NETİZ TV
geleceğin net portalı

DÜNYA SENDİKALARINDAN KRİZE TEPKİLER

Yazar Dan La Botz
danlo_manset2-2008-10-31Dünya çapında işçi sendikaları finansal krize ve ekonomik durgunluğa ulusal deneyimlerini, politik ideolojilerini ve liderlik vasıflarını yansıtan sözlerle ve eylemlerle tepki verdiler…

Dünyadan işçi sendikaları federasyonlarının finansal krize tepkileri ve yeniden-düzenlemeden sosyalizme kadar önerileri… 


Sendikalar ve işçiler daha şimdiden finansal krizin ve büyümekte olan durgunluğun, fabrikaların ve işyerlerinin kapanmasına, haftada daha az çalışma saatlerine, ücret kesintilerine ve sağlık kazanımlarının kaybedilmesine neden olacağını ve emeklilik yatırımlarından milyarlarca doların yok olmasıyla sonuçlanacağını görmüşlerdir. Hükümet, iş çevreleri ve sendikalar üçlüsünden oluşan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 2009’da işsizliğin 190 milyondan 210 milyona çıkacağını yâni 20 milyon artacağını öngörmektedir. ILO Genel Müdürü Juan Somavia, “çalışan yoksullardan günde bir dolardan az alanların sayısının 40 milyon civarında ve günde 2 dolar alanların sayısının da 100 milyondan fazla artacağını” söylemiştir. Gelişmekte olan dünyadaki sendikaların hemen hepsi, aynı zamanda, gıda fiyatları artımı ve petrol fiyatlarındaki düşme krizi ile ve de çevre tahribatı ile yüz yüze gelmişlerdir. Başlıca işçi federasyonlarının bunlara tepkisi çok çeşitlilik göstermektedir.
Federasyonların çoğu işçilerin korku, hayal kırıklığı ve kızgınlığını dile getirirken, çözüm için öne sürdükleri siyasî programlar ve eylem çağrıları tamamen farklıdır. Anket yapılan tüm ülkelerde işçi hareketi genellikle ideolojik çizgilerde birbirine rakip federasyonlara bölünmüştür. Hiçbir ülkede tüm işçilerin sesi tek bir federasyon tarafından yükseltilmemektedir. Krizi yenmek için büyük bir mücadele başlatılması isteğinde bulunan birkaç sendika olsa da, hemen hiçbiri kapitalist sistemi sonlandırma gereksiniminden bahsetmemektedir. Gene de en muhafazakârları da dahil tüm federasyonlar, fiilen, krizin işçi sınıfı yaşamlarında yaptığı tahribatı ve tüm dünya hükümetlerinin çalışan insanlar için bir şeyler yapması gerektiğini dile getirmek ihtiyacı hissetmişlerdir.
Biz burada, ılımlı Amerikan, Kanada ve Avrupa konfederasyonlarından, daha radikal Lâtin Amerika ve Japon konfederasyonlarına kadar, konfederasyonların gösterdikleri tepkileri aktaracağız.
Uluslararası İşçi Sendikaları Konfederasyonu
155 ülke ve bölgeyi ve 168 milyon işçiyi temsil eden ve 311 ulusal bağlantısı olan Uluslararası İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ITUC), “küresel ekonomi yönetiminin”, işçilere hizmet edecek şekilde “yeniden düzenlenmesi” çağrısında bulundu. Bildiri şu şekilde:
Finansal krizin çözümü, uluslararası iş bulma olanaklarının yaratılması ve büyümenin teşvik edilmesi faaliyetleri ile beraber yürütülmelidir. Böylece yakındaki dünya durgunluk tehlikesi önlenmiş olur ve ekonomiler adil ve sürdürülebilir yollara oturtulmuş olur.
İflas eden kurumların işlerine hiçbir şey olmamış gibi devam etme seçeneğini yok etmek ve bugünkü gibi bir çöküşün tekrarlanmasının önüne geçmek için finansal pazarların yeniden düzenlenmesi, küresel ekonomi yönetiminin yeniden şekillendirilmesi olarak ortaya konan daha geniş gündemin bir bileşeni olmalıdır.
Gerçek ücretlerin düşmesine veya sabit kalmasına fakat sermayenin rekor kârlar götürmesine neden olan dengesizlikler düzeltilmelidir. Uluslararası ölçekte tanınan örgütlenme ve pazarlık hakları dünya çapında dayatılmalı böylece işçilerin kendi yaşamları ve gelecekleri konusunda kendilerinin gerçekten etkileri olabilmelidir. Doha Zirvesi’nin kördüğümü içine hapsolmuş sendika gündemi yalnızca düzgün çalışma, gelişme, haklar ve eşitlik zorunluluğu temeline oturduğunda ilerleyebilir.
Tüm dünyadaki ITUC/CSI ile bağlantılı çeşitli sendikalar –ve dünya sistemiyle entegre olmamış bazı sendikalar- kriz konusunda daha güçlü veya daha zayıf durumlar sergilediler.
Çin emeği
Çin Komünist Parti’sinin yönettiği ve Komünist Çin hükümeti ile yakın bağları bulunan Tüm Çin İşçi Sendikaları Federasyonu (ACFTU), 15. Ulusal Kongresini, tam da uluslararası finansal krizin ve dünyadaki ekonomik durgunluğun dalgalarının Asya kıyılarını vurmaya başladığı sıralarda, Ekim’in ortalarında topladı. ACFTU, federasyonun başkanlığına, üçüncü dönem için de yine Wang Zhaoguo’yu seçti. Kendisi aynı zamanda kanun yapıcı Ulusal Halk Kongresi’nin Daimî Encümenliği’nde başkan yardımcılığı görevi de yapmaktadır.
Wang, yaklaşık 200 milyon Çinli işçiyi yâni dünyanın en büyük işçi federasyonunu temsilen Kongre’ye bir rapor sundu. Bu raporda, Çin’in ekonomisinde reform yaptığı son otuz yıldır ACFUT’nin de reforma gittiğini, yenilendiğini ve çalışanların çıkarlarını korumayı sürdürdüğünü belirtti.
Wang, şimdiki ekonomik konulara doğrudan değinmezken, Çin’in özelliklerine sahip yeni arka plânda sosyalizmi inşa etmek üzere, ülkenin işçi sendikalarının, demokratik haklarının keyfini çıkarmalarını sağlamak üzere işçileri bir araya getirmek suretiyle kitle örgütleri olma yolunda sorumluluk almayı üstlendiklerini söyledi. Aynı zamanda ACFTU’nun kendisini sosyal uyumu teşvik etmeye adadığını da ekledi.
Bu arada ekonomik altüst oluş, Çin’in ihracat endüstrisinin, özellikle de oyuncak endüstrisinin merkezi olan Guangdong endüstri bölgesini de vurdu. Bölgenin oyuncak imâl eden şirketlerinin yarısının 2008 boyunca iflas ettikleri bildirildi. Wang Pekin’deki Kongre’de konuşurken, binlerce işçi Guangdong bölgesi Dongguan’daki kapanan oyuncak fabrikalarında protesto gösterilerindeydiler. Lüks saat satıcısı Peace Mark için üretim yapan Shenzhen’deki Xixian fabrikasında 600 kadar işçi, fabrikada iki günlük oturma eylemi yaparak verilmeyen ücretlerinin verilmesini talep ediyorlardı.
Japon Zenroren sendikası
Japon İşçi Sendikası Konfederasyonu, Rengo, “Başbakan Fukuda’dan, yaşam gereksinimlerinin fiyatlarındaki aşırı artışlardan etkilenen insanlar için alınacak acil önlemler kapsamında gelir vergilerini kesmesini, sosyal yardım ödemelerini arttırmasını ve ulusal petrol kaynaklarını küçük ve orta boy girişimcilere dağıtmak gibi destek tedbirlerini ele almasını istedi.” Rengo üyeleri ve yerel sendikalar da bu önlemlere destek vermek için yürüyüşler ve gösteriler düzenlediler.
Japonya’nın daha militan işçi sendikaları federasyonu, Ulusal İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Zenroren), 1990’larda yaşadığı mâli kriz deneyimi sonucu, bankaların verilen vergilerle kurtarılmasını kabul etme zorunluluğu fikrini onaylamıyor. Ulusal İşçi Sendikaları Konfederasyonu Zenroren’in Genel Sekreteri Yoshikazu Odagawa, sendikası adına bir bildiri yayımlayarak geçmişteki krizleri değerlendirdi ve şimdiki krize karşı sendikasının tepkisini açıkladı. Bu bildiriyi uzun uzadıya alıntılamaya değer:
Japon ekonomisi, sabun köpüğü ekonomisinin patlayıp yok olmasından sonra 1990’larda ‘kaybedilmiş on yıl’ deneyimini yaşadı. Bu dönemde Japon hükümeti bankalara vergilerden aldığı gelirleri muazzam miktarlarda defalarca şırınga etti ve bu finansal kurumlar arasındaki birleşmeleri ve bunların kazanç elde etmelerini tetikledi. Bankaları kurtarmanın diğer yolları faiz oranlarını düşük tutmak ve özellikle onlar için vergi indirimleri yaratmaktı. Sonuçta bazı mega-bankalar gelişti. Ancak biriken bütçe açığı dramatik olarak arttı ve hükümet de emeklilik ve sağlık sigortası sistemlerine saldırdı. Büyük boyutta küçülme ve hükümet saldırıları insanları ciddî hayal kırıklıkları, öfke ve yoksulluğa itti.
Vergilerden alınan paraların şırınga edildiği bankalar para elde etme ve bunları para oyunlarına yatırma çılgınlığına düştüler fakat aynı zamanda küçük işletmelere para ödünç vermede daha isteksiz hale geldiler. Şurası çok kesin ki 1990’ların finansal kurtarma operasyonlarının insanların yaşamlarını iyileştirmede hiçbir etkisi olmadı.
Japon bankaları ve sigorta şirketleri şimdiki finansal krizden zarar görüyorlar fakat deneyimlerimiz sonucu şunu söyleyebilirim ki bir vergi mükellefinin vergisiyle yapılan kurtarmanın halka ve küçük işletmelere hiçbir yararı yoktur.
ABD’de başlayan şimdiki finansal krizin Japon işçi sınıfı üzerinde doğrudan etkisi olmuştur. Petrol, gıda ve hammadde fiyatlarındaki fırlama, özellikle düşük ücretle çalışanlarda olmak üzere işçilerin yaşamlarında ve yaşam standartlarında yıkıcı etkilere yol açmıştır. Aynı şekilde çiftçiler ve balıkçılar üzerinde de ciddî etkileri olmuştur.
Japonya’da bununla ilgili diğer bir olay, gittikçe artan sayıdaki işyeri iflaslarından dolayı iş güvencelerinin yok olmasıdır. Aynı zamanda bankaların ödünç verme veya kredi kullandırmada isteksiz davranmalarından dolayı küçük ve orta-ölçekli işletmeler arasında da artan biçimde iflaslara tanık olduk. 2008’in ilk yarısında iflasların oranı %15 arttı. Japon otomobil imalâtçıları daha şimdiden 20,000 çalışanı işten çıkarmaya başladılar.
Zenroren, krize müdahale etmek için özel bir mücadele komitesi kurdu ve iş bulma güvencesi için kampanya başlatarak hükümetin vergi kesintileri ve finansal destekler gibi önlemlerle işçilere ve küçük işletmelere destek sağlamasını talep etti. Uluslararası işçi sendikaları dayanışması, haddini bilmez spekülatörleri kontrol altına almak ve işçilerin korunmasını güçlendirmek amacıyla kuvvetlendirilmelidir.
Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu
Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ETUC), Londra Bildirisi’ni yayımlayarak “Dünya finansal krizinin bir dönüm noktası olması gerektiğini ve finansal dünyanın işleyiş biçiminde tümden bir değişime neden olması gerektiğini” ilân etti. ETUC, halkın parası finansal kuruluşlara yatırıldığında, “bunlar üzerinde halkın etki ve denetiminin olmasını ve bu yolla bu kuruluşların davranışlarında esaslı bir değişim yapılması” gerektiğini yazdı. Avrupa sendikaları “hükümetin, fonların reel ekonomiye yatırılmasını sağlamak için davranmasını ve çevre ile uyumlu işler ve teknolojiler yaratmasını ve sürdürülebilir bir kalkınma yürütmesini” talep ettiler.
ETUC, aynı zamanda “krizden etkilenen işçilere, evlerinden atılma tehdidi altında yaşayan ev sahiplerine, ileri yaşlarda yoksulluk tehdidi altında olan emeklilere, yatırım sermayesine gereksinim duyan girişimcilere yardım sağlanması” gerektiğini söyledi. Sendikalar, “(Bir kurtarma operasyonundan) başlıca yararlananların, bütün bu sorunu yaratanlar olduğu gerçeğinin adil olmadığının” altını çizdi. Son olarak, ETUC, “kamu siyasetinin büyük gelir ve ücret eşitsizlikleri sorunlarına acilen tekrar yönlendirilmesi” çağrısında bulundu.
Fransız CGT ve İspanyol İşçi Sendikaları
Fransa’da işçi hareketi, Ekim’de, özellikle Postane olmak üzere devlet mülkiyetindeki malları korumak üzere faaliyete geçmişti bile.
Büyük ve önemli bir işçi sendikaları federasyonu olan Genel İşçi Konfederasyonu (CGT), son yirmi yıldır Avrupa’ya ve dünyaya dayatılmış olan Amerikan finansal modelini kuvvetle reddederek krize tepki gösterdi. CGT, işçilerin eğitim yoluyla geliştirilmesi üzerine odaklanacak, işçilere iş güvencesi ve yeni sosyal hizmetler sağlayacak ve araştırmalar için ve yeni ürünler üretmek için yatırım yapacak olan yeni bir ulusal kalkınma stratejisi çağrısı yaptı. CGT aynı zamanda, Fransa’da sendikal olarak örgütlenmiş olan banka çalışanlarının geleceği üzerine odaklanacak üçlü (hükümet-bankalar-sendikalar) konferanslar yapılması çağrısında da bulundu.
İspanya’nın başlıca iki işçi sendikası federasyonu, İşçiler Genel Sendikası (UGT) ve İşçi Komisyonları (CCOO) liderleri, krizi “vahim” ve “ciddî” bulduklarını söylediler fakat aynı zamanda İspanya cumhurbaşkanı ve Sosyalist Parti’den José Luis Rodríguez’in işçi politikalarına olan güvenlerini ifade ettiler. Basının, bir genel greve gidip gitmeyecekleri sorusuna ise “hayır, çünkü grevler işçileri savunmak içindir, genel bir ekonomik krizden çıkış yolu değil” yanıtını verdiler.
Türkiye
Sendikal web sitesi Sendika.Org’un editörlerinden biri olan Çiğdem Çidamlı’ya göre, şimdiye kadar krize karşı Türkiye işçi hareketinde maalesef çok küçük bir tepki oluştu.
21 Ekim’de, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), krize karşı durmak için genel bir programı tartışmak üzere, yoksul mahallelerden temelini alan ve neo-liberalizme karşı ve sosyal haklar için mücadele veren Halkevleri gibi daha geniş emek örgütlerine çağrıda bulundu.
Çidamlı, “Biz, ‘krize karşı insanların yaşama ve çalışma haklarını savunma’ genel başlığı altında istihdâm, bankalar, borçlar ve sosyal haklar konularında somut taleplerde bulunduk. Fakat hâlâ, hareketin o yöne yönelmesi için zamana gereksinim var gibi görünüyor” diyor. “Halkevleri, AKP hükümeti ve krize karşı önceden yürütmekte olduğu bir kampanyanın sonunda 2 Kasım’da Ankara’da büyük bir gösteri yapacak ve bu gösterinin diğerleriyle birlikte bu yöne yönelmemiz için genel bir motivasyon yaratabilmesini umuyoruz.”
Lâtin Amerika İşçi Sendikaları
Lâtin Amerika’da durum oldukça farklı çünkü bu kıtada on yılı aşkın bir süredir, ABD’nin serbest pazar politikasının, ABD, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası tarafından yürütülen “Washington Konsensüsü”ne karşı toplumsal ve politik eylemler var. On yıllardır, Brezilya, Arjantin, Venezüella, Bolivya ve Ekvador’da, Lâtin Amerika işçi sendikaları, merkez-sol veya sol hükümetleri iktidara taşıyan genel grevler, gerçek ulusal başkaldırılar ve politik eylemlerde rol almışlardır. Lâtin Amerika’nın büyük bir bölümünde işçi sendikaları kamusal mülkiyeti savunurken bazıları da sosyalizm için mücadele etmektedir.
Brezilya’da İşçi Konfederasyonu (CUT), ülkenin başkanı Luis Inácio Lula da Silva’nın İşçi Partisi’ni (PT) yarattı. CUT, Temmuz’da kriz karşıtı bir program yayımlayarak, bunda, diğer şeyler yanında “şirketlerin verimliliğinin artmasında işçilerin katkısı olmasının bir yansıması olarak, bir iş gününde aynı ücretle daha az saat çalışma” önermiştir. CUT aynı zamanda, asgarî ücretin artırılması, yaşam standardının yükseltilmesi, hükümetin gıda fiyatlarını dondurması ve gıda ve diğer temel maddelerden vergilerin kaldırılması veya azaltılması çağrısında da bulunmuştur. CUT aynı zamanda üçlü forumlar düzenlenmesini istemiştir. Bu forumlarda endüstriyel rekabet geliştirilmeli ve işlerin yürümesini engelleyen durumların ortaya çıkarılması için üretim zinciri kontrol edilmelidir.
Venezüella: Sosyalizm İçin İşçi Sendikaları
Venezüella’da işçiler, Venezüella İşçi Konfederasyonu (CTV), solcu Ulusal İşçi Sendikaları (UNT) ve bu ikisinden bağımsız olan -sol, sağ ve ortadaki- diğer sendikalar arasında bölünmüştür. UNT, Başkan Hugo Chavez’i ve onun 21. Yüzyıl Sosyalizmi projesini destekleyen bir federasyondur. UNT aynı zamanda Chavez’in Venezüella Bankası’nı (Bank of Venezuela) kamulaştırmasını da kuvvetle destekledi. UNT’nin Koordinatörlerinden biri olan Stalin Pérez Burgos “yapılma şekillerini her zaman tamamen onaylamasam da Başkan Chavez’den gelen bu önerilerden hep hoşlanmışımdır. Bankanın bedel ödenmeden doğrudan kamulaştırılmasını tercih ederdim fakat bu da iyi… bir adım ileri” dedi.
Diğer bir UNT lideri Orland Chirinos da “Devlet bankası köylülere, küçük üreticilere, tüccarlara, özel bankalardan daha uygun kredi imkânları sunabilir. Böylece küçük tasarruf sahiplerince daha tercih edilir olacaktır. Fakat bu, tüm özel bankaların kamulaştırılmasına gidilmezse, sınırlı ve reformist bir önlem olacaktır. Böylece devlet, finansal sistemin %100’ünü kontrolü altında bulundurur ve aynı zamanda finansal sistem de işçilerin, köylülerin ve halkın eline geçmiş olur” diye konuşmuştur. Ancak soldaki bazı işçiler Chavez’in bankayı kamulaştırmasını eleştirmişlerdir çünkü bu durumu İspanya’nın Santander Bankası’nı kurtarmak niyetiyle yapılan bir önlem olarak görmektedirler.
Kuzey Amerika İşçi Sendikaları
Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) bölgesi -Kanada, Meksika ve ABD- işçi sendikaları, kriz ve bunun yapacağı tahribat üzerinde beyanat vermişlerdir. ABD işçi federasyonları AFL-CIO ve Kazanmak için Değişim’in (Change to Win) ikisi de, ülkenin ekonomik yönünü değiştirmesi ve işçiye yardım etmesi için Barack Obama liderliğinde yeni Demokrat Parti yönetimini beklemektedir. Meksika’nın bağımsız işçi sendikaları, bir süre önce krizi karşılamak için bir program benimsemiş olan Ulusal Diyalog (National Dialogue) ile birleşti.
AFL-CIO’nun başkanı John Sweeney, yeniden düzenleme, altyapı ve sağlığa vurgu yapıyor:
AFL-CIO, Kongre ve Bush idaresine, kendisini kamu çıkarına adamış kişiler tarafından yönetilen, mortgage pazarlarını kurtarmak için bir program hazırlanması çağrısında bulundu. Sahiplerinin ipotekli mallarını kaybetmesi dalgasını ancak bu durdurabilir, gene likiditeyi sağlayan da bu olacaktır, fakat bu demek değildir ki bu felâketi yaratan, bundan çıkar sağlayan uygulamalarda bulunan kurumlara ucu açık malî destek sağlansın. Kongre, idarenin plânının yalnızca Wall Street’in (mali kuruluşlar) değil aynı zamanda sokaktaki insanların gerçek acılarına cevap verecek bir plân olduğu konusunda halka kesinlikle güvence vermelidir.
AFL-CIO para piyasalarını istikrara kavuşturucu ve finansal hizmet endüstrisinde kısa vadeli satışlara yasak getiren bir programı desteklemektedir. Bunun ikisi de finansal altyapımızda tahribatı ve paniği önlemek için gereklidir. Fakat bu adımlar ekonomik ve finansal problemlerimiz için sürekli çözümler değildirler.
Sürekli çözümler Barack Obama’nın ekonomik programında bulunabilir -finansal pazarların yeniden düzenlenmesi, altyapıya yatırım yaparak iyi işler yaratmaya, enerji krizimize ve tüm Amerikalılar için sağlık hizmetleri sağlamaya odaklanmış bir hükümet, Amerikalıların emeklilik güvencesini koruyacak ve geliştirecek ve Amerikan işçilerinin, ürettikleri zenginlikten paylarını adilane alabilmeleri için pazarlık yapabilmelerini garanti edecek bir hükümet.
Change to Win, Amerikan ekonomisinin iyileştirilmesini ve işçiler için ilerlemeyi Obama’nın seçilmesine bağlıyor. Change to Win Koalisyonu sekiz maddelik bir program yayımladı. Bunun içeriği de altyapıya, çevreyle uyumlu işlere, sağlık hizmetlerine, eğitime ve sendika kurulmasını kolaylaştıracak olan Employee Free Choice Act’a (EFCA; Çalışanların Özgür Seçim Yasası) vurgu yapmaktadır.
Kanada İşçi Kongresi
Kanada İşçi Kongresi Başkanı Ken Georgetti bir bildiri yayımlayarak Kanada’nın şirket elitlerini ve hükümeti eleştirdi ve ekonominin yeniden düzenlenmesi için çağrıda bulundu.
Rahat ve hiçbir iş yapmayan hükümetler tarafından korunan ve yardım edilen ve kendinden başkasını düşünmez ve haddini bilmez şirket elit zümresinin neden olduğu ekonomik krizin yükünü Kanadalı işçi aileleri çekecektir. İşlerimiz ve emeklilik haklarımız risk altındadır. Bugün tabiî ki köklü bir değişimden daha azını istemiyoruz.
Seçimden hemen sonra, kim Başbakan olursa olsun, emeğin de katılımıyla acil bir ulusal eylem plânı geliştirmelidir. Bu plân finansal sistemimizin hesaplarının temelden yukarıya doğru kontrol edilmesi, yeniden-düzenlenmesi ve desteklenmesi için önlemler içermeli, büyük kamusal yatırımlar yoluyla yeni işler yaratmalı ve bunların sürekliliğini sağlamak için somut önlemler ve aynı zamanda adil olmayan ticaret anlaşmalarına değişiklikler getirmelidir.
Meksika: Kamusal Mülkiyetin Savunulması
Meksika işçi hareketi de Meksika İşçileri Konfederasyonu’nun (CTM) hakim olduğu muhafazakâr İşçi Kongresi (CT) ve diğer iki bağımsız işçi sendikası ittifakı arasında bölünmüştür: Ulusal İşçi Sendikası (UNT) ve Meksika Sendikalar Cephesi (FSM). Bu son iki sendika ittifakı bir yılı aşkın bir süredir, Meksika Petrol Şirketi’nin ve elektrik gücü üreten kuruluşların özelleştirilmelerini önlemeye çalışmak için bir savaş veriyorlardı. Meksika Maden İşçileri Sendikası (SNTMMRM), Cananea madeninde sağlık koşulları ve sendikanın özerkliğini savunmak için bir yıldan fazla bir süre greve gitmişti. Ülke eyaletlerinin yarısından fazlasında, Meksikalı öğretmenler, bir ayı aşkın bir süredir, hükümetin sendikalarıyla yaptığı ittifaka (Kaliteli Eğitim İçin İttifak-ACE) karşı grevdeydi çünkü bu ittifakın sendikaya ve öğretmenlere zarar vereceğine ve eğitimin özelleştirilmesine yol açacağına inanıyorlardı.
UNT, FSM ve Gerçek İşçi Cephesi (FAT), Serbest Ticaret Anlaşması’na Karşı Meksika Ağı (RMALC) gibi diğer gruplar, diğer çok sayıda grupla birlikte Ulusal Diyalog’da (National Dialogue) buluştular. 4-5 Şubat 2005’te toplanan İkinci Ulusal Diyalog konferansı, bir ekonomik kriz-karşıtı program olarak adlandırılabilecek Tartışılamaz Asgari Program’ı (Non-Negotiable Minimum Program) benimsedi.
Asgari Program’ın incelenmesi, bize, Meksika işçi sendikalarının hâttâ şimdiki krizden önce bile üzerinde durmuş oldukları konular hakkında bir fikir verir. Şu taleplerde bulunmuşlardır: 1) Daha fazla özelleştirmelere geçit yok; 2) endüstrilerin kamulaştırılması için bir program; 3) Kol ve kafa işçileri sınıfının, köylülerin, öğrencilerin, küçük ve orta-boy işletmecilerin ve bu programa katılan herkesin ulusal yönetimi eline alması; 4) Yeni ve kaliteli bir demokrasi, halkın demokrasisi; 5) Meksika’nın ve diğer ülkelerin kendi kaderlerini belirleme hakkı ve içişlerine müdahale edilmemesi ve uluslararası ilişkilerde şiddet kullanılmaması; 6) Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nda konu edilen Amerika Serbest Ticaret Bölgesi şartlarının reddi; 7) Lâtin Amerika ve Karayipler bölgesinin ekonomik, politik ve kültürel entegrasyonu; 8) Dış borç ödemelerinde belirgin bir azaltmaya gidilmesi ve bu kaynağın ulusal kalkınmaya ayrılması; 9) Dayatılan Fobaproa-Ipab (banka kurtarma programı) ile ulusun soyulmasına son verilmesi ve kamusal eğitimin, işçilerin haklarının savunulmasının ve Sosyal Güvenliğin (kamu sağlığı ve emeklilik programlarının) garantisinin verilmesi; 10) 27. Madde’de reform yaparak kırsal toplulukların korunmasının sağlanması, altyapının güçlendirilmesi, kredi olanaklarının arttırılması, teknik yardım verilmesi ve verimliliği arttıracak desteklerde bulunulması.
Güney Afrika İşçi Sendikaları’nın Yaz Grevleri
Güney Afrika İşçi Sendikaları Kongresi’nin (COSATU) Genel Sekreteri Zwelinzima Vavi, 22 Ekim’de kriz üzerine bir konuşma yaptı. “Bu yılın hem Güney Afrika hem de dünya ekonomisi için bir dönüm noktası olduğu doğrudur. Küresel finansal çöküşün bedelinin sonunda işçilere ödettirilmemesi için daha fazla militanlığa, daha iyi örgütlenmeye ve hem Güney Afrika’da hem de küresel işçi sendikaları hareketiyle beraber, onlarla dayanışma içinde, ekonomik politikalar üzerine daha ileri bir derecede eğilmeye gereksinim vardır.” Vavi, 22 Ekim’de toplanan Afrika Ulusal Kongresi’nin İttifak Zirvesi’nin konumunu COSATU’nun desteklediğini bildirdi ve bu konumu şöyle özetledi:
İlk olarak bundan böyle endüstriyel politika yeni iş yaratımına öncelik vermelidir. Güney Afrika’da işsizlik en azından %25’lik bir oranla olağanüstü yüksek olmaya devam etmektedir ve muhtemelen şimdiki kriz nedeniyle daha da kötüleşecektir. Hükümetin, kamu hizmetleri de dahil ekonominin her sektörünün mümkün olduğu kadar yenisürdürülebilir işler yaratma çabasına katılımını garanti edecek bir stratejisinin olmasını sağlamamız gerekir. Bu da, endüstriyel politika hakkındaki düşüncelerde muazzam bir değişikliğin olmasını ve kamu sektöründe istihdamı gerektirir.
İkinci olarak, milyonlarca kırsal kesim yoksulunun, özellikle de uzun süreden beri eski Bantustan’larda, uygunsuz altyapı, hizmet ve toprak koşullarında yaşamaya terk edilmiş kır yoksullarının yaşam şartlarında gelişme sağlayacak bir tarım geliştirme politikasının devreye sokulması gerektiği üzerinde Zirve anlaşmaya varmıştır. Hükümetin şimdiki toprak reformu önerilerini, bu hedeflere ulaşmak bazında, temelinden yeniden düşünmemiz gerekmektedir.
Üçüncü olarak, finansal ve malî politika, sermayenin her istediğini vermek yerine, ekonominin dönüştürülmesini desteklemelidir. Hükümetin pervasızca harcama yapamayacağının ve enflasyon ipinin ucunu kaçırmaması gerektiğinin farkındayız. Fakat aynı zamanda, harcama kısıtlamalarının ve enflasyonun halkımızın çıkarlarının üzerinde tutulmasına da izin veremeyiz. Bu demektir ki, bizim, ekonomik büyümeyi ve fırsatların artmasını destekleyen mantıklı genişleme politikalarına ihtiyacımız vardır.
Dördüncüsü, zirve, sosyal güvenliğin ve cezaî adalet sisteminin geliştirilmesi üzerine anlaşmaya varmıştır. İki alanda da, işçilerin ve yoksulların yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için hükümetin daha güçlü önlemler almasına ihtiyacımız vardır.
Son olarak ve belki de gelecekteki gelişmeler açısından en önemlisi, Zirve, geliştirici bir devletin yaratılması çağrısında bulundu. Bu amacı gerçekleştirmek için iki kilit adım, Kabine’yi düzene sokmak ve bir plânlama komisyonu kurmaktır. Bu sistemik değişiklikler, toplumumuz ve ekonomimizin dönüşümüne daha tutarlı ve özenli bir yaklaşım getirilmesini garanti etmelidir. (ANC İttifak Zirvesi’nin tüm metni şu internet adresinde bulunabilir:)
Afrika kıtasının en büyük ve en önemli endüstriyel ekonomisine sahip ülkelerinden biri olan Güney Afrika, krizi, daha öncelerden beri yaşıyordu. İşsizlik resmî rakamlara göre %25 fakat diğer bazı değerlendirmeler gerçek işsizliğin %40 olduğunu söylüyor. Elektrik, gıda ve temel gereksinim maddelerinin fiyatlarındaki yükselme, geçtiğimiz yaz ayları sırasında genel ulusal bir greve yol açtı. Grev, ülkenin pek çok bölgesinde, kömür ve altın üretimi dahil pek çok işin ve ayrıca ulaşımın da durmasına neden oldu. Fiyatların artmasına karşı yapılan böylesi bir genel grev açık bir zaferle sonuçlanmasa da, Güney Afrika işçi sendikaları işçilerin karşıtlıklarını kesin bir şekilde kayda geçirdiler.
Güney Afrika’daki durum, iktidardaki Afrika Ulusal Kongre Partisi (ANC) liderlerinin güç elde etme mücadelesi içinde olması ve ANC ile COSATU arasında gerginlik olması gerçeklerinden dolayı karışıktır.
Finansal krizin sonunun daha gelmemiş olması ve durgunluğun gittikçe daha da derinleşmesi, dünyadaki işçi federasyonlarını, sendikaları ve işçileri daha radikal programlar geliştirmeye ve krize karşı durmak için daha ciddî eylemlere itecektir. Kriz işçileri sola itmek eğiliminde olacaktır ve sendikaların da onlarla birlikte hareket etmesi zorunlu hale gelecektir. Yoksa temsil ettiklerini iddia ettikleri işçi sınıfının kontrolünü ellerinden kaçıracaklar.
[MrZine’deki İngilizce orijinalinden Mehmet Bayram tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir] 

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar