NETİZ TV
geleceğin net portalı

Basın Hürriyeti ve Kürt Meselesi

Yazar: Dr. Hikmet Kıvılcımlı
Parababalarının: “Basın Hürriyeti” diye göklere çıkardıkları , Sıkiyönetim krallarına bile o Tabu kavram önünde istavroz çıkartmayı öğrettikleri şeyin korkunçluğu, son olaylarla bir daha sırıttı. Adam istedi mi, Parababasına yan bakan Basının “Hürriyet”ini 00 No. kâğıdından daha kolayca yırtıp helâya atabiliyor. “Hürriyet” kimin? Parababalarının: Zaten modern bir gazete, yüz milyonluk sermayeden başkasının işi değil. Bir de S.Y. azraili diktin mi başına Basının: Sıkıysa Parababalarının hoşuna gitmeyen bir yazı çıksın.

Şimdi “Hürriyet” onların. Utanmadan şöyle yazıyorlar:
“Özerklik başına buyrukluk değildir.”
“Üniversite özerkliği âmenna… Bir dokunulmazlık zırhı arkasında Türkiye’yi bölmek isteyenlerin lâf kalabalığına getirerek , Anayasa yolu ile giriştikleri bir tertiptir ve maalesef, ne Kurucu Meclis’in çoğunluğu ard düşüncelerin farkına varabilmiş, ne de Partiler uzun süre oyunun niteliğini kavrayabilmişlerdir.”
“Ama artık takke düşmüş, kel görünmüştür.”
“Çok vakit kaybettik anarşik olaylar yüzünden. Yeniden aynı ortama dönmemek için tedbirli olmamız gerekir.”
Şu beş altı satır bütün bir Program. Bu Programı kim düzüp uyguluyor? Sayıları 30’u geçmeyen milyoner fırmalardan “Hürriyet” (12.5.71) ğazetesi ve omuzdaşları!
Herif nerelere dek vuruyor? 27 Mayıs’ı kündeye getiren Kurucu Meclis’e ve O’nun Anayasa’sına ve o “hile-i şerriye” sayesinde iktidara tereyağından kıl çekerce çıkarılmış, hepsi birbirinden aşağılık Parababaları’nın maskeli maskesiz Partiler’ine dek… Bunların hepsi yanılmış. Kim yanılmamış? Daha doğrusu, tümüyle Türkiye’yi 10 yıl aldatmış ve “Anarşi”ye boğmuş durumda yanılmaz papa hazretleri durumunda kim kalmış? 3 Kuvvet Komutanı ile 6 Sıkıyönetim Generali. 35 milyonun içinden çıkamadığı durumu, şımdi bu 9 kişi bir kalemde dümdüz edebilecek!
Durum böyle gösteriliyor. Bu Kutsal Gücü o beş on kişi nereden bulmuşlar? Kimse bilmiyor. Onların yanılmadıkları nereden biliniyor? Hiç bir yerden: Ellerine tutuşturulmuş zor ve silahtan. Madem ki zor ve silah onlarda, haklı da, yanılmaz da onlardır… E, 27 Mayıs günü de böyle değil miydi işler? Otuz kırk subayın kuvvet elindeydi bir an için. Hak ve yanılmazlık da ellerinde sanılmıştı.10 yıl sonra bir de bakılıyor ki: Meğer bu kimselerin Türkiye’ye çizdirdikleri sanılan rota, ülkeyi “Türkiye’yi bölmek isteyenlerin” pençesine düşürmüş… İşte buna develer gülmez mi? 1960 yılı 30 kişınin tüm yanıldıkları belli olmuşsa, 1971 yılı 5-10 kişinin millete alınyazısı çizişleri, bir 10 yıl sonra 3 kat, 6 kat daha yanılgın çıkmaz mı?
Bu mantık sonucu akla bile getirilmiyor. Ve bütün gözleri açanın “Anarşik olaylar” suçlusu beş on genç yaka paça ediliyor. Şu ne ettiklerini kendileri de bilmeyen birkaç yüz çocukmuş “Türkiye’yi bölmek isteyen”. Çocukların kafaları içine giren yok. Bilmiyoruz bölücü müdür düşündükleri. Ama, bir şey biliyoruruz: de Gaulle’ü alaşağı eden 68 Fransa öğrenci olaylarında, derin patlayıcı maddeler ne olursa olsun, onları fıtilleyip ateşleyen planın görünmez uygulayıcısı Amerika U.S. damgalı evren provokatörler örgütü CIA ve yerli – yabancı ajanlarıdır. Fransa gibi de Gaulle’ü çıkarmış, en uçsuz yetkilerle silahlamış bir ülkede bile, NATO’ya ve Dolar’a yan bakanlar de Gaulle’ün “Demirperde” gerisinde gezindiği bir gün, önce allak bullak, sonra tepesi taklak getirilirse, NATO yetmemiş CENTO, o da az görülmüş SEATO ağları ile örümcek ağına düşmüş sinekten beter, kıskıvrak bağlanmış, bütün toprakları üsler, radarlar, füzeler, casus uçaklar ve onbinlerce yerli – yabancı ajanla kaplanmış, en ufak bir insancıl düşünce ve davranışa göz yumulmamış bulunan Türkiye’de mi CİA’nın parmağı olmaksızın kimseye soluk aldırılabilir? Ve bütün olaylar (ekonomik, sosyal, politik, kültürel) sömürge olma yolunda çığ gibi yuvarlanan bir ülkede: Beş on komutan ile beş altı yüz öğrenci tarafından mı yaratılmış ve güdülmüş olabilir?
“Hür Basın”: 35 milyon insanı ahmak ve bunak yerine koyup, işi o denli maskara ölçülerde yutturabileceğine güveniyor. CİA’dan başka kim, nasıl bölebilir Türkiye’yi? Bu gerçeklik akılların kenarına bile getirilmemek için, “Hür Basın”dan daha elverişli bir yaygara ve hokkabazlık yeryüzünde bulunamaz. Oysa “Anarşi”nin bölücülüğü en çok nerede toplanıyor? 50 yıldır Emperyalizmin: İçli – dışlı Parababalarına dayanarak kışkırttığı ve kundakladığı “Kürtlük” meselesinde toplanıyor. Üç tane Ankara kılkuyruğu, iki buçuk okunmaz paçavra “sol” yayınında, tam indikatörce ve provokatörce Kürtlük meselesine değer değmez, ülke yangın yerine dönmüşmüş!.. Öyle gösterilmek isteniyor. Ve ne yazık ki, aktör birkaç yüz öğrenci ile aktör birkaç General de gerçekten o düpedüz alçakça yalana inanmış, kanmış göıünüyorlar. Yani, üç buçuk ateşli öğrenci de sahiden marifet saydıkları o bölücülük işini kendileri yaptıklarına inanıyorlar üç buçuk soğukkanlı General de bu işi öğrenciler yapıyor, biz önleyeceğiz kanılarında besbelli son derece samimi ve kararlıdırlar.
İşte oyunun bu kertesine insan dayanamıyor. Parababalarının 50 yıldır işlettikleri ve zaman zaman dehşetle deştikleri bu çıban, bir buçuk yılda üç buçuk çocuğun işi nasıl olabilir? Buna o çocukların kendileri en başta inansalar bile, suyun başında, -hiç değilse- görünen üç buçuk yüksek yetkili General gerçekten nasıl inanabilirler? CİA’nın bütün gücü ve marifeti, hüneri burada: Uykuda gezer kuklalarını göz göre göre çektiği iplerle dilediği oyuna kaldırır da, bu kuklalar kimin elinde bulunduklarını akıllarından bile geçiremezler. Geçirtmez ki eloğlu. Geçirtmemek için CİA her yıl 30-60 milyar Dolar (Türkiye’nin en az 15 ile 30 yılda 35 milyondan toplayamadığı parayı) harcayarak bu işleri tezgahlamaktadır. Görünürde iz, toz bırakır mı?
Ancak Türkiye’de Kürtçülük meselesini kimlerin, hangi “sosyalist”lere, niçin işlettirdikleri ara sıra başka amaçlarla ortaya atılan yazılarda sırıtmaktan geri kalamazdı ve kalamıyor. Türkiye’de Kürtlük meselesi, Parababaları kumpaslarıyla başlıca iki kast güdülerek 50 yıldan beri işletilmektedir:
1- Türkiye’de hiçbir zaman en pis burjuvaca Demokrasi’ye bile soluk aldırtmamak;
2 – Bunun için daima: a) Komünizm, b) Kürtçülük.. korkuluklarını her an, her yerde çan çalarak dolaştırmak..
27 Mayıs kayıntısı bu ezelî ikiyüzlü taktiği birleştirmeye yaradı. Demokrasiyi kökünden baltalamak için, büyük yığınların şaşkın bakışları önünde Sosyalizmi Vatan ve Millet ihaneti biçiminde maskeli haydutluğa çevirtti. Bunu bizim Parababaları kendi başlarına güç kıvırtabilirdi. Dünya deneylerini bütün ayrıntılarıyla beyin tröstü arşivlerinde her gün silip parlatan Parababalığı (yetmiş yedi buçuk Emperyalist ve geri ülke ajan örgütleri: Başta CIA’lar, Entelicens Servis’ler, ve ilh., ve ilh.’lar) Türkiye orjinalliğine en uygun biçimleriyle ortaya atmayı bildi:
A) Sosyalizm: Bir gangsterliktir.
B) Bu gangsterlik Kürtlük yangını ile tutuşur. Bu oyunu öylesine sinsice, basamak basamak, her elemanı ve aracı ayrı ayrı sahneye koyarak oynattı ki, şimdi artık en objektif gizli verileri eliyle tutan en uyanık MİT generalleri bile, perde ardından bütün ipleri çektiren CİA’yı bile bile zemzemle yıkamak ve savunmak zorunda bırakıldı.
Ancak olaylar olaylardır. Biz onları ne denli yerin altına itersek itelim, CİA onlara bakan gözleri ne denli külleyebilirse küllesin: Hiç umulmadık yerden meduzun başı, yahut kuyruğu kendiliğinden kendisini ele verir. Bunun en son ve aktüel örneğini, MIT’in, dolayısıyla CİA’nın oldukça usta organı Milliyet Gazetesi verdi. Şimdi artık Parababalığı “Vatan kurtaran Şaban” rolüne girdi ya.. Kendi uydurduğu yalanın tehlikeli yanlarını budamak için nasıl : “Türkiye’de sosyalizmi dejenere etmekte” olduğunu ve bunun Kürtlük probleminde ne anlam taşıdığını kendisi “bilginci” edalarla açıklamak zorunda kaldı. Parababası “Hürriyet”in yukarıda andığımız hayasızca martavallarını özetlediği aynı gün: Mit’oloji organı Miliyet’te ,”Düşünenlerin düşünceleri” sütununda: “MILLİYETÇİLİK ve İDEOLOJİLER” başlığı altında, oldukça gerçekçi bir yazı çıktı. Yazının kendisinden çok daha önemli olan şey, yazarının kimliğidir. Yazarının adı, sanı ve gradosu: “Prof. Dr. Kemal H. Karpat”tır. Ne var ki burada ne “Prof’luk, ne “Dr”luk önem taşımaz. Asıl önemli olan yan, bu “Prof.Dr”un, o satırları kaleme aldığı sırada bulunduğu yer ve kat ve kariyerdir. İmzanın hemen altında “Prof. Dr. Kemal H. Karpat”ın öz kimliği şöyle açıklanır:
“Wisconsin Üniversitesi’nde Misafır Öğretim Üyesi”
Bu besbelli CİA’nın seçip, parababalığının kale – kâbesi Amerika U.S. Üniversitesi’ne Öğretim Üyesi yaptığı Bay “Prof. Dr.” bir numaralı problem olarak Kürtlük meselesini ele alıyor. Orada şöyle inciler dizilir:
“Kürtçe konuşan Türkler’in sayısı 3 milyon civarındadır ki bu tüm nüfusun yüzde 8’inden azdır.” .
“Kürtçe konuşanlar arasında önemli bir grup alevidir. Bunlar 1. Selim zamanında sünnilerin ve devletin baskısından kurtulmak için Kürt Beyleri’nin yanına sığınan ve zamanla kendi dillerini bırakarak Kürtçe konuşmaya başlayan Türkmen aşiretleridir.”
Sonra: “İlmi ve gerçekçi sınırlar” içinde görünmek için, şu iki martavalı bize de “Lâ, lâ, lâ” diyerek kabul ettirilmiş sayar:
“Cumhuriyet rejiminin baş davası (içten birbirine kaynaşmış olan) bu topluma, modern,çağdaş uygarlık seviyesinde bir hayat temin etmek olmuştur.”
“Türkiye’de Kürtçe konuşanlar herhangi bir ayrıma tabi tutulmamaktadır.”
Gerçeklik ise, bu iki iddianın tam tersi değil midir Parababalığı 50 yıldır Kürtçe konuşanları herşeyde en feci ayrıma tabi tutmakla, milletten kopuşmaya zorlamıştır. Ve Kapitalizmin “böl ve hükmet” bizantizmini bir sömürge ideolojisi biçiminde sürdüren eşitsiz gelişimini resmen “Mahrumiyet Bölgesi Doğu” teriminde özetlemiş, bütün MilIet içinde özellikle Doğu’yu en gerici Ağalık sisteminde boğdurarak meşhur: “Çağdaş Uygarlık seviyesi”nden uzak tutmaya önemle, bilinçle özen göstermiştir. Ve bugün CİA’nın at koşturduğu meydan olarak Türkiye insanlarını böyle düşman kardeşler durumunda sömürmesine taban hazırlamıştır: Bütün o Prof. Dr. martavalları ortasında asıl ağızdan kaçırılan korkunç gerçek ise şöyle konur:
“Bölücü ve dar anlamda milliyetçi… düşünce ile hareket edenleri iki grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta bir Kürt Devleti’nde ekonomik ve sosyal çıkarlarını daha iyi korumak isteyen FEODAL BEYLER ve ŞEYHLER yer alır (Hani ya “Çağdaş Uygarlık”? HK.). İkinci grupta ise çeşitli sol gruplar içine sızmış, sosyalizm maskesi altında Kürt milliyetçiliği propagandası yapan bazı aydınlar yer alır.”
“Netekim Irak’ta aynı yollardan giderek Kürt milliyetçiliğini savunanlar, Türkiye’de anti-emperyalist geçinenler, ilk firsatta BÜYÜK DEVLETLER’DEN, bu arada AMERİKALILAR’DAN BOL BOL DESTEK almakta tereddüt etmemektedirler. AMERİKA’DA yayınlanan bazı DERGİLERİN ve KÜRT ÖRGÜTLERİNİN NASIL FİNANSE edildiği incelenmeye değer bir konudur.
Demek asıl “Bölücü düşünce ve hareket” nerede, “nasıl finanse ediliyor”? Amerika U.S. başta gelmek üzere Dünya Finans – Kapital anayurtlarında. 6. Sıkıyönetim Kralcığı ise neyi inceliyor? Türkiye’de o “bölücü”lüğü FİNANSE edenlerin Üslerini, Silahlı Kuvvetlerini mi? Hayır. Onları “inceleyecek” birkaç çocuğun içine sokulmuş CİA ve ilh. “BÜYÜK DEVLET” ajanlarını mı? Hayır.
“Reform Hükümeti”: Reformu bıraktı, “âsayiş”i tutturdu. A.İ. bile dayanamıyor: “Erim hükümeti bir POLİS HÜKÜMETİ görüntüsünü almamalı” (Milliyet, 12.5.71) diyor. Sıkıyönetim: Trafik polisinin görevini kolaylaştırıp, çoluk çocukla kolcu kaçakçılık oynuyor. Parababaları Sıkıyönetimi bile 6 parça etmiş: İlişkilerini Erim’e vermiş…
Anladık: CİA’nın âleti alanları da kovalamalı. Ama o âletleri kullanan el öpülür de başa konursa, şu 2 milyon işsizler yurdunda, CİA her zaman bin bir yeni âlet bulmaz mı?
Kaynak:Medyadev

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeler alın, hemen abone olun.

Yorumlar