NETİZ TV
geleceğin net portalı

BİZİM GİBİ TOPLUMLARDA…

Yazar : Filiz Ataş ~ netiztv.com

Orhan Pamuk yine sansasyonel bir demeç vermiş, bu defa BBC radyo kanallarından birine: Bir yazarın görevinin bugünün parlak gerçeğini eserlerine yansıtmak olduğunu, kendisi için gelecekte ne olacağının önemli olmadığını bildirmiş. Siyasi eylem adamı veya militan değil bir edebiyatçı olduğunu söylemiş. Yazarın önceki açıklamaları gibi bu da, Orhan Pamuk markasına yakışır bir reklam olmuş, düzeyli ve markanın sürekliliğine hizmet eder nitelikte… Bu sözlerle önce siyasetin sanatı kabalaştırdığı ve sanat olmaktan çıkardığı kanısının yaygın olduğu edebiyat ortamına gül dağıtırken, ardından “romanlarında olmayan” yalnızca mülakatlarında yer alan “köşeli” düşüncelerinin vicdani kanaati olduğunu söyleyerek kendisine Nobel getiren “radikal” çıkışlarına devam etmiş.

Orhan Pamuk’un programdaki doğrudan politik ifadeleri de; Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne yaklaştırmak isteyen “ılımlı siyasi islamcılar”ın demokrasiye laiklerden daha saygılı oldukları yönünde. Dünyadaki tüm egemenlere ve AKP’ye aynı cümlede bu kadar övgü düzmek edebiyat yeteneği istiyor elbette. Nobel’i herkese vermiyorlar nihayetinde.

Keşke Pamuk bu kadarla kalsaydı. Doğu – Batı arasındaki mesafenin Batı’ya yakın, ölçüyü kaçırmamaya özen göstererek doğuyu aşağı gören tarafında duran yazarımız yetinmemiş: “bizim gibi toplumlarda, aile içinde olup bitenleri , kendi içimizde sır olarak tutma geleneği vardır… Ben belki bunları açıkça konuştuğum için tepki gördüm” buyurmuş (Bu demeci Türkiye’de veriyor olsaydı, biliyorsa eğer, “kol kırılır, yen içinde kalır” diyecekti). Artık buna karşı söylediğiniz her şey bizim gibi -Orhan Pamuk ölçülülük yapıp yazmamış- “geri kalmış” toplumların bu geleneğini sahiplenmek anlamına gelecek hatta onu bizzat ispatlamış olacaksınız.

Pamuk okumuş mudur bilmiyorum; geçtiğimiz hafta dünyanın en saygın bilimsel yayınlarından Nature’ın haber dergisinde çok benzer ifadeler içeren bir yazı yayınlandı: “bazı kültürlerde intihal (bilimsel hırsızlık) kötü/üzücü bile kabul edilmiyor” spotuyla. Başlığı “Türk fizikçiler intihal suçlamasıyla karşı karşıya” olan haber yalan olmamakla birlikte, üslubu nedeniyle tüm Türk bilim insanlarını zan altında bırakıyor. Üstelik sansasyonel tarz bu habere özgü de değil, Nature özellikle Doğu’daki ülkelerle ilgili haberlerinde ısrarla bu “magazin haberciliği” üslubunu kullanıyor.

Bizim gibi toplumlarda… bazı kültürlerde… geri kalmış gelenekler var, doğru. Peki; başarıyı parayla ölçmek ya da sanatta ya da bilimde başarıyı satış rakamları veya atıf sayısıyla değerlendirmek, haber ahlâkını hiçe saymayı kötü/üzücü kabul etmemek… bunlar da bizim gibi toplumların geleneğinde mi var? Edebiyatı siyasetten arındırmak da mı bazı kültürlere özgü? Bir edebiyatçının politik duruşunun eserlerine yansıması mı doğal, yoksa sanatçı ile eseri arasına duvar örmek, anlamamayı ve çözmemeyi ilke edinen postmodern bakış açısı mı? Yoksa bu geleneksel olmayan “kültür”ü en “ileri” kapitalist ülkeler mi yaydı tüm dünyaya? Peki Orhan Pamuk’un Kar romanını okurken demecinde ifade ettiği fikirlerin yansımalarını görmezlikten mi gelmeliyiz?

Bir görüşmemizde, Türklerin Türkiye karşıtı yazmalarının özellikle Avrupa’da ilgi çekmek için kullanıldığından söz ederken, Tahsin Yücel Venedik’te başından geçen bir olayı anlatmıştı: Oralı bir öğretim üyesi Paris’te tanıştığı bir Türk yazardan söz ediyormuş. Bu yazar Türkiye’ye giremediği için özlemini gidermek üzere Tunus’a gideceğini anlatan bir mektup yazmış kendisine. Tahsin Yücel aynı kişiyle bu konuşmadan iki hafta önce (yasaklı olduğunu iddia ettiği ülkede) İstanbul’da, boğazda öğle yemeği yemiş oysa ki.

Çok çalışıp, öne çıkıp ardından kendini üstün görmek, halkını sevmemek, toplumun geri özelliklerini başka “ileri” olanlara şikayet etmek ve hatta bunun üzerinden kazanç sağlamak… Bizim gibi toplumlarda… bazı kültürlerde… diye başlayacaksak söze, neden önce bunları konuşmuyoruz?

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar