NETİZ TV
geleceğin net portalı

“CENNET” SÖZCÜĞÜ NEREDEN GELİR?

Yazar: Dr. Hikmet Kıvılcımlı

Bütün dinlerde “CENNET” demek: Tanrıya inanmışlar için, uçsuz, bucaksız mutluluğun, hazzın, şehvetin (Lâtince: “Délicaes”nin) en yücesine (Lâtince: “Beatus” kertesine) erişilecek yer cennet-fobalicomdemektir.
Bu deyimleme, Cennet’in moral ve soyut kavranışıdır.

Cennet sözcüğünün bir de objektif ve somut anlamı vardır. Cennet’ in Hıristiyanlık kültüründeki karşılığı “PARADİS” sözcüğü, Grekçe: “Paradeisos: Bahçe” anlamlı sözcükten çıkar. İslâm kültüründe “Paradeisos” sözcüğü tümüyle tercüme edilmiştir:

“El-Cenne”: “Bahçe ve bostan ve kim ne göre bostan içinde yemiş ağaçları olsa âna Cennet derler; eğer üzüm ağaçları olsa âna Firdevs derler. ”[1]

Grekçe’den gelme “Paradis” sözcüğü, İsa dini olan Hıristiyanlığa “Ancien Testament” (Eski Ahit) ten, İsa’dan önceki kutsal Semitce kitaplardan aktarılmıştır. Bugün Hıristiyanlığın “BIBLE” (Grekçe: “Biblim: Kitap, mükemmel kitap” tan) adı ile anılan kutsal kitabı, biri ESKİ, oburu YENİ olmak üzere iki “Testament: Ahit”i bir araya toplar. Testament, Grekçe “Diateke” sözcüğünün Latince “Testament” sözcüğü ile olduğu gibi çevrilmesidir. Anlamı, açıkça: “Alliance: İttifak: Ahit” tir. Kutsal gelenekçe: Tanrının ulusu ve peygamberi ile sözleşmesi, ahitleşmesi demektir. Bütün kutsal kitaplar gibi Tevrat’ta da Allah’la kulların ahitleşmeleri sık sık görülür.

“Abram doksan dokuz yaşına gelince, Ezeli (Yahve) Abrama göründü. Ve ona dedi: “Ben tüm güreli Tanrıyım. Yüzüm önünde yürü ve doğru ol. Seninle benim aramda ahit kuracağım ve seni sonsuz çoğaltacağım. ” [2]

“Seninle ve senden sonraki torunlarınla, kuşaklarına göre, aramda ahdimi kuracağım: Bu ebedi bir sözleşme olacaktır, bu ahit gereğince ben senin ve senden sonraki dölünün Tanrısı olacağım. “[3]

“Ey İsrail oğulları! Size sunduğum nimetlerimi, AHD’imi yerine getirin ki, ben de AHD’imi yerine getireyim. ” (Allah’ın, Kur-an’ı Kerim’ de Muhammet peygambere karşı direnen Yahudilere Eski Ahdi anıltışı). [4]

İskenderiye’deki ünlü Deniz fenerini yaptırtan Ptolemee II Philadelphe, I.Ö. (İsa’dan önce) 283-246 yılları, Eski Testament’i (Tevrat’ı), 72 İbrani bilgininin eliyle Grekçe’ye (Yunanca’ya) çevirtti. Bütün Batı dillerine yaygın “PARADİS” sözcüğünün, tercüme edildiği İbranice aslına ne denli uygun düşeceği bundan anlaşılabilir.

Böylece, Mûsâ ve Isâ dinlerindeki (Yahudilik ve Hıristiyanlık’taki) Cennet anlamının aynı İBRANİCE sözcük olduğu ikircilik götürmez.

Müslümanlığın Arapça “CENNET” sözcüğü nereden gelir?

Arapların da İbrâniler gibi Semit (Sam oğulları) ırkından geldikleri bir yana, İslâm dini, bütün ana prensiplerini doğrudan doğruya İbrahim peygamberden aldığını saklamadı. Buna en değerli belge Kur’an’dır:

“Onlar: “Yahudi (Musa dininden) ve Nasranî (Isâ dininden) olun, hidayet bulursunuz” dediler. Sen onlara de ki: “Hayır, biz temiz tektanrıcı (muvahhid’i pak) olan İbrahim dinine uymuşuzdur. İbrahim çoktanrılılardan (müşriklerden) değildir. “[5]
Muhammed yalvaca, Mûsâ ve İsa’nın Tektanrılı dinleri dururken, yeni bir İslâm dini kurmaya niçin kalkıştığı çok sorulmuş olacak. Kur’an durmadan karşılık verir:

“Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Esbah Yahudi veya nasranî mi idiler dersiniz? “[6] “İbrahim, ne yahudidir, ne nasranîdir, ama temiz tektanrıcı bir MÜSLÜM’ dür. “[7]

İslâmlık, kendisine kaynak bildiği İbrahim geleneğinin, Tevrat ve İncil’den daha ilk ve orijinal olduğunu Yahudi ve Hıristiyanlara muştular:

“Ey Kitaplılar! İbrahim hakkında niye çene calip duruyorsunuz? Tevrat da, İncil de ancak İbrahim’den sonra indirilmiştir. Hâlâ buna akil erdiremiyorsunuz. . . “[8]

Kur’an, İbrahim’den sonraki katmaları, yazma, bozmaları hep kuşkuyla hatta paylayarak karsılar:

“Kitabi elleriyle yazıp da, karşılığında onu az pahalıya satmak için: Bu Allah tarafındandır, diyenlerin vay hâline! “[9]
Yahudilik ve Hıristiyanlık, çokça alışveriş yaptığı çökkün Mısır ve Irak, daha sonra Grek ve Roma medeniyetlerinin aşırı soysuzlaşmalarına bulaşmıştı. İslâmlık, en basit çöl bedevisi İbrahim’in İbranî geleneğini içinde doğduğu Arabistan toplumlarının yapısına daha uygun buldu. Allah o ilk, saf geleneği tapşırıyordu:

“Biz, İbrahim’e ondan önce iyilik (hayır) ve düzeltim (salâh) yolunu vermiştik. Onun buna yeterli (ehil) olduğunu biliyorduk. “[10]

Muhammed dininin hemen bütün ekonomik (Zekât, vs. ) ve sosyal (Namaz vs. ) davranışları İbrahim geleneğine dayanıyordu:

“Onları (İbrahim vs. yalvaçları) buyruğumuzla yola getirici kildik onlara iyilik islerinde bulunmayı. Namazı dosdoğru kılmayı, Zekât vermeyi vahyettik. “[11]

İslâmlığın çıkmak üzere bulunduğu günlerde, Mûsâ ve Isa dinlerinin çoktan içine düştükleri çıkmaza karsı da çıkacak yeni bir gidiş aranıyordu. Mûsâ dini İsrail ülkesinde, Isâ dini Bizans İmparatorluğunda ununu elemiş, eleğini asmıştı. 7’ci yüzyıl baslarında en işlek Cihan Ticaret yolunun Hicaz’dan geçişi, öylesine yaman bir gelişim yaratmıştı ki, “Hanef” adını alan kişiler adim basında hep o yeni yolu semciye çalışıyorlardı. Mekke ve Medine KENT (Cite) leri o zamanki yeryüzünün en büyük Kervan konakları olmuşlardı. Kur’ân: “Li iylâfi Kureys’in iylâfi him rihlete’s sitâi ves sayf: Kureyş binleri, yaz kış kervan göçüren binler” diyordu. Bu kervan göçü ve medeniyetler arası evrensel alışveriş rolüne en uygun gelenek, İbrahim peygamberinkiydi:

“Terah, oğlu İbrahim’i, torunu ve Haran’ın oğlu Lot’u, ve oğlunun karısı olan gelini Saray’ı aldı. Birlikte Keldan’daki Ur’dan çıktılar, Ken’ân Ülkesine geldiler. ”[12] “İbrahim, güneye doğru ilerleyerek yoluna devam etti. “[13] “Ülkede bir kıtlık oldu; ve İbrahim oturmak üzere Mısır’a indi. “[14] “İbrahim koyunlar, öküzler, eşekler, er hizmetçiler, ve kadın hizmetçiler, kancık eşekler ve develer aldı. “[15] “Abram, Mısır’ı güneye doğru çıktı; karısı, kendisinin olan her şey ve Lot ile birlikte. “[16] “Abram sürüce, gümüşçe, altınca pek zengin olmuştu. Gidisini güneyden Bethel’e dek, ilkin çadırının bulunduğu yere; Bethel ile Ay arasına dek yöneltti. “[17]

Bu sosyal ve tarihsel paralellik Hicaz yollarında herkesi İbrahim geleneğine itiyordu:

“Bir çok rivayetlere göre Mekke ve Medine ahalisinden bir çokları Hazret’i İbrahim’in dinini yenilemeye kavuşturacak bir Yenilikçi (Muceddit) in ortaya çıkmasına yaklaşıldığını söyleyerek Hz. İbrahim’in dinini arıyorlar idi. “[18]

“Welhausen. Allah sözcüğünün eskiden çeşitli tanrılıklara verildiği, sonraları Zâtıi Ecell’i Teâlâye ait bir söz ad (has isim) olarak kullanıldığı sonucuna varıyor. ”[19]

Hatta, “İSLÂM” sözcüğü İbrahim’in kendisine tâbi olmak anlamına geldi. Âl’i Imrân sûresinin 67’nci âyetinde:
“Ibrahim’ü . . . kane haniyfen, muslimen İbrahim . . . HANİF (eğrilikten dönmüş) ve MÜSLİM (yaramazlıktan ırak, uysal, alçak gönüllü) idi. ” denilişi de bunu gösterir.

Arabistan, hele Hicaz halkı en eski cağlardan beri büyük kervancı İsmail oğullarından olmakla tanınır. Yakup oğulları, babalarından kıskandıkları Yusuf’u satmak istedikleri vakit o İsmailleri gördüler:

“Gözlerini kaldırınca, Galaad’dan gelen bir Ismailliler kervanını gördüler; onların develeri, Mısır’a taşımakta oldukları ıtırlar, balsam ve mirsâfi yüklü idi. ”[20]

İsmail, Tevrat’a göre İbrahim’in Mısırlı cariyesi (“servante”: hizmetçi kadını) olan Hacer’den doğar. Mısır, kadim Yunanistan’da Delf tapınağını kurmak için, Greklerin içine siyah kadın misyonerler göndermişti. Hacer de, Hicaz’a ulaşmış öyle bir misyoner kadındır. İlk Kabe yerine kurduğu çardakta İsmail’i doğurdu. Semit geleneği Hacer’i İbrahim’e bağlıyor. Sonra, İbrahim’in öz karisi Sare’nin şerrinden çöle kaçmış gösteriyor:

“Saray Hacer’i hırpaladı ve Hacer ondan uzağa kaçtı. Ezelî’nin meleği Hacer’i çöldeki bir su kaynağı yanında, Schur yolu üzerindeki kaynağın yanında buldu. . . Ezelî’nin meleği ona dedi: İste sen gebesin, ve sen bir oğul doğuracaksın, o çocuğa İsmail adini vereceksin. . . İsmail bir yaban eşeği gibi olacaktır, onun eli herkese karşı olacak, ve herkesin eli ona karşı olacaktır; ve o bütün erkardeslerinin karsısında oturacaktır. Hacer, kendisiyle konuşmuş olan Ezelî’ye “Atta-El Roy” (Acep gördüm mu? ) adini verdi: çünkü Hacer: o beni gördükten sonra acaba ben bir şey gördüm mu? dedi: onun için bu kuyulara “Lasay roy: Bir şey görmedim” kuyuları denildi; bu kuyu Kades ile Bared arasındadır. “[21]

Kades, Lut golü ile Akabe körfezi arasındaki mesafenin orta yerine düşer. Sonradan “Abram” nasil “Abraham” olacaksa, öylece ilkin “Saray” iken sonra “Sara olan Sare: İbrahim’in hem karısı, hem kızkardeşi durumundadır. Sare, ilkin Mısır’da Firavunun, sonra Ken’ân ülkesine dönünce Abi-Melek’in koynuna girecektir. Hacer’i İbrahim’in koynuna sokan da o Sare’dir. Sare’nin kıskançlık çıkarması, bu gerçekler önünde, geleneğin Ismail’i Ibrahim’e teyellemek ihtiyacından doğmuşa benziyor. Gene de, Tevrat Hacer’i tek basına çöle kaçırtıyor; ve Kades’ten pek aşağılara indirtmiyor.

İslâm geleneği bu kadarla yetinmiyor. İbrahim, İsmail doğduktan sonra Hacer’i oğluyla alıp, eliyle tâ Mekke’ye dek getiriyor:

“İbrahim Hacer’i tesarruf eyledi. Gebe olup, Ismail aleyhisselâm doğdu. . . Hacer’le İsmail’i taş yanına (Mevzi’i Hacer’e) iletip indirdi. Ve evin yeri (“Mevzi’i Beyt”: Kabe’nin kurulacağı yer) bir kızıl tepe idi. ”[22]

Bütün ayrıntılar gösteriyor ki, Hıristiyanlıkta olduğu gibi, İslâmlıkta da baslıca ilkeler: genellikle Semit barbarların, özellikle İbrahim adına bağlanmış bulunan Ibranî’lerin geleneklerinden çıkar. Dolay isiyle her kutsal kavram ve eylem gibi Cennet sözcüğünün de tek doğru aslı İbranice’den alınmadır. İlk Ibranîce’yle yazılı kılığa giren Tevrat geleneğinin “Tekvin” bolumu söyle der:

“Ezelî Tanrı (Yahve) Eden’de bir bahçe ağaçlandırdı. ”[23]

Cennet, Fransızca’ya “Jardin d’Eden”, Almanca’ya “Edensche Garten” diye çevrilen o “Eden’deki Bahçe” dir. Ibrânîce’de “EDEN” sözcüğü “Fruchtland: Meyve ülkesi”[24] dir. Cennet sözcüğünün harfi harfine karşılığı: “Meyve ülkesinde bahçe” demektir.

İsa’ya adanan “İNCİL”: yalnız İsa’nın başından geçenlerle doludur. Ahiret ve Cennet üzerine Eski Testament’te (Tevrat’ta) yazılanlar olduğu gibi benimsenmekle yetinilir. Bugün Hıristiyanlığın kutsal kitabı: hem İncil’i, hem Tevrat’ı rahatlıkla içine alan “BIBLE” adıyla ellerde dolaşır. Hıristiyan Cenneti Tevrat’ın “Eden Bahçesi”nden başkası olamaz.

İslâm Cenneti’nin, aynı Tevrat’taki “EDEN” olduğunu, en ufak bir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açıkça ortaya koyan ve bu gerçeği yedi Sûrede yedi kere tekrarlayan en büyük belge Kur’an’ı Kerim’dir:

“’Aden cennetlerinde, temiz pak barınaklar adamıştır. ”[25]

“’Aden cennetleri de vardır. ”[26]

“’Aden cennetleri altında ırmaklar akar. ”[27]

“Adadığı Aden cennetleridir. ”[28]

“’Aden cennetleri vardır. ”[29]

“’Aden cennetlerine girecekler. ”[30]

“O da ‘Aden cennetleridir. ”[31]

Tevrat’taki Ibranîce “EDEN”, Arapça Kur’an’da: (‘ ayin ile) “ADEN” diye söylenir. Tevrat’ta “Eden Bahçesi” bir tektir; Kur’an’da birden çok “Aden Cennetleri” vardır.

Notlar
[1] Mustafa bin Şemstiddin el-Karahisârî:   “Ahterî’i Kebîr”,   1316,   Dersaadet
[2] Genese, 17/1,2.   (LA SAINTE BIBLE,   par Louis  Segond,   Paris,   1962)
[3] Genese, 17/7.
[4] Kur’an: Sure BAKARA, Ayet 40.
[5] Kur’an, Sure BAKARA, Ayet 136.
[6] Kur’an, Sure BAKARA, Ayet 141.
[7] Kur’an, s. Al’i İmran, a. 167.
[8] Kur’an, s. Al’i İmran, a. 65.
[9] Kur’an, Sure BAKARA, Ayet 79.
[10] Kur’an, s. İbrahim, a.51
[11] Kur’an, s. İbrahim, a.73
[12] Genese: 11/31
[13] Genese: 12/9
[14] Genese: 12/10
[15] Genese: 12/16
[16] Genese: 13/1
[17] Genese: 12/2 , 3
[18] A.R.: Genel Tarih, C. 5, s.149
[19] A.R.: Keza, s. 14
[20] Genese: 37/20
[21] Genese: 16/6,7,11,12,13,14.
[22] “Tarih’i Mekke’i Mükerreme”, Bezm’i Alem Sultan yazması, s.9.
[23] Genese: 2/7
[24] Das Kluge Alphabet, berlin 1935, C.5, s.72.
[25] Kur’an: su. Tövbe, ay. 72
[26] Kur’an: su. Ra’ad, ay. 24
[27] Kur’an: su. Kehf, ay. 31
[28] Kur’an: su. Meryem, ay. 61
[29] Kur’an: su. Taha, ay. 73
[30] Kur’an: su. Fatıma, ay. 31
[31] Kur’an: su. Sad, ay. 50

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar