NETİZ TV
geleceğin net portalı

BUGÜN SUYUMUZA YARIN HAVAMIZA EL KOYACAKLAR

Yazar Balıkesir Demokratik Halk İnisiyatifi – Necdet Bayhan   

kutupayi


KAMUOYUNA
Bugün Dünya Su Günü!
Yaşamın temelini oluşturan, devamını sağlayan ve tarih boyunca insanlığın kaderini belirleyen su ve hava vazgeçilmez birer yaşam kaynağı ve canımızın değerleridir.

Bugün dünyamız bir su savaşının içindedir. Bu savaşın bir tarafında uluslarüstü su, inşaat vs. tekelleri ile bunların kontrolündeki emperyalist devletler, DTÖ (Dünya Ticaret örgütü), GATS (Hizmet Ticaret Genel Anlaşması), Dünya Bankası, Dünya Su Konseyi gibi kuruluşlar, diğer tarafında ise Dünya Halkları, tümüyle insanlık vardır ve bu savaş “kaynaklara sahip olma savaşı” olarak devam etmektedir.

1990’lı yılların yarısında suyun “ekonomik bir mal “olarak belirlenmesi dünya üzerindeki milyarlarca insanın ortak malı olan suyun meta haline dönüşmesine yol açmıştır.

“20. YY’da petrol ne ifade ettiyse 2l. YY’da ülkelerin varlık ya da yokluğunu su belirleyecek su belirleyecektir. Emperyalist devletler, sektördeki dev uluslarüstü şirketler, BM, Dünya Bankası, DTÖ gibi kuruluşlar bir araya gelerek “Dünya Su Konseyi”ni kurmuşlardır. Bu konseyin amacı Dünya genelinde suyu yönlendirecek temel politikaları belirlemektir. Bu amaçla 3 yılda bir Dünya Su Formu adı altında yapılan toplantılarda: Suyun kaynaktan çeşmeye, kanalizasyondan arıtmaya, deşarja kadar, su yönetiminin kontrolünü uluslarüstü şirket ve holdinglere aktarmak ve suyun, ardından da havanın ticarileştirilmesini uluslarüstü tekeller vasıtasıyla gerçekleştirmek için her türlü plan ve proje tartışılmaktadır. Suyu kullananın müşteri olarak görülmesi, suyun bir ticari meta olarak değerlendirilmesi bu anlayışın temel felsefesidir.
Dünyada kullanılabilir suyun %5’i uluslarüstü su şirketlerince satılmaktadır. Bu şirketlerin kârları, daha şimdiden, dünya petrol ticaretinin yıllık gelirinin yarısını geçmiştir. Su özelleşmesinin uygulandığı ülkelerde su fiyatları çok kısa sürede birkaç misline çıkmakta (ör: Gana’da %95, Filipinlerde %400 Bolivya’da %300 artmış, Hindistan’da su faturaları aile bütçesinin %25’ini bulmaktadır…), bu fiyatları ödeyemeyen milyarlarca yoksul insan kirli su kullanımına itilmekte, açlık, sefalet, salgın hastalıklar hızla yaygınlaşmakta, tarımda çöküş, yoksullaşma, göç, toprak mülkiyetinin el değişimi yaşanmaktadır. Küresel sermayeyi bu kadar iştahlandıran ve milyarlarca işçi, işsiz, çiftçi, küçük esnaf, memur ve emeklinin içtiği suya göz diktirebilen sistem, bu olağanüstü sınırsız kâr düzenidir.
İşte bu bağlamda uluslarüstü su tekelleri, büyük yapı inşaat şirketleri ve finans-kapitalin düşünce kuruluşlarının denetimindeki Dünya Su Konseyi dünya çapında üretimden tüketime, içme, kullanma suyu ile ilgili tüm hizmetlerin metalaştırılaması gerektiği fikrini pazarlamak üzere Dünya Su Formu’nun 5.sini 2009 yılında, dünyanın en geniş çaplı su organizasyonu olarak İstanbul’da gerçekleştirecektir.
Suyun ve su hizmetlerinin bir an önce ticarileştirilmesi fikrine, suyun gerçek kullananları olan geniş halk kesimlerini ikna etmek istiyorlar. İşte buna itirazımız var. Şimdi, su savaşlarının yıllar önce başlatıldığı Türkiye cephesinde propaganda – ajtasyon ve yasal hazırlıkların ve fiili uygulamaların düğmesine basılıyor. Edirne’de suyun özelleştirilmesi ihalesinde çıkan yolsuzluk soruşturması sırasında bir şüpheli, verdiği ifadede Türkiye su pazarının 100 milyar dolar olduğunu ağzından kaçırıverdi. İşte emperyalizm ve uluslarüstü tekellerin iştahını kabartıp Türkiye cephesini açmasının altındaki neden bu olağanüstü kâr rakamlarıdır.
Ne istiyorlar?
– Ulusal, halkçı ve bağımsızlıkçı siyasi eğilimlerin devre dışı bırakılarak, yerel ve bölgesel yönetimlerin ve şirketlerin uluslar arası güçlerle dolaysız işbirliği,
– Yerli yabancı şirketlerin oluşturacağı “üst kurul” ya da “Su Konseyi” kurulması, su işlerinin özelleştirilmesi,
– Su yönetiminde; DTÖ, Dünya Bankası, Gats, İMF gibi emperyalist kurulların küresel standartlarının egemenliği,
– Talebe göre yönetim, yani ihtiyaca göre değil satış esasına göre yönetim,
– Özel – kamu ortaklığı ya da özel sektör eliyle işletme, yani su yönetiminin dünya devi özel şirketlerin yönetimine verilmesi.
Bu yapılanmada Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılmış, yeni yasa tasarılar ile yerel yönetimlere geniş hareket imkanı sağlanmış, kamu finansmanı kaldırılmış, İller Bankası A.Ş. kanun taslağı ile su hizmetlerinde taşeronlaştırma politikası uygulanmaya başlanmış, su hizmetleri belediyeler üzerinden yerelleştirilmiş, DSİ sulama projelerinden el çektirilmiş, yatırımları durma noktasına getirilmiş, başta Dicle, Fırat olmak üzere l2 nehrin, birçok baraj ve göletin kullanım hakları, sulama amacıyla özel sektöre devrine yönelik hazırlıklara başlanmıştır. Yani Türkiye’nin su kaynakları sınırsız ve kuralsız uluslarüstü şirketler ve yerli ortaklarına açılmak üzeredir,
Yeni yasa taslaklarında ve Anayasa hazırlık çalışmalarında Küresel ilkim değişikliği, susuzluk, su sıkıntısı, çevre ve su hakkı gibi yaşamsal konuların özel sektör işletmeciliğinin hakkı olarak sunulması, su imtiyazlarına yönelik birçok olumsuzluğu barından Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği, Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği, 2A ve B gibi alanların satışı ile ilgili benzer düzenlemeler su kaynaklarını yok etmeye yönelik çalışmalardır.
Biz ne diyoruz?
– Suda ulusal-kamusal yönetim diyoruz, suyun halkın, büyük insanlığın olduğunu, en temel yaşam hakkı olduğunu,
– Suyun yönetiminin halkın ve ulusal üretimin ihtiyacına göre kamu hizmeti esasına göre yürütülmesi gerektiğini,
– Yönetimde ulusal, halkçı ve bağımsızlıkçı siyasal duruşun esas alınması ve suyun yerel yönetimler, halk örgütleri ve kamu idareleriyle birlikte ve KOOPERATİFLER eliyle işletilmesini istiyoruz.
Suyun metalaşması ve suyun özeleştirilmesi her insanın temiz içilebilir suya erişim hakkını gaspetmektir. Su özelleştirilmesi ayrımcılıktır. Kontürlü hayat istemiyoruz. Hakkımızı satın almak zorunda bırakılacağımız su yönetimi istemiyoruz. Ve bu amaçlarla emperyalizmin ve küresel şirketlerin denetimindeki 2009 Dünya Su Formu’nun İstanbul’daki sömürgeleştirme operasyonuna dur demek her yurttaşın en temel hakkı ve yaşamsal görevidir.
Sağlıklı, temiz, güvenilir, sürekli suya erişmek her yurttaşın en temel yaşam hakkıdır.
Unutmayalım, sudan sonra sıra havaya gelecek…
Tüm yurttaşların suda özelleştirme çalışmalarına karşı çıkması bir yurttaşlık görevidir. Yaşam hakkımıza sahip çıkalım. Su hakkımıza sahip çıkalım. Müşteri değil, yurttaşız.
22.03.2008

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar