diyen ya da en azından o eğilimde olan çevreler şimdi de 12 Eylül Anayasası’nın tamamının olmasa bile bir kısmının değişmesi için “evet” diyorlar. Diğer taraftan: 12 Eylül Anayasası’na “hayır” diyen ya da en azından o eğilimde olan çevrelerin büyük bir çoğunluğu ise bu değişikliğe karşı, “hayır” diyorlar… Hayatın çelişkisi mi diyelim, cilvesi mi diyelim! Yoksa düşürüldüğümüz durumun vahameti mi?
Bir de “boykot”cular var… Somut, tek bir alternatif anayasa teklifleri yok. Değişik çevreler farklı gerekçelerle gündeme getiriyor boykotu. Bu çevrelerin boykot nedenini ve gerekçelerini iyi tespit edebildiği ve bir eylem ve söylem birliği sağladığı söylenemez. Bu olumsuzlukları aşmaları da kolay değil. Tüm bu nedenlerle de kitleselleşmesi çok zor olan “boykot”cuların, salt “referandumu boykot” tutumlarında haksız olmadıkları bir süreçten geçiyoruz.
Şeriatçı-laik, siviltoplumcu-ulusalcı çekişmelerinde de olduğu gibi, son duruşmada aynı merkezden yönlendirilen ya da aynı merkeze hizmet edebilecek bir ikilem “evetçi-hayırcı” kutuplaşması.
Başta, (çalışanıyla ve işsiz çalışanıyla) işçi sınıfımız olmak üzere ezilip sömürülen geniş halk kitlelerinin sorunlarına çözüm yolları üretebilecek alternatif bir proje ve programla çıkıp; “HALKIMIZIN ANAYASASI BUDUR, BUNUN DIŞINDAKİ ÇÖZÜMSÜZLÜKLERİ BOYKOT EDİYORUZ” denebilmelidir. Halkımız o anayasada; güncelinden geneline, kendisini yakan tüm sorunlara çok somut çözüm yolları üretebilecek temel, kalıcı ve güvenilir dayanaklar, kurumlar, örgütlenme ve reorganizasyon modelleri bulmalıdır… Böyle bir Anayasa var mıdır? Vardır. “40 katır mı 40 satır mı, ölümlerden ölüm beğen” mahkumiyetine karşı aşağıda sunduğumuz ANAYASA TASLAĞINI yaşama geçirinceye kadar her türlü ısmarlama “cehennemi” BOYKOT ediyoruz… (4 Temmuz 2010 – Vatan Postası)
Bu Anayasa Taslağı, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın 1960’ların başında hazırlayıp kamuoyuna ve cumhuriyet kurumlarına “Anayasa Teklifi” olarak sunduğu çalışmadan yararlanılarak, Kuvayı Milliye Dergisi tarafından güncellenip derlenmiştir. Derginin çeşitli sayılarında yayınlanmıştır.
YENİ BİR ANAYASANIN TEMEL GEREKÇESİ:
EKONOMİK ve SOSYAL ADALET OLMALIDIR
Böyle anayasa ve yasa taslaklarını oluşturmak-değerlendirmek üzere, (gerçekten) demokrat, halkçı, özgürlükten yana, vatansever, sosyalist aydınlar ve akademisyenlerimiz, işçi sendikalarımız ve konfederasyonlarımız, diğer demokratik kitle-meslek örgütlerimiz, üniversite ve diğer cumhuriyet kurumlarımızla birlikte harekete geçmeli, karma çalışma komisyonları oluşturulmalıdır.
“Çok Partili Demokrasi” ile halkımız, varlıklı sınıf, tabaka ve zümrelerin temsilcilerini kendi temsilcileri zannederek seçmekte sonra da yanlış vekil seçtiği için kendini suçlu bulmaktadır. “Parlamentarizm”; bizim gibi ülkelerde halkı aldatma aracı olmaktan kurtulamaz. İlle de çok parti olacaksa, bu partiler, dayandıkları ve çıkarlarını savundukları halk kesimlerini açıkça belirleyip ilan etmeli, tüzük ve programlarını ona göre yapmalıdırlar. Durumları ve çıkarları birbirine benzer olan halk kesimleri aynı parti içinde örgütlenmelidir. Örneğin; “Köylü Partisi”, birinci derecede köylü üreticilerin çıkarlarını savunmalı, “Küçük – Orta Sanayici ve Esnaf Partisi” bu kesimlerin çıkarını, açıkça ve yüksek sesle dile getirmelidir. Böylece politika, bir aldatma ve göz boyama “sanatı” ve vatan-millet edebiyatı olmaktan kurtulur. Siyasetle ilgilenmek, azınlıkların değil halkın gönüllü ve güncel işlerinden olur. Yeni anayasa ve yasalar hazırlanırken bunlar dikkate alınmalıdır…

«Ülkemizde eksikliği en fazla duyulan, hatta adı bile anılmayan hak: EKONOMİK VE SOSYAL ADALETTİR. Anayasalarımızda, yasalarımızda, siyasi partilerimizin ilke ve programlarında, parlamento içi / dışı konuşmalarda Sosyal Devlet ve SOSYAL ADALET sözü çok sık kullanılmıştır. Bugüne kadar olduğu gibi sadece “kitapta” ya da “sözde” kalarak değil, sosyal adaleti gerçekten uygulamaya kalksak bile beklediğimiz sonucu alamayabiliriz. Çünkü Sosyal Adalet soyuttur ve kolayca silikleştirilebilir. Sosyal adaletin; halkımız tarafından elle tutulabilmesi, gözle görülebilmesi ve yaşanabilmesi için, maddi temeline oturtulması gerekir. Sosyal adaletin maddi temeli: EKONOMİK ADALETTİR. Sosyal adalet, ekonomik adaletin üzerinde taçlandırılırsa bir anlam ifade eder. Yoksa, demagojiden kurtulamayız.
Birbirinden ayrılamaz ikiz kardeş olan ekonomik ve sosyal adalet; gene birbirinden asla ayrı düşünülemez olan ULUSAL EKONOMİMİZİN GELİŞMESİ ve ULUSAL GELİRİMİZİN PAYLAŞIMI bütününde ele alınırsa gerçekçi ve doğru sentezlere gidilebilir. Sorunun iki yanı: ekonomik gelişim ile ekonomik paylaşım birbirinden ayrılırsa, yalnız adalet değil aynı zamanda ekonomi de kısırlaşır.
Yeni anayasamızın bütünü, hem evrensel hem de ulusal alanda sosyal ve ekonomik adalet ilkeleriyle kaynaşmış ve sentezleşmiş olmalıdır. Temel insan ve vatandaşlık haklarının kitapta yazılı ölü kurallar halinde kalmaması, toplumsal yaşamda gerçekten işler olması için; Anayasa’nın “ANA HÜKÜMLERİ” ile “VATANDAŞ HAK, ÖZGÜRLÜK VE GÖREVLERİ” arasında kopmaz organik bağlar kurmak gerekir. Cumhuriyet devletini oluşturan DEMOKRATİK YASAMA GÜCÜ + BAĞIMSIZ YARGILAMA GÜCÜ + CUMHURİYETÇİ YÜRÜTME GÜCÜnü yaşama geçirecek olan: Ekonomik ve Sosyal Adalet ilkesidir. Bu ilkeye can verecek olan da; yasama, yargılama ve yürütme güçlerinin öz kaynağı olan ULUSAL İRADEdir. Yani halkımızın YARATIM + ÖRGÜTLENME + DENETLEME yeteneğinin özgürleştirilmesidir.
YASAMA gücünün gerçekten demokratça işleyebilmesi için, halkımızın yalnızca temsil edilmesi (milletvekili seçmesi ve meclise göndermesi) yetmez. YASA TEKLİFİ VEREBİLME, DAR VE GENİŞ REFERANDUM gibi batıda sıradan olaylar haline gelmiş yollarla, HALKIMIZIN her an ve fiilen yasama yetkisini kullanabilmesi, her şeyden üstün olan ulusal iradenin gerçek etkisini sürekli canlı, uyanık ve etkin tutması gerekir. Ancak böylece gerçek ULUSAL İRADE + ULUSAL ÇIKAR yanılmaz ve yanıltılamaz bir güç olur. Ve bu güce (demokratik cumhuriyete) rağmen, bir takım oyunlarla ulusal irade + ulusal çıkarlarımızın dışında yasalar ve uygulamalar fiilen önlenebilir.
Böyle sağlam bir ulusal iradeyi ve titizlikle çıkarılan yasaları kim yaşama geçirecek? Yargı ve Yürütme güçleri. Yani MAHKEMELER ve HÜKÜMET. Bugünkü anayasa; “Yargılama hakkı, millet adına, bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır” der. Bu güzel ilke, ne yazık ki, soyut ve yerine getiricisiz (müeyyidesiz) olduğu için, yargı ve yargıç bağımsızlığı ve yargılama hakkı sonsuz aksaklık ve acılara yol açmıştır (Adliye koridorları…)
YARGI(Ç) BAĞIMSIZLIĞI VE TEMİNATI için; 1- İlgili meslek örgütlerinin de temsil edildiği cumhuriyet kurumunca belirlenecek adaylar arasından, yargıçların halkımız tarafından, savcıların meclisçe seçilmeleri gerekir. Böylece, yürütmenin her türlü keyfi etkisini ortadan kaldıracak yaptırım sağlanabilir. 2- En geniş şekilde jüri sistemine geçmemiz gerekir. Böylece; halkın, yargılama yetkisini ve adalet iradesini bizzat kullanmasını sağlayarak her türlü kişisel tasarruftan kurtulabiliriz. Herkes kadar yanılma paylı insanlar olan yargıçların vicdanlarını hakka yaklaştırıp, OBJEKTİF davranabilmelerini en yüksek dereceye ulaştırabiliriz.
Bugünkü Anayasamız; yürütme yetkisini, meclisten çıkan hükümete vermekle, doğal olarak yürütme hakkının, yapma, etme yetkisinin de MİLLET ADINA kullanıldığı gerçeğini belirtir. Ne yazık ki, tek kişi kahramanların yüce idealistliklerine (iyi niyetliliklerine) bırakılmış bulunan yürütme yetkisinin, -ister iyi ister kötü niyetle olsun- en sonunda DİKTATÖRLÜĞE dökülmekten kurtulamadığını artık Türkiye’de bilmeyen kalmamış gibidir. Hele bugün, artık o ilk devrimci ateşten ne kadar uzak düştüğümüz göz önüne getirilirse, tek kişi idealistliklerinin ne dereceye kadar soğuyabildikleri, “beşer şaşar” tek kişilere veya onların “ahbap-çavuş” meclislerine, ya da partilerine ve zümrelerine Yürütme Gücünü “kayıtsız şartsız” bırakmanın büyük sakıncaları büsbütün anlaşılmıştır.
Bu açık olaylar karşısında önce, yürütme gücünün maddi desteklerini, halkımızın örgütlü İNİSİYATİF + GÜDÜM + KONTROLuna geçirerek, bizzat ulusun kendisinin bilfiil yürütme gücünü kullanmasını gerçekleştirmeliyiz. Yasa teklifi hakkı, dar ve geniş referandum hakkı yanında kamu esasına uygun, demokratik merkeziyetçilik ilkelerine sıkı sıkıya bağlı yerel yönetim ve halk meclisleri; geri dönüşsüz demokratik cumhuriyetin sağlam temel ve ellerde gelişmesini sağlar.
Böylelikle asıl olan milletle vekil olan yasama-yürütme organları arasındaki boş düşme önlenebilir ve ulusumuz, yerden göğe kadar layık olduğu gerçek demokrasiyle kucaklaşabilir.»

ÖNSÖZ
“HATT-I MÜDAFA YOKTUR. SATH-I MÜDAFAA VARDIR.
O SATIH; BÜTÜN VATANDIR.”

Bu Anayasa Taslağını derleyenler hukukçu değil. Taslak, klasik bir anayasa ve hukuk diline göre de hazırlanmadı.
Yarın çocuklarımıza; yerli-yabancı şirketlere satarak tükettiğimiz yeraltı ve yerüstü değerlerimizden dolayı ekonomik talana ve erozyona uğramış bir ülkeyi, çöplükleşmiş çorak arazilerimizi, balıksız, balıkçısız pis denizlerimizi, kirli barajlarımızı, işsizliği, pahalılığı, açlığı, bilimsel-teknolojik geriliği ve gericiliği, şovenizm illetiyle zehirlenmiş, bencilleşip iyice bozulmuş “birey”leri, dayanışmasız, sendikasız, kooperatifsiz, sosyal güvenliksiz köleleşmiş ve parçalanmış bir toplumu, hukuksuz ve asosyal bir devleti, artık yaşanamaz hale getirilen toplum ve doğa şartlarımızı “ata yadigarı” bırakmak ister miyiz?
Bu Tarih-Toplum-Doğa gaspı ve yağması nasıl ve kimler tarafından önlenecek? “Devlet Baba” mı engelleyecek bu genel dejenerasyonu ve çöküşü? ‘Özel Sektör’ün “liberalizmi” mi durduracak bu müzminleşmiş krizi ve kaosu? Yoksa çeteler mi? Şeriat mı? Avrupalı ya da başka yabancılar mı?
Bugüne dek devleti yöneten siyasi iktidarlar, toplumu ve doğayı değil özel şirketleri kurtarmak için birbirleriyle yarışmışlar; kârdan başka bir amacı olmayan yerli-yabancı şirket ve holdingler, tarihi, toplumu, doğayı pervasızca ezip sömürmüşler; bizler, ise sorunlarımızın çözümünü “yukardan” bekleyerek ya da özel sektörün “kâr dünyası”nda tekleyerek zaman yitirmişiz.
Ulusal, demokratik ve sosyal bir dayanışma, iletişim ve koordinasyonun önünü açacak bir anayasa; halkımız için ekmek, su, hava gibi yaşamsal bir ihtiyaçtır.
Bu “taslak”, işte tüm bu kaygı ve gerekçelerle derlenmiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM: ANA HÜKÜMLER
MADDE 1- Türkiye Devleti; İŞ ve ÜRETİM cumhuriyetidir. Karada, denizde, havada çalışmak, sarayda oturmaktan onurludur.
MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti; ulusal, demokratik, laik, bağımsız, halkçı, cumhuriyetçi, devrimci ve sosyal bir hukuk devletidir. Devletin resmi dili TÜRKÇE, merkezi ANKARA’dır. Bayrağı, beyaz ay yıldızlı albayraktır. Milli marşı “İstiklal Marşı”dır.
MADDE 3- Egemenlik kayıtsız şartsız ÖRGÜTLÜ HALKINDIR.
MADDE 4- Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM); halkın doğrudan doğruya seçtiği en yüce temsilcisi olup, yasama yetkisini 300 kişilik Milletvekilleri Meclisi (Meclis) ve 200 kişilik Halk Temsilcileri Meclisi (Senato) ile bizzat kullanır. Milletvekili ve senatör emeklilikleri, memurunkinden farklı olamaz.
MADDE 5- TBMM, yürütme yetkisini, kendisine ve halka karşı sorumlu Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu aracılığıyla kullanır.
MADDE 6- Yargılama hakkı; doğrudan halk tarafından seçilen YÜKSEK ULUSAL MAHKEME ile Yüksek Mahkeme’nin denetlediği ve halkın bölgesel olarak seçtiği HALK MAHKEMELERİ tarafından, mutlak bir bağımsızlık ile, yalnız halk adına ve yasaların her derecesinde Anayasa hükümlerine bağlı kalınarak kullanılır.
MADDE 7- Padişahlık, hilafet, şeriat gibi Ortaçağ düzenlerine dönmeyi veya zümre ve azınlık egemenliğine dayalı oligarşik yönetimler kurmayı, ulusal, demokratik, halkçı, devrimci, laik, bağımsız sosyal hukuk cumhuriyeti niteliklerinden birini veya tamamını yok etmeyi dolaylı da olsa amaçlayan faaliyette bulunulamaz, parti kurulamaz.
MADDE 8- Cumhuriyetimizin Devrim Yasaları, ilk günkü heyecan ve dinamizmi ile etkin ve geçerlidir.
a) 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
b) 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası hakkında Kanun;
c) 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Ünvanların Men ve İlgasına dair Kanun;
d) 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’yle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikah esası ile aynı kanunun 110. maddesi hükmü;
e) 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü hakkında Kanun;
f) 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkında Kanun;
g) 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Ünvanların kaldırıldığına dair Kanun;
h) 3 Kanunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine dair Kanun.
İKİNCİ BÖLÜM: YASAMA GÜCÜ
MADDE 1- TBMM için seçmen; 18 yaşını doldurmuş ve hakkında aşağıdaki mahkeme kararları olmayan yurttaşlardır: Adi, ırza geçme (cinsel tecavüz), cinsel taciz ve haysiyet kırıcı suçlar, akıl hastalığı, fiili yurttaşlıktan düşme, vatana ihanetten hükümlü olma, işsizlik yardımı ve emeklilik dışında sürekli sosyal yardım görme, dilencilik, kamuya açık yerde sarhoşluk, oyunu satmak veya oy satın almak, birden fazla sandıkta oy vermek.
MADDE 2- Seçimler, 5 yılda bir yargı denetiminde yapılır.
a) Meclis ve Senato başkanlık divanları, TBMM’nin tüm organ, komisyon ve faaliyetleri; içtüzük hükümlerine göre ve siyasi parti gruplarının sayısal güçleri oranında katılımıyla oluşturulur. Görevsiz TBMM üyesi olamaz.
b) Meclis ve Senato’nun başkanlık divanı üyeleri, gene aynı katılımla, aralarından seçecekleri üyelerle, TBMM Başkanlık Divanı’nı oluşturur.
c) Meclis ve Senato başkanları, kendi meclislerince, üye tamsayılarının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla seçilirler. İlk iki oylamada çoğunluk sağlanamazsa, salt çoğunlukla yetinilir.
d) Meclis ve Senato, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır. Milletvekilleri Meclisi Başkanı, aynı zamanda TBMM Başkanıdır ve Cumhurbaşkanı’na vekalet eder. TBMM’de toplantı yeter sayısı, her iki meclis üye tam sayısı toplamının salt çoğunluğudur.
e) Gensoru, soru, genel görüşme, meclis soruşturması ve meclis araştırması her iki meclisin yetkilerindendir. Gensoru, bir siyasi parti grubu adına veya 10 üyenin imzasıyla verilir.
f) TBMM’nde en az 10 üye ile temsil edilen partiler grup kurabilir.
g) Meclis ve Senato, çalışmalarını, kendi yaptıkları içtüzük hükümlerine göre yürütürler.
h) Meclis ve Senato, birleşik olarak toplanıp çalışabileceği gibi ayrı ayrı da toplanıp çalışabilirler. TBMM’nin birleşik toplantısında ya da Meclis’ce alınan tüm kararlar, çıkarılan tüm tüzük, yönetmelik ve yasalar, yapılan tüm anlaşmalar Senato tarafından, biçim ve öz bakımından ayrıca gündeme alınıp görüşülür. Anayasaya, kamusal ve ulusal çıkarlara uygunluğu denetlenir. Aynen kabul edilirse, yürürlüğe girmesi için gerekli prosedür işletilir. Üzerinde değişiklik yapılması veya reddi halinde, Meclis’e ya da TBMM’ye geri gönderilir. TBMM’nin birleşik toplantısında yeniden görüşülür. Gerekirse Anayasa Mahkemesi’nin, ilgili Cumhuriyet Kurumlarının, Devlet Konseyi’nin görüşü alınır ve/veya referanduma gidilir. Tüm bunlar, Anayasa’nın ruhuna uygun olarak yasayla düzenlenir.
MADDE 3- Milletvekilleri Meclisi (Meclis); toplam seçmen sayısının toplam milletvekili sayısına oranı kadar sayıdaki seçmene bir milletvekili düşecek şekilde (1997’de toplam 30 milyon seçmen varsa, her 100 bin seçmene 1 milletvekili), partiler açısından nispi oyla seçilir. Nüfus arttıkça, 300 milletvekiline göre ayarlanır. Adaylar, 22 yaşını doldurmuş olmalıdır. Milletvekillerinin en az %10’u kadındır.
MADDE 4- Halk Temsilcileri Meclisi (Senato) için halk açısından nispi oyla seçim yapılır. Adaylar, 22 yaşını doldurmuş ve fiilen kendi meslek-gelir grubundandır. Senatörlerin en az %20’si kadındır.

Mesleklere göre 50 senatör şöyle paylaştırılır:
Üniversite öğretim üyelerinden ve öğretmenlerden 5
TMMOB, TTB, TEB, Mülkiye ve Barolar Birliği’nden 10
İşçi örgütlerinden 7
Fiili olarak subaylık görevi devam eden asker temsilcileri 8
Memurlardan 5
Ulusal sanayicilerden ve esnaf örgütlerinden 7
Üretici köylü kooperatiflerinden 5
Sanatçı örgütlerinden 3

Bunların belirlenmesi ya da seçimi; kendi içlerindeki kesimlerin sayıları ve etkinlik dereceleri dikkate alınarak çıkarılacak yasaya göre yapılacaktır.
Diğer 150 senatör şöyle paylaştırılır:
Aynı evde yaşayan yurttaşlar, evlerine giren net aylık toplam gelir
ortalamalarına göre, örneğin;
a) Üç Cumhuriyet altını karşılığı TL’ye kadar,
b) Üç-on Cumhuriyet altını arası,
c) On-yirmi Cumhuriyet altını arası,
d) Yirmi-elli Cumhuriyet altını arası,
e) Elli – yüz elli Cumhuriyet altını arası,
f) Yüz elli Cumhuriyet altınından yukarı olanlar
resmi istatistiklerle belirlenir.
Her gelir derecesine en az 1 senatör düşmek üzere, nispi olarak, toplam seçmen sayısının 150’ye oranıyla bulunacak her seçmen sayısına 1 senatör seçtirilir. Bu uygulamaya göre; toplam seçmen sayısı 30 milyon ise, her 200 bin seçmen 1 senatör seçer. Örneğin; toplam ev geliri, ortalama net aylık üç-on Cumhuriyet altını arasında olan 15 milyon seçmen varsa, bu seçmenler kendi aralarından, gelir gruplarının temsilcisi olarak 75 senatör seçecek demektir. Beş kişiden kalabalık evde yaşayan seçmenler, her fazla 2 kişi için bir alt gelir grubundan sayılır.
Senato; şu an içinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal dengesizlikler, bölgesel, etnik, dinsel ve kültürel ayrım ve haksızlıklar, bezirganlaşmış, derebeyleşmiş aşiret, şeyh vb. kalıntıları giderilinceye kadar ve onları gidermek için görev yapacaktır.
Tarihte çeşitli senatolar görülür: Fransa’da 19. yy.ın ikinci yarısında olduğu gibi, gelenekçi zümrelerin demokrasiyi dizginleme aracı olarak “görev” yapmış olanları vardır. Ayrıca, İsviçre, ABD ve SSCB(Rusya) senatolarında olduğu gibi çeşitli milletlerin merkezi devlette temsil edilmelerine de yarayabilirler.
Türkiye’de hanedan, aristokrasi, hilafet ve federe milletler olmadığına göre, senatoya TARİHİ bir gereksinim yoktur.
Ancak;
EKONOMİK ve SOSYAL ADALETin geri dönüşsüz olarak yaratılması, korunması ve geliştirilmesi ve yukarda da saydığımız dengesizliklerin giderilmesi için…
Tek meclise egemen olabilecek, azınlığa ya da “çoğunluk”a dayalı DİKTATÖRLÜK ve baskı eğilimlerinin ortadan kaldırılması için; kısmen İngiltere Parlamentosu’nda ve daha çok İrlanda Anayasası’nda bulunan senato tipinde ikinci bir Halk Meclisi; halkımızın gerçek çıkarları ile bağdaştırılabilir.
MADDE. 5- Milletvekili ve Senatörleri geri çağırma: İlde 10 bin, büyük kentte 30 bin veya ülke çapında 150 bin seçmenin, noterce ücretsiz tasdik edilmiş imzalı dilekçeleriyle vekiller; seçmenlerine açıklama yapmak ve eleştirileri yanıtlamak üzere seçim bölgelerine veya bağlı oldukları halk örgütlerine ya da gelir gruplarına giderler. Kamuya açık konferans, panel ve toplantılarda seçmenlerine hesap verirler. Bu işlemlerden sonra da en az aynı sayıdaki seçmen ikna olmaz ve konuyla ilgili taleplerinde ısrar ederlerse, seçim sonuçları, Yüksek Mahkeme’nin kararıyla dar veya geniş referanduma sunulur. Geçerli oyların %33’ü seçimlerin yenilenmesi doğrultusunda ise, bölge veya ülke genelinde seçimler yenilenir.
MADDE 6- Yasa Teklifi: Bakanlar, milletvekilleri, senatörler tarafından veya 10 bin seçmenin imzasıyla yapılır. Seçmenlerin önerisi dilekçe şeklinde ise, bunun ret veya kabulü halk oyuna sunulur. Teklif, tasarı şeklinde ise; TBMM bunun kabulünü halk oyuna sunar. TBMM tarafından reddedilirse, teklif edilmiş halk tasarısı ile TBMM’nin hazırlayacağı tasarı aynı zamanda halk oyuna sunulur. Fazla oy alan tasarı yasalaşır. Her yasa tasarısında, o yasanın gerektireceği harcamalar ve karşılıkları belirtilir.
MADDE 7- Dar Halkoylaması (Referandum): İl, ilçe, köy ve mahalle idareleri ölçüsünde olur. Yeni vergiler, memuriyet ve maaş tahsislerinde; büyük kent için 10 bin, il için 7 bin, ilçe için 5 bin, köy ve belde için 2 bin Cumhuriyet altını karşılığı liradan fazla, menkul ve gayrimenkul alım-satımlarında; harcamaları büyük kent için bir kerede 50 bin, parça parça 10 bin, ilde bir kerede 30 bin parça parça 6 bin, ilçede bir kerede 20 bin parça parça 4 bin, köy ve beldede bir kerede 10 bin parça parça 2 bin Cumhuriyet altını karşılığı lirayı geçen tesis, bayındırlık ve alım-satımlarda dar referandum yapılır.
MADDE 8- Geniş Halkoylaması (Referandum): Ülke ölçüsünde yapılır.
a) 3 yıldan fazla sürecek anlaşmalar; şirket anlaşmaları ve her türlü imtiyazlar; bir kereden veya belli bir süreden fazla görev alamayacak üst düzey devlet görevlilerinin görev sürelerinin uzatılması; yeni vergi, gümrük, daire ve kredi kararları; bir kerede 100 bin, parça parça 50 bin Cumhuriyet altını karşılığı liradan yukarı menkul ve gayrimenkul alım-satımları, müessese, bayındırlık ve her türlü yatırım kararları geniş halk oyuna sunulur.
b) Yeni yasa, kararname ve yönetmelikler, çıkarıldıklarından itibaren 60 takvim günü içinde 25 bin seçmenin, noterce ücretsiz tasdik edilmiş imzalı dilekçesi ile veya 10 ilçe meclisinin kararı ile itiraza uğrarsa geniş halkoyuna sunulur.
c) Halkoylaması, konunun iyice anlaşılması için, yayımından en az otuz gün geçmeden önce yapılamaz. Geçerli oyların en az %33’ü ile reddedilmeyen referandum kabul edilmiş sayılır.
d) TBMM’nden çıkmış her yasa 60 takvim günü içinde itiraza uğramazsa, yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanlığı tarafından resmi gazetede yayınlatılır.
MADDE 9- Milletvekilleri ve Senatörler, TBMM’ne katıldıklarında şu andı içerler:
“ÜLKEMİN VE HALKIMIN BAĞIMSIZLIĞINA VE ÇIKARINA, ULUSAL, DEMOKRATİK, HALKÇI, LAİK VE SOSYAL HUKUK CUMHURİYETİ’NİN KORUNUP GELİŞTİRİLMESİNE, HALKIMIN KAYITSIZ ŞARTSIZ EGEMENLİĞİNE BAĞLILIKTAN AYRILMAYACAĞIMA, GERİ DÖNÜŞSÜZ EVRENSEL BARIŞIN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ İÇİN SAVAŞACAĞIMA, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NE ÜYE OLMAK İÇİN, YA DA HERHANGİ BİR ÖZEL ÇIKAR İÇİN HER NE AD VE BAHANE İLE OLURSA OLSUN DOĞRUDAN DOĞRUYA VEYA DOLAYISI İLE HİÇBİR HEDİYE, HİBE, SÖZ VE MEVKİ ÜMİDİ VERMEDİĞİME, ALMADIĞIMA, VERMEYECEĞİME VE ALMAYACAĞIMA NAMUSUM, ONURUM VE İNSANLIĞIM ÜZERİNE AND İÇER VE BU SÖZÜMLE BÜTÜN VARIMI VE HER SIFATIMI TERK ETMEYİ KABUL EDERİM.”
MADDE 10- Halk Temsilcileri Meclisi (Senato)
Tarihte çeşitli senatolar görülür: Fransa’da 19. yy.ın ikinci yarısında olduğu gibi, gelenekçi zümrelerin demokrasiyi dizginleme aracı olarak “görev” yapmış olanları vardır. Ayrıca, İsviçre, ABD ve SSCB senatolarında olduğu gibi çeşitli milletlerin merkezi devlette temsil edilmelerine de yarayabilirler.
Türkiye’de hanedan, aristokrasi, hilafet ve federe milletler olmadığına göre, senatoya TARİHİ bir gereksinim yoktur. Ancak;
a) EKONOMİK ve SOSYAL ADALETin geri dönüşsüz olarak yaratılması, korunması ve geliştirilmesi için…
b) Tek meclise egemen olabilecek, azınlığa ya da “çoğunluk”a dayalı DİKTATÖRLÜK eğilimlerinin ortadan kaldırılması için; kısmen İngiltere Parlamentosu’nda ve daha çok İrlanda Anayasası’nda bulunan senato tipinde ikinci bir Halk Meclisi; halkımızın gerçek çıkarları ile bağdaştırılabilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: YÜRÜTME GÜCÜ
MADDE 1- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti UCUZ ve HOŞGÖRÜLÜ devlet ve idare ilkesine dayanır. Savunma bütçesi, harp tehlikesi yaklaşmadıkça, genel bütçenin %10’unu geçemez. Milli gelirin bütçeler toplamına ve tek tek bakanlık bütçelerine oranları, tüm bütçeler toplamının tek tek bakanlık bütçelerine oranları; gelişmiş ülkelerin en alt ve en üst sınırlarının altında ya da üstünde olamaz.
a) Harp tehlikesi: TBMM’nin dörtte üç çoğunluğu ile kabul edilir.
b) Halk örgütlerinde ve kamuda görevli olanlar, kâr için değil özveri ile ve onur için çalışırlar. Onur, toplumsal çıkar içinse gerçektir.
MADDE 2- Özerk ve demokratik KİT’ler; TBMM’nin denetimi altında, referandum esaslarına göre, kendi sendikaları ve kooperatifleri tarafından yapılacak özel plan ve bütçelerle işlerler.
MADDE 3- Yönetim: Yerel idarelerde vali, kaymakam ve muhtarlıklar kalkar. Onların yerine, batıdaki demokratik örneklerine göre, KAMU esaslarına uygun, ulusal ve demokratik-merkeziyetçilik ilkesine sıkı sıkıya bağlı İL, İLÇE, BELDE, MAHALLE HALK MECLİSLERİ, KÖY HEYETLERİ kurulur. Kamular; özel kanunlarına göre, yüzde 50 katılımlı ve nispi temsil yolu ile yürütme meclislerini, Halk Mahkemeleri’ni, sorgu hakimlerini seçerler. Belediyelerini, çağdaş kurumlarını, her türlü yerel yönetim, maliye, güvenlik (polis vs. gibi) işlerini, yasalar ve tüzüklere göre ve birer üst heyetle, merkezi yasama, yürütme ve yargı güçlerinin denetimi altında, KENDİ KENDİNİ YÖNETİM ilkesine uyarak başarırlar. Denetim ve onay şartı ile yerel çıkarları ilgilendiren bütün sorunlar, bütçe ve hesaplar ve bunlara dair yayım ve ilanlar, yerel heyetlerin yetkisi içine girer. Medeni hal tanzimi ve sicil işleri yerel otoritelere düşer.
MADDE 4- Memurlar:
a) Grev ve toplusözleşme haklarına sahip memur sendikaları; memurun çalışma ve yaşama şartlarını düzenler, çıkarlarını korur ve mesleki gelişimlerini sağlar. Memurun maaş baremi; rütbe ve mevkisinden çok, tecrübesi, bilgisi ve dürüstlüğüne göre ayarlanır.
b) Her memur, anayasa üzerine yemin eder. Memurlar, otoritenin sahibi değil, geçici uygulayıcılarıdır. Bu Anayasa ile memur ve müstahdemler yasası tamamen geçersiz olduğundan, memurların sosyal sorumluluklarını her an canlı tutacak halkçı bir anlayışla yeni bir uyum yasası hazırlanır. Bu yasa hazırlanırken öncelikle şu ilkeler temel alınır: Müruru zaman müddeti, sorumlunun suçu işlediği memuriyetin sona ermesi ile başlar ve hiçbir makam, kendisine açık olarak verilenden ileri bir yetkiye sahip olamaz.
c) Yürütme gücü ve idare bir davada taraf ise, dava normal mahkemelerde görülür. Yürütme ve idareye karşı açılacak “yetkisini kötüye kullanma” davası halinde, cumhuriyet savcılığı kanalı dışında yasal işlem yapılır.
d) Yasama heyetleri; devletin yürütme otoritesine halk tarafından seçilecek kadrolara seçim yapılıncaya kadar, geçici atama yapmaya yetkilidir.
MADDE 5- Cumhurbaşkanı: TBMM’nin kendi içinden beşte dört çoğunlukla, 5 yıl için seçilir. İki turda sonuç alınamazsa en çok oy alan 2 aday balotaja kalır. Eşit oy halinde kura çekilir. Üst üste bir defadan fazla cumhurbaşkanlığı için geniş referandum gerekir.
a) Cumhurbaşkanı, idari ve adli otoritelere gözetmenlik eder. TBMM’nin atadığı askeri komutanları ve memurları onaylar. İçerde, dışarda devleti temsil eder. Af için TBMM’ni harekete geçirir. Antidemokratik yasa ve kararları Yüksek Mahkemeye gönderir. Ödeneği, milletvekilinkinden farksızdır. Harcamaları Senato’dan geçer.
b) Cumhurbaşkanı’nın yemini : “Bağımsız bir demokratik cumhuriyeti temsil ettiğimi bir an bile unutmadan, her ne pahasına olursa olsun, kişisel ve zümresel diktatörlüğü önleyeceğime, antidemokratik hiçbir hareket, tüzük, yönetmelik ve yasayı onaylamayacağıma, siyasi partilere eşit davranacağıma” şeklinde olur.
MADDE 6- Bakanlar:
a) TBMM Başkanlık Divanı tarafından, bakan sayısının 2 katı aday gösterilir. Her iki meclis bu adaylar arasından bakanları seçer.
b) Bakanlar, TBMM önünde teker teker sorumludurlar. Seçilen bakanlar, aralarından başbakanı seçerler. Başbakan ve bakanların seçimi her yıl yinelenir.
c) Bakanlık teşkilatları kanunla belirtilir. Bakanlık, yetki ve sorumluluk açısından en üst makam olmakla beraber, bakanların kişisel durumları, sendikalı memurunkinden farklı değildir. Maaşları TBMM üyelerinin maaşını geçemez. Harcırahları en yüksek memur harcırahı üzerinden hesaplanır. Dört saatten uzak mesafelerde, geceleme olanağı sağlanır. Emeklilikleri, normal memur hizmetinden farklı ve imtiyazlı olamaz.
MADDE 7- Devlet Denetleme Kurulu: TBMM’nde temsilcisi bulunan partilerden birer üye ve bunların toplamının 1,5 katı sayıda Yüksek Mahkeme temsilcisinden oluşur. TBMM üyelerinin, Başbakan ve Bakanlar’ın, yüksek devlet organlarının, kamu ve özel sektör kuruluşlarının faaliyetlerini denetler, hükümete, kamuoyuna ve ilgili kurumlara görüş bildirir.
MADDE 8- Devlet Konseyi: MGK yerine bu kurum oluşturulmuştur. Genel idare, iç ve dış politika, güvenlik ve dünya-bölge gelişmelerini ele alır. Hükümete ve kamuoyuna raporlar sunar. Hükümetin tutanak, rapor ve icraatlarına, sözleşme ve anlaşmalarına görüş bildirir. Devlet Denetleme Kurulu’nun kendi içinden seçtiği (2’si parlamenter, 3’ü Yüksek Mahkeme üyesi) 5 temsilci ve önceki MGK’nın üyelerinden oluşur.
MADDE 9 – Tüzük, Yönetmelik ve Kararnameler: Yasalara ve Anayasanın ruhuna ve metnine aykırı olamazlar. Yorumları, TBMM’ne bırakılır.
MADDE 10- DİE, DPT, TSE gibi kuruluşlar, halk örgütleri temsilcilerinin katılımıyla yeniden örgütlendirilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: YARGILAMA GÜCÜ
MADDE 1- Yargılama Gücü; doğrudan doğruya halkın oyu ile seçilen YÜKSEK ULUSAL MAHKEME’ye ve yerel meclislerin önerisi ile yöre halkı tarafından seçilmiş HALK MAHKEMELERİ’ne verilir. Adaylar, BAROLAR ve HUKUK SENDİKALARI tarafından gösterilir.
a) Her ne gerekçeyle olursa olsun olağanüstü ve özel mahkemeler kurulamaz. Askeri mahkemeler, ordu mensubu olmayanları hiçbir sebeple yargılayamaz.
b) Halk Mahkemeleri, yasama ve yürütmenin anayasaya aykırı yasa ve kararlarını, ancak tek tek olaylarda ve hükümle uygulamaz.
MADDE 2- Sıkı Yönetim; anayasanın yalnızca Yurttaş Hak ve Özgürlükleri’nin 5. Maddesi’ni, Yargı Gücü’nün 8. Maddesi’nin b Fıkrası’nı ve Yürütme Gücü’nün Yerel Güvenlik Yetkisi’ni kısıtlayabilir. Kısıtlamayı gerektiren durum kalktığında, kısıtlama da hükümsüz kalır ve her yurttaş onun geri alınmasını isteyebilir.
MADDE 3- Yüksek Ulusal Mahkeme; 30 yaşını bitirmiş 50’si avukat, 50’si yargıç 100 üye, 200 aday arasından seçilir. Yüksek Ulusal Mahkeme Genel Kurulu, kendi içinde kuracağı 21 üyeli Merkez Hukuk Konseyi ile ve Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi birim yüksek mahkemelerle; bütün hakimleri ve adli idareleri, ilamları yerine getiren otoriteleri, mahkemelerin işleyişlerini, adli idare ve makamların ve jürilerin yasalara uymalarını gözetir, denetler. Anayasaya ve yasalara aykırı fiilleri, hükümleri, ilamları, karar, kararname ve yasaları iptal eder. Devletlerarası anlaşmalar ve hükümleri, dış ticaret, elçi ve konsoloslar, yurttaşlık hakları, vatana ihanet davaları ile ilgili değerlendirmelerini bildirir. Halkoylaması taleplerini karara bağlar.
a) Üç ayda bir toplanan Genel Kurul, Merkez Konseyi’nin ve birim yüksek mahkemelerin çalışma ve kararlarının evrensel hukuka, anayasaya ve yasalara uygun olup olmadığını denetler ve ibra eder.
b) Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi birim yüksek mahkemeler ve Askeri Yargıtay; 1961 Anayasası’na ve bu Kuvayı Milliye Anayasası’na uygun olarak reorganize edilir.
MADDE 4- Yargıçlar:
a) Yargı mensubu bütün yargıçlar, genel toplantı halinde bulunan seçmenler tarafından seçilir.
b) Yargıçlar, davranışları yasaya aykırı olmadıkça hiçbir kısıtlamaya tabi tutulamazlar ve yasayla belirtilen bir tazminat alırlar.
c) Bütün mahkemelerin yargıçları ancak halkoyuyla veya ilgili yüksek mahkemenin hükmüyle azledilebilir.
d) Yargıç, ancak rızasıyla yer değiştirip emekliye ayrılabilir.
MADDE 5- Savcılar: Yüksek Mahkemece aday gösterilen askeri ve sivil hukukçular arasından, TBMM tarafından seçilirler. Adalet Bakanı ile aynı kıdem ve rütbeye sahiptirler.
MADDE 6- Jüri: Siyasi, basın-yayın ve mülkiyet davalarının kararlarına, yargı mensubu olmayan kişiler de katkıda bulunabilir. Bir yıldan fazla cezalı suçlarda, yargıç, kamu düzeni ve yayın suçlarının her şeklinde, temel insan ve yurttaşlık haklarının zedelenmesi ile ilgili davalarda, ulusal ve uluslararası anlaşmaların ihlali hakkında özel kişilerin iddialarına dayanan davalarda, ağır ceza davalarında mahkemeler jüri heyeti ile işbirliği yaparlar. Konusu, 1997 Mayıs rakamlarıyla 10 Cumhuriyet altınını; yaklaşık 100 milyon lirayı aşan davalarda jüri ile yargılanma hakkı saklıdır. İsyan, ayaklanma, provokasyon, devlet güçlerine karşı suç ve cinayetlere jüri ile bakılır. Vatana ihanet, haysiyet kırıcı suçlar ve idamla yargılama için Büyük Jüri’nin ihbar ve takip kararı gerekir.
Jüri lehte karar verirse, adi hukuk (commun low) ilkelerine uyularak dava tekrar incelenebilir. Jüriler çabuk ve açık olup şahitleri karşılaştırır ve savunma avukatını dinler. Bindirilmiş Mahkemeler hep jürili olurlar.
MADDE 7- Barolar ve Hukuk Sendikaları: Hukukçuların mesleki çıkar örgütleri olan bu kuruluşlar; sicil, iç eğitim, iç eleştiri ve mevzuat eleştirisi gibi işlerde, hukuksal düzenin ve hakkaniyetin sağlanmasında çok önemli görevler üstlenirler. Bu kuruluşlar; bir taraftan üyelerinin maddi-manevi haklarını savunup gelişimlerini sağlarlarken, diğer taraftan her derecede her türlü adli seçimlerin aday listelerini hazırlamada yasayla belirlenen yetkilerini kullanarak görevlerini yerine getirirler.
MADDE 8- Yargılamalar: Siyaset ve basın davaları mutlak surette açık oturumlarda görülür. 2 yıla kadar hapis davalarında 3 aydan, 2 yılı geçenlerde 6 aydan uzun tahkikat süremez. Yargılama süresi üç celseden fazla uzatılamaz. Hukuk veya ceza kararları, alındığından en çok 7 takvim günü sonra ilgililere yazı ile bildirilir. Aşırı kefalet, aşırı para cezası, alışılmadık cezalar yükletilemez. Herkes kendisi veya güvendiği bir kimse ile; yoksulsa, sendikanın hazırladığı listeden avukat seçerek, seçmezse yargıç tarafından avukat verilerek savunmasını yapar.
MADDE 9- Takip ve Ceza:
a) Rüşvet, dolandırıcılık ve zimmetle ilgisi olmayan borç için hapis cezası verilemez. Irza geçme, cinsel tecavüz, terör ve vatana ihanet kapsamına girmeyen ve harp dışı siyasi suçlarda idam cezası olmaz.
b) Araştırma, sorgulama, gözaltına alma ve tutuklama, mahkemenin hükmü veya gerekçeli müzekkeresi olmaksızın yapılamaz. Suçun bütün unsurlarıyla ve ayrıntılarıyla açık-seçik belirtilmesi, yeri, zamanı, oluşma durumu ve ilk tahkikat sonuçları suçluluk olasılığını belirtir nitelikte olmadığı halde araştırma, gözaltı ve tutuklama kararı alan ve yürütenler yasal yetkilerini aşmış olurlar. Sorumlular hakkında etkin ve hızlı yasal yaptırım uygulanır. Beraat edenlere, gözaltı ve tutukluluk günleri için, sanığın geçindirmekle yükümlü olduğu kişiler de dikkate alınarak belirlenecek bir gündelik ücret ve ayrıca makul bir tazminat ödenir.
c) Hiç kimse tecrit edilemez ve hücre cezasıyla cezalandırılamaz. Cinayet davalarında hiç kimse kendi aleyhine şahitlik yapmaya zorlanamaz.
d) Ceza ve tutukevleri, eğitici müdürü, kendi kendini yönetim ilkesi, gönüllü çalışma ve kültür-sanat faaliyetleri ile bir çeşit halk eğitim ve rehabilitasyon merkezleridir. Karakolda ve hapishanede işkence, eziyet etmek ve para almak suçtur. Tutuklu ve mahkumlar, kendilerinin ve hapishanenin güvenliği için gerekli olmayan tedbirler bahane edilerek olağandışı şartlarda yaşamaya zorlanamaz.
e) Suçlu işçi ise; para cezası, bir haftalık ücret tutarını aşamaz.
MADDE 10-
a) Her türlü gerici, mandacı, özelleştirmeci ve irticai “mihrak”lara girmek ya da alet olmak, Cumhuriyetin devrim yasalarını gizli açık yollarla yok etmeye kalkmak, ulusal devleti yıkıp yerine, federasyon ya da başka biçimlerde bölünmüş yerel-bölgesel devletçikler kurmaya kalkmak ve bu amaçla kurulu gizli-açık örgütlere yardım ve yataklık yapmak ağır cezayı gerektiren ve Yüksek Mahkeme’nin vereceği hükme göre “Vatana İhanet” suçuyla yargılanma yolunun da açılabildiği cürümlerdendir.
b) Anayasa’nın 6. Bölüm 1. Maddesi’nin (b) ve (c) fıkralarında bahsi geçen sınıf, zümre ve tabakalara mensup kişi ve gruplar, anayasanın kabulünden sonra da bu sınıf ve zümre çıkarlarını ulusal çıkarlarımızın üzerinde tutmaya kalkarlarsa, gene Yüksek Mahkeme’nin vereceği hükme göre, “Vatana İhanet” suçuyla da yargılanabilirler.
MADDE 11- Vatana İhanet Suçu: Devlet aleyhine harbe teşvikten, düşmanlara yardım edip destek olarak düşmanla işbirliği yapmaktan, halkımızın ve ülkemizin yaşamsal ekonomik, politik ve askeri çıkarları ve bağımsızlığı aleyhine yabancı devlet ve resmi-özel, legal-illegal kuruluşlarla, yerli-yabancı kişi, kuruluş, şirket ve örgütlerle işbirliğinden ibarettir. Delillerle birlikte suçüstü yakalanması, iki tanığın bariz olaylar üzerine tanıklık etmesi veya suçlunun mahkeme celsesinde itirafı dışında, hiç kimse vatana ihanet suçu ile itham edilemez.
MADDE 12- Suçlu İadesi: Siyasi suçlular ve özgürlüğü elinden alınmış durumda iken suç işleyenler geri verilemez. Siyaset ve basın-yayın suçlarında sabıka damgası olamaz.
BEŞİNCİ BÖLÜM: TÜM YURTTAŞLARIN KAYITSIZ ŞARTSIZ GÖREV, HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ
MADDE 1- Fiilen siyasetle uğraşmak, istisnasız tüm yurttaşların baş görevi ve en önemli temel hakkıdır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli nitelik; siyasi olmakla başlar. Genci, yaşlısı, kadını, erkeği, askeri, memuru, işçisi, köylüsü, esnafı, ulusal sanayicisi ve aydınıyla tüm halkımız, mesleklerini terk etmek zorunda kalmadan siyasetle uğraşabilir. Böylece, ulusal gücümüz ve örgütlü halkımızın kollektif aksiyonu özgürleşir.
MADDE 2- Örgütlenmek, her yurttaşın birinci görevi ve temel hakkıdır. Örgütsüz halk, insan haklarından kolayca mahrum edilen köleler yığınıdır. Seçim ve askerlik görevi gibi örgütlenme görevi de; özgürlük yolunda her yurttaşın birinci vatan borcudur.
MADDE 3- Hem ulusal hem de evrensel anlamda doğruluk ve dürüstlük; doğal, kişisel ve sosyal bir insanlık görevi ve hakkıdır. Yalan; başka bir ceza gerekmediği zaman da suçtur.
MADDE 4- İşsiz kalmamak; çalışmak, her yurttaşın hak ve özgürlüğüdür. İşsizin sesi olup işsizlere yardım etmek ve iş bulmak; zincirleme bütün devlet mekanizmasının, özellikle merkezi-yerel yürütme organlarının birinci görevidir. İş verilemeyene işsizlik tazminatı ödenir. İş güvencesi, temel ve vazgeçilemez insan hakkıdır. Herkes, dilediği ve becerebildiği meslek, sanat ve işte çalışabilme hakkına ve özgürlüğüne sahiptir.
MADDE 5- Dinlenmek, her yurttaşın hak ve özgürlüğüdür. Yılda en az bir ay ücretli izin her çalışanın hakkıdır. Haftada 35 saat (5 işgünü) çalışana 2 gün ücretli dinlenme zamanı bırakılır. Her işgünü, ortalama olarak şöyle yaşanır: 1 saat öğle paydosu hariç 7 saat çalışma, 8 saat uyku, 6 saat dinlenme, eğlenme, eğitim ve kültürel faaliyet, 2 saat işe gidiş geliş ve hazırlık.
MADDE 6- Ucuzluk ve rahatlık, her yurttaşın hakkı ve özgürlüğüdür. Devlet, sendika ve kooperatiflerle birlikte belirleyeceği geçim endeksini; barınma, beslenme, eğitim, öğrenim, kültür, idare masrafları bakımından baremlenmiş AZAMİ ÜCRET ve FİYATLAR’ı örnek alarak her üç ayda bir kamuoyuna duyurur. Vurgunculuğa, soygunculuğa, spekülatif, rantiye ve kayıt dışı finansal ve ekonomik faaliyetlere, banka, borsa, finans ve banker oyunlarıyla halkın dolandırılmasına, her türlü mafya ve çetelere, eroin ve silah kaçakçılığına karşı kesin, etkin, köklü ve sürekli mücadele, devletin en baş varlık nedenidir.
MADDE 7- Meşru mülkiyet, her yurttaşın hakkı ve özgürlüğüdür. Yazarların, kültür ve sanatla uğraşanların ve bilim adamlarının eser ve icatlarının mülkiyet ve telif hakları, ilgili sendikalar ve örgütlerle devlet organlarının eşgüdümlü çalışmasıyla ve yasal olarak güvence altına alınır.
MADDE 8- Düşüncesini açıklama, söz söyleme ve örgütlenme; tek başına ya da grup halinde “direnme hakkı” her yurttaşın temel hakkı ve özgürlüğüdür. Bir fikrin açıklanması, hiçbir adli ve idari takibata yol açamaz. Yurttaşlar, hiçbir engellemeye uğramadan ve izne bağlı olmadan söz, yazı ve resim basarak yayma hakkından yararlanırlar. Herkes, hükümet ve başka her konu üzerine, özgürce, dilediği eleştiri, öneri ve bildiride bulunabilir. Yeter ki; verili ahlaki üstyapının sınırlarını aşmasın, başkasının kişisel veya sosyal hak ve özgürlüklerini engellemesin ve yasaları, yasal olmayan yollarla değiştirmeye kalkıp yasalara itaatsizliği kışkırtmasın.
MADDE 9- Toplanma, gösteri yapma, demokratik direniş ve protesto; her yurttaşın temel hakkı ve özgürlüğüdür. Ekonomik, demokratik, sosyal, kültürel, politik ve insancıl amaçlarla yasal ve meşru toplanma ve gösteri yapma hak ve özgürlüğüne hiçbir engel çıkarılamaz. Böyle eylemler izne veya izni çağrıştıran herhangi bir kayda bağlanamaz. İstenilen karşılığı almak için zor ve tehdide başvurulmadıkça, makam nezdinde protesto toplantıları dağıtılamaz. Silahlı toplantı yasaktır.
MADDE 10- Anayasa, yasalar ve uluslararası kurallarla güvence altına alınmış; eşit yurttaşlık, ekonomik-sosyal adalet, hukukun üstünlüğü, örgütlenme ve diğer insan hakları gibi temel evrensel hakları fabrikada, tarlada, bürokraside, yargıda, poliste, doğuda – batıda, evde ve sokakta yaşama geçirmek demokratik devletin ve örgütlü toplumun öncelikli görevleridir.
MADDE 11- Beden ve ruhça sağlıklı olmak her yurttaşın temel hakkı ve özgürlüğüdür. Sadece sarhoş edici içki veren yer (meyhane-birahane) açmak ve kumar oynatmak ve bu amaçla gazino açmak yasaktır.
MADDE 12- Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm yurttaşlar, her düzeydeki eğitim ve öğrenimi, “Tevhid-i Tedrisat”a göre bir, bütün ve eşit standartlarda, ekonomik ve sosyal adalet ilkelerine uygun olarak alma hak ve özgürlüğüne sahiptirler. Her türlü eğitim ve öğrenim; eğitim kooperatiflerine ya da kamuya ait dersane, okul, yüksek okul ve üniversitelerde yapılabilir. Bunların dışında, özel sektöre ve vakıflara ait her türlü eğitim-öğrenim kurumları ve dersaneler, yasayla belirtilen biçimde ve makul bir süre içinde kamu kuruluşu ya da eğitim kooperatifi olarak reorganize edilir. YÖK gibi kuruluşlar iletişim ve koordinasyon için reorganize edilir.
ALTINCI BÖLÜM: EKONOMİK VE SOSYAL ADALET
MADDE 1- Ülkemizin en ileri dünya ülkeleriyle aynı seviyeye gelebilmesi ve hızla gelişebilmesi, 5 yıllık planlarla sağlanabilir. Hiçbir hükümet bu planları askıya alıp Türkiye Cumhuriyeti’ni yolundan saptıramaz.
Demokratik devletin ve örgütlü toplumun temel görevleri:
a) Cumhuriyeti koruyup ileriye doğru geliştirmek,
b) Bölgelerarası dengesiz kalkınmanın ve gelir dağılımı uçurumunun baş sorumlusu olan ve geçmiş toplumdan kalan, rant, irat ve faizcilikle halkı haraca bağlayan ağa, şeyh veya tefeci-aracı-rantiye sınıf ve tabakaların ve onların gizli-açık kurduğu örgüt, şirket, vakıf ve partilerin köklerini kazımak,
c) Ulusal sanayimizin ve bağımsızlığımızın en büyük düşmanı, IMF’si, Dünya Bankası, uluslararası holding ve şirketleriyle bizi yutmak isteyen emperyalist kapitalizm ve onların ülkemizdeki ortak ve uzantılarını, sanayicilik yerine devlet destekli müteahhitlik, özelleştirme, borsa, banka ve emlak oyunlarıyla şirketlerinin kârlarını ulusal çıkarlarımızın üzerinde tutan, millet dışına düşmüş sınıf ve zümreleri yasal yollarla tasfiye etmektir.
MADDE 2- Beş yıllık kalkınma planlarıyla;
d) Özel sektörün her yıl üzerine alacağı işler ve yatırımlar, taahhüt garantisi ile kendisine bırakılır. Devlet, sanayici odalarıyla birlikte, her türlü bürokratik engeli, tekelci baskıları ve haksız rekabeti kaldırmak için çalışır. Girişken, serbest rekabetten yana ve yeni teknolojileri uygulayan kişi ve kuruluşlar teşvik edilir.
e) Kamu ya da özel sektörde, en son sistem ağır sanayi, makina, kimya, atom, elektronik sanayi ve bilgi-işlem-iletişim teknolojisi bütün üretim kollarının başına geçirilir. Bankalar, teşvikler ve kredilendirme, bu plana göre yeniden düzenlenir.
f) Kamu ya da özel sektörün, sermayelerinin %20’sini araştırma ve geliştirmeye ayırması zorunluluğu, titizlikle denetlenir.
g) Ulusal ekonomik kalkınma planında özel çıkara gizli-açık imtiyaz tanınamaz.
h) “Trafik Canavarı” denen şey; dışa bağımlı ve çarpık ekonominin montaj ve otomotiv bezirganlığı ve kâr canavarlığının bir sonucudur. Yerli-yabancı ortaklı holdinglere otoyol-otoban hediye etmek yerine, ülkemiz, toplu taşım ve demiryolları ağıyla donatılır.
MADDE 3- İç ticarette, TÜKETİM KOOPERATİFLERİne başrol verilir. Dünya ölçüsünde serbest pazarlık yolu ile ithalat yapılır. Döviz ve vergi kaçakçılığının önlenemediği iç ve dış ticaret kolları kooperatifleştirilir ya da kamulaştırılır.
MADDE 4- Yabancı sermaye: Ulusal çıkarlarımıza ve ekonomi planımıza uyan en modern teknik, usül, ücret, fiyat ve süre şartlarını getirir. Kendi ülkesindeki iş, çalışma ve ürün standartlarını Türkiye’de de uygular. Ülkesindeki ortalama kârın üzerine çıkamaz. Yaptığı tesisi en fazla 10 yıl işletip işletmeyi kamu sektörümüze devreder. Bu süre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ilgili sendika ve kooperatif temsilcileriyle yabancı sermaye temsilcileri arasında, tesisin maliyetine ve stratejik önemine göre hazırlanmış bir protokolle belirlenir.
MADDE 5- KİT’ler: Orada çalışan işçi, memur, üretici ve uzmanların temsilcileri, ilgili kamu kuruluşu temsilcileri ve yörenin seçilmiş otoriteleri tarafından, eşgüdümlü ve akılcı bir yönetimle özerk ve demokratik bir yapıyla yönetilirler. Hesapları, TBMM’nden geçer ve kamuoyuna yayınlanır.
MADDE 6- Devlet maliyesinde gizli-açık enflasyon kabul edilemez, bütçe açığı verilemez. Dolaylı vergiler, dolaysızlara oranla her yıl azaltılır. Yalnız gerçek gelirden alınan tek vergi esasına doğru gidilir. Geçim endeksinin %20 fazlasına kadar olan gelirler vergi dışıdır. Bunun üzerindeki gelirler, ilerleyici vergiye tabidir.
MADDE 7- Üretimi engelleyen her türlü kırtasiyeci ve bürokratik işlem kaldırılır. Gümrük vergisi; makina yapan tarımsal ve yaşamsal sanayi makinaları, elektronik aletler ve onların yedek parçalarının ithalinde enaz; ülkemizde üretilen ve üretilebilecek her türlü makina, alet ve ürünün, süs ve lüks eşyanın ithalinde en yüksek derecede uygulanır.
MADDE 8- İşçi:
a) İş Müfettişleri; sendika ve birliklerin işçi temsilcileri tarafından gösterilen iki misli aday arasından, Halk Mahkemeleri tarafından seçilir. Yetki ve sorumlulukları yargıç derecesindedir. İş ve çalışma yaşamının etkili ve sürekli denetiminden sorumludurlar.
b) Başkasının yanında çalışan her yurttaş, iş kanununa girer. Günlük iş süresi: Yetişkinlerde; gündüz 7, gece işi ile ağır işlerde 6 saat ve 15-18 yaş arasında 4 saattir. Fazla mesai; gönüllü olmak şartıyla, günde 3 saatten fazla ve ayda 3 günden fazla olamaz ve iki misli ücrete tabidir. Part-Time, kısmi zamanlı çalışma ve geçici işçilik gibi çalışma hayatını ilgilendiren sorunlar; işçi sendikaları, işveren ve ilgili cumhuriyet kurumlarının temsilcilerinin katılımıyla, mutlaka Anayasa’nın ruhuna ve metnine uygun olarak düzenlenir.
c) Eşit işe eşit ücret verilir. En az ücret; kadın ya da erkek işçinin, bakmakla yükümlü olduğu insanlarla birlikte normal gereksinimleri, eğitimi, kültürel ve sanatsal gereksinimleri, makul eğlenmesi ve dinlenmesi göz önüne alınarak tesbit edilir.
d) Ücretleri, geçim endeksinin %20 fazlasını aşan işçiler, gelir vergilerini, ortağı oldukları tüketim kooperatiflerine öderler.
e) Anneye, doğum öncesi ve sonrası üçer ay, daha sonraki üç ay için emzirme amacıyla her gün üç kez birer saat ücretli izin verilir. Babaya da doğum öncesi ve sonrası birer ay ücretli izin verilir.
f) İşten çıkartılana, ihbar ve kıdem hakkı saklı kalmak üzere en az 3 aylık ücret verilir.
g) Çocuklara; yarım gün normal ücretle sanat okulu öğretimi, çocuk bahçesi ve kreş ulusal ölçekte planlanarak gerçekleştirilir.
h) Genelevler dışında para karşılığı cinsel ilişki yasaktır. Genelevler, birer kamu kuruluşudur. Genelev çalışanları da kamu çalışanlarıdır. Toplumumuzun doğal, psikolojik, sosyal ve ekonomik gelişimi ile yakın bir gelecekte, hem talep edenler hem de arz edenler açısından bir gereksinim olmaktan kendiliğinden çıkacak olan bu kurum, çok yönlü bir rehabilitasyon merkezi görevini üstlenir. Hem çalışanların hem de hizmet alanların cinsel, psikolojik, sosyal, kültürel, sanatsal ve estetik açılardan eğitimleri sağlanır. Genelevler; sendikalarında örgütlü ve sigortalı olan genelev çalışanları, yerel yönetim ve ilgili cumhuriyet kurumlarının temsilcileri tarafından özerk ve demokratik bir yapıda yönetilirler. Her türlü genelev patronluğu, pezevenklik ve benzeri “meslek”ler yasaktır.
MADDE 9- İşçi Kuruluşları:
a) İşçi sendikaları, işsiz örgütleri yalnız yargılama gücünün denetimi altındadır ve her türlü idari ve siyasi engelden uzak bulunurlar.
b) İşçi temsilcileri ve iş müfettişleri birlikleri; sendikasız ve sigortasız işçilerin ve ulusal ekonomi planımızın çıkarlarını gözetir. Büyük işçiler kongresi ile her yıl iş hayatını ve iş mevzuatını incelerler.
c) Harp zamanı, kamu kuruluşlarını tahrip etmemek şartıyla grev ve mitingler serbesttir. İşçi kuruluşları; iş ve çalışma yasalarının tamamını, toplu iş sözleşmelerini, işçilerin, sanatçıların, gündelikçilerin ve hizmetçilerin işgücünü ve diğer sözleşmelerini düzenler. Toplu iş sözleşmesi, işçiyi bir yıldan fazla bağlayamaz ve işçinin politik ve medeni haklarını kısıtlayamaz. İşçi, sözleşmeyi yerine getirmezse, kendisine karşı cebir ve zor kullanılamaz. Lokavt yasaktır. “Hak Grevi” her çalışanın temel hakkıdır. Sözleşmelere; bir haftadan geç ödeme, belli bir mağazadan alışveriş, para cezası kesilmesi, tazminat hakkından feragat gibi maddeler girse de hükümsüzdür.
d) Haksızlık, işçinin kendisine ya da akrabasına kötü muamele şeklinde de olsa ve alt memurlar tarafından bile yapılsa, sorumlu işverendir.
e) YHK ve benzeri antidemokratik kurumlar kaldırılmıştır.
MADDE 10- Milli Gelir Paylaşımında, sermaye ile işgücü arasındaki dengesizlik ortadan kaldırılır. Özel sermayenin milli gelirden aldığı net payın işgücünün milli gelirden aldığı net paya oranı, ilk altı ayda %100’ün, bir yıl içinde de %25’in altına düşürülür.
a) Tarım, sanayi, ticaret ve madencilikten başlayarak her çeşit işte, işverenler; işçilere, rahat, sağlıklı konutlar ve revirler tedarik ederler. İş sırasında olan kazalara ve hastalıklara tazminat ödenir. İşçi, aracı şirketten tutulmuş da olsa, tazminat işverene aittir.
b) Yıllık ev kiraları, mülkün tapu değerinin yüzde birini geçemez. 100’den fazla işçiye okul, 500’den fazla işçiye 5 bin metrekareden yukarı bir pazar yeri, belediye binası ve eğlence merkezleri açmak zorunludur.
c) Kamu kuruluşlarının desteği, gözetimi ve denetiminde, halk örgütlerinin inisiyatif ve güdümünde Gecekondu Enstitüleri yaşama geçirilir. Bu kurumlar, köyden kente geçiş sürecinde her türlü entegrasyonu sağlamak için araştırma, inceleme ve uygulama programları geliştirir.
d) Sendikalarda, üretim, tüketim ve konut kooperatiflerinde ve diğer toplumsal-kamusal örgütlerde yolsuzluk; adam öldürme cezası ile cezalandırılır.
e) İşçi ve köylü örgütleri, sakatlık, zorunlu iş bırakma, kaza vs. durumlarına karşı kurulacak halk yardım sandıkları; kamuya yararlı kurumlardan sayılır.
MADDE 11- Büyük Ulusal Ekonomi Planı ile, küçük sanayici, esnaf ve zanaatkarlar sektörü tam bir uyumla, yararlı işbirliği ve eşgüdümle örgütlüdür. Köylü ve kentli tüm küçük üreticiler ikna, yarar sağlama ve verimlilik yolu ile ÜRETİM KOOPERATİFLERİnde örgütlenirler. Böylece küçük üreticiler, krediye, modern usullere ve tekniğe kavuşturularak toplu çalışmanın doğal veriminden yararlandırılır. Küçük üretici ve esnaf kuruluşları, loncalıktan kurtarılarak modern sendika ve kooperatif şekil ve ruhuna kavuşturulur. OYAK, MEYAK gibi kuruluşlar kooperatifleştirilir.
MADDE 12- Köy: Yanaşma, götürücü, aylıkçı, yarıcı, maraba gibi tarımcılarla tarım işçileri ve topraksız köylülerin durum ve çıkarları doğrultusunda örgütlendikleri sendika ve kooperatifler, küçük ekincilerin ziraat kooperatifleri; her türlü devlet (istasyon-personel-ucuz kredi-prim) yardımı ile desteklenip geliştirilirler. Bölge birlikleri ve merkez birlikleri kurarlar. Tarımımız, verimsiz üretim yerine, Danimarka usulleri ile planlı ve çeşitli üretime yöneltilir. Tarım Kentler projelendirilir.
a) Tarım ürünleri ile sanayi ürünleri arasındaki fiyat vb. uyumsuzluklar kaldırılır.
b) Kombinalar ve zirai donatım, halk örgütleriyle geliştirilir. Örnek getirme yoluyla, ekinciye ileri ve bilimsel teknikler öğretilir.
MADDE 13- Toprak:
a) Gasp edilmiş miri, mevat, vakıf, metruke topraklarla, devlet toprakları 6 ayda, örgütlü çalışanlara bedava dağıtılır. İşletilmeyen özel topraklar 1 yılda, 1938, 1946, 1960 ve 1980 kadastro fiyatları ile ve 50 yıl vadeli devlet kefaleti altında, faizsiz, (50 dönümden fazlasında 10 yıl vadeli yıllık %5 faizle); hiç topraksıza 50 dönüm, az topraklıya 25 dönümden az olmamak üzere, köylü sendika ve kooperatifleri ve bindirilmiş Halk Mahkemeleri tarafından plan gereğince doğrudan doğruya dağıtılır. “Devlet otoriteleri, büyük arazi mülkiyetinin bölünmesine, küçük arazi mülkiyetinin gelişmesine ve örgütlenmesine öncülük eder ve tarımı teşvik ve suyu ayarlama hakkına sahiptir.” (Meksika).
b) Kredi tefeciliği ve aracı-tüccarlık haram ve ağır suç sayılır. Köylü kuruluşları organizatörlüğü ile küçük ekincilere en uygun şartlarla kredi verilir. Şehir atıkları, belediyelerin girişimiyle ziraat gübresi haline getirilir.
MADDE 14- Örgüt: Köy heyetleri, kamu esasına göre kurulur.
a) Köye konuk olan jandarma ve memurlar ücretsiz ağırlanamaz.
b) Köylü, geçim endeksinin %20 fazlasının üstündeki kazançlarından doğan gelir vergisini, ortağı olduğu kooperatiflere öder.
c) Köylü üreticiler; bindirilmiş (seyyar) mahkemeler, sağlık ve kültür ekipleri, ülkenin tüm gençliği ve Türkiye Cumhuriyeti Ordusu’nun elbirliği ile kooperatif, sendika vs ile örgütlendirilir.
d) Tarım ve orman ekonomisi; bindirilmiş Halk Mahkemleri ve orman teknisyenleri yardımıyla, köylü örgütleri tarafından düzenlenir.
e) Her yurttaş, her yıl en az bir ağaç diker ve sular.
f) Topraksız köylere başka çalışma ve geçim yolları sağlanır.
g) Köylü-kentli örgütlerin ve belediyelerin eşgüdümüyle, köyden kente gelenlerin iş bulmaları sağlanır.
GEÇİCİ MADDE 2:
a) Ulusal, demokratik, laik bir sosyal hukuk cumhuriyetinden yana olan parlamenterler, demokratik kitle-meslek örgütleri, siyasi partiler ve cumhuriyet kurumlarının temsilcilerinden oluşan ve halk kesimlerinin sayısal, bilgisel ve sosyal etkinlikleri oranında temsil edildiği bir Kurucu Meclis oluşturulur.
b) Bu Anayasa ile kabul edilmiş olan tüm yeni organ, kurum ve kurallar ve onların kuruluş ve işleyişleriyle ilgili tüm uyum yasaları, Kurucu Meclis’in ilk toplantısından başlayarak en geç 1 yıl içinde yaşama geçirilir.
c) Kurucu Meclis’in ilk toplantısından itibaren 18 ay içinde seçime gidilir.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar